Rabbine Sıla Edenler!

Rana Çeçen
21. yüzyıl… “Milenyum çağı” diyorlar yaşadığımız bu zamana. Büyük bir sevinçle karşılanmıştı bu çağ. 90’ların son günlerinde ne heyecanlar yaşıyordu insanlar, ‘milenyuma gireceğiz’ diyerek
Bismillahirrahmanirrahim.

21. yüzyıl… “Milenyum çağı” diyorlar yaşadığımız bu zamana. Büyük bir sevinçle karşılanmıştı bu çağ. 90’ların son günlerinde ne heyecanlar yaşıyordu insanlar, ‘milenyuma gireceğiz’ diyerek. 1999 yılının son gecesinde nefesler tutulmuştu. O gece uyuyup sabah kalkanlar ve gece boyu gözüne uyku girmeyenler, 2000 yılının ilk sabahına gözlerini açtıklarında sıradan, normal, her zamanki sabahları gibi bir sabaha uyanınca, bunca bekleyişin ne için olduğunu anlayamadı.

Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Güneş hep aynı doğup, aynı batıyordu. Her şey önceki yıllar gibi zannediliyordu. Aslında inceden inceye, gizliden gizliye bazı değişiklikler de olmuyor değildi. Yeni gelişmeler, insanların hayatlarını kolaylaştıran araç gereçlere her gün bir yenisi eklenmeye başlıyordu. İnsanlar daha bir bağlandı dünyaya. Sosyal bir varlıktır, denilen insan, gittikçe yalnızlaşmaya, bireyselleşmeye başladı. Kimse kimseye tahammül etmez oldu. Geniş olan aileler daraldıkça daraldı. Ölüm olmadan kimse kimseye gitmez oldu. Hatta çoğu vakit, ölümler bile bir araya getiremedi insanları.

Artık akıllı olan telefonlarımız vardı ve onlarla uzaklar yakın oluyordu. Ne kadar üzgün olduğumuzu, gözümüzdeki yaşları akrabalarımıza gösterebiliyorduk. Üzüntülerimizi böyle de paylaşabiliyorduk ya, aynı ortamda olmak şart mıydı ki? Hatta gülerken, ağlarken, yemek yaparken, yemek yerken, gezerken, otururken, çocuğumuzu severken, kızarken, ibadet ederken, sohbet ederken… Kısacası hayatımızın her anını paylaşabiliyorduk ve paylaşıyorduk ya herkesler ile bu yeterli değil miydi?

Aslında teknolojik araç gereçler, insanların faydasına kullanıldığı zaman, en büyük nimetler arasına girerler. İletişim araçları, daha kısa sürede ve anlık olarak haber almamızı sağladığı için çok önemli bir yer tuttu hayatımızda. Ancak, yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi, bunların kullanımında da ifrata kaçınıldı. Yakınlaştırılması gerekenler uzaklaştı. Yüzeysel ilişkilere sürükledi. Korunması gereken en önemli bağlardan biri olan akrabalık bağlarını, akraba ziyaretlerini iletişim araçlarıyla yerine getirmeye çalışıyoruz artık.

Oysaki “sıla-i rahim” olarak ifade edilen akraba ziyaretleri, hem Rabbimizin kelamında, hem de Resulullah Efendimiz (SAV)’in hadislerinde, dikkat edilmesi gereken işlerden olduğu konusunda birçok uyarı vardır. Yakınların haklarını korumak, onlarla olan ilişkilerin sağlam, sıcak ve devamlı olmasına özen göstermek gerekir. Akrabalık bağlarını koparmanın ve gereken ehemmiyeti vermemenin, Kur’an-ı Kerim’de yerilen davranışlardan olduğu belirtilir.

“Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle m? İşte onlar, Allah’ın lanetleyip, (gerçeğe karşı) kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed / 22-23)

Sıla; kavuşmaktır, ulaşmaktır. Rahim; merhamet etmektir, acımaktır, şefkat duymaktır. Rabbimizin isimlerinden birinin, akraba ziyaretleri için kullanılması, bunun ne denli gerekli ve önemli olduğunu belirtiyor.

“Rahim (akrabalık), Allah’ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı korursa, Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa, Allah da ondan ihsan ve rahmetini keser.” (Buhari) diye buyurdu Allah Resulü (SAV).

Kendi ailesi ve akrabalarıyla sağlam ve sıcak bir iletişimi olmayan kişinin, diğer insanlarla ilişkisi nasıl düzgün olur ki?

Sevinç ve üzüntülerini yakınlarıyla paylaşmayan ya da yakınlarının sevinç ve üzüntülerini paylaşmayanlar başkalarınınkini nasıl paylaşsınlar?

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, idare ve himayeniz altında olanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa /39)

İşte, Allah’ı bir kabul edip ibadet etmekten sonra, öncelikle anne-baba ve akrabalardan başlamak suretiyle diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmak, kurtuluşa götürür insanı. Resulullah Efendimiz (AS)’e bir sahabi, “Ey Allah’ın Resulü! Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli haber verir misiniz?” diye sordu. Peygamberimiz (SAV), “Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaz, namazı doğru kılar, zekâtı verir, yakınlarını ziyaret edersin.” Adam uzaklaşınca da peygamberimiz (SAV); “Emr olunduğu şeyleri yaparsa cennete girer.” ( Müslim) buyurdu.

İşte sıla-i rahim bizi Allah’a yakınlaştıracak amellerden biridir. Onun içindir ki, en yakından başlayarak, gerek kan bağıyla ve gerekse de evlilik bağıyla birbirimize bağlandığımız akrabalarımızı ziyaret ederek, aradaki sevgi ve saygıyı devam ettirmeye çalışmak gerekir. Kamil mü’min, kendisine peygamberi tam anlamıyla örnek ve rehber alan Müslüman, bu konuda da peygamberin izini takip eder. O izi takip edenler, kendine vermeyene verir, kendine gelmeyene gidenlerdir.

“Akrabadan gelen iyiliğe misliyle karşılık veren kimse tam manasıyla akrabasına sıla etmiş değildir. Gerçek sıla, kendisiyle ilgiyi kesenleri görüp gözetmektir.” (Buhari) Buyuran Resulullah Efendimiz (SAV), akrabalarımızın rahatsız edici davranışları karşısında bile ilgiyi kesmememiz gerektiğini anlatır. Allah’ın Elçisi bunu kendi hayatında da en güzel şekilde uygulamıştır zaten. Kendisine her türlü eziyeti ve işkenceyi reva gören akrabalarına karşı dahi daima anlayışlı ve yumuşak davranmıştır.

Sahabeden biri bir gün Resulullah Efendimiz (SAV)’e gelerek şöyle der: “Ya Resulullah. Benim yakınlarım var. Ben onları ziyaret ederim, onlar bana gelmez. Ben onlara iyilik ederim, onlar bana kötülük. Ben onlara yumuşak davranırım, onlar bana kaba davranır.” Peygamberimiz; “Eğer dediğin gibiyse, onlara sıcak kül yutturuyorsun. Sen böyle davrandığın sürece, Allah’ın yardımı seninledir.” (Müslim)

Bu durumda olan o kadar çok kişi var ki. Toplum olarak büyük çöküntülere doğru yol almış gidiyoruz. Bencillikler, kıskançlıklar toplumun temeline konulmuş dinamitler gibidirler. Bu patlamaları engelleyecek, toplumu daha büyük felaketlere düşmekten kurtaracak şey, hiç şüphesiz ki ayet ve hadislerde emredilen, tavsiye edilen davranışları sergilemektir.

“Mükâfatı en hızlı verilen hayır, iyilik ve sıla-i rahimdir. Cezası en hızlı verilen kötülük de zulüm ve sıla-i rahmi terk etmektir.” (Ebu Davud)

Başka da söze gerek olmasa gerek.

Rana Çeçen | Nisanur Dergisi | Aralık 2017 – 73. Sayı

 


 
06-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.