Ramazanla İmar Olmak

Aynur Sülün
Bu Ramazan, uzletle maddeye bakınca manayı, şehadet âlemine bakınca gayb âlemini, dünyaya bakınca ahirete bakan yönü, parçaya bakınca bütünü, olaylara bakınca ledün ilmini, hüzne bakınca hazzı hesaba katma yönümüzü kuvvetlendirmeli; satırların cazibesinden kurtulup mana denizinde yüzmeye çalışarak toparlanmalı, kutsi vazifemize hazırlanmalıyız.
Sözlerin gürültüsünden, abartısından, kulakları cırmalayan şamatasından, seslerin yankılarından bir an olsun kaçmak, kurtulmak… Teknolojinin elinde oradan oraya savrulan, daldan dala konan, rüzgârgülü gibi istikametini şaşıran gönüller; dur durak bulmak istiyor.

Zihne dayatılan ezberlerin yükünden, her bir tarafta birileri tarafından belirlenen standartların, konan ipoteklerin baskısından kamburlaşmış gönüller; yükünü atmak, hafiflemek, rahatlamak istiyor.

Maskelenmiş yüzlerin riyakârlığından, kendisini maskelenmeye zorlayanların elinden bunalmış ruhlar; kendine dönmek, kendi olmak, kendiyle özdeşleşmek istiyor.

Bir tarafta yeryüzünün kaynaklarını, sadece kendilerinin tüketme hakkı olduğu iddiasıyla aç ve sefil bıraktığı ümmetin haklarını hızla üretime dönüştüren, tüketen ve tükettiren uluslar… Diğer tarafta, onları özgürleştirmeye(!) çalışan uluslar tarafından sömürülen aç ve çıplak, savaşlardan, iç çatışmalardan yorgun düşmüş, hicret ederken yollarda ölmüş, kendi diyarında bombaların altında parçalanmış insan görüntüleriyle yıkılan ümitler…

Ve insanı tüketen bir alete dönüştüren, “insaniyetin, dinin, irfanın, ahlakın, merhametin, vicdanın” yerine tüketimi geçiren kapitalistlerin dayattığı yüzlerce sahte ve yalancı “ihtiyaç hissi” altında ezilen zihinler… Yeniden iman ışığında ayılmak istiyor; yeşerip dal budak vermeye ihtiyaç hissediyor.

Topraktan gelen yorgun insan yine toprağı özlüyor. Şu fani âlemin çamurlaşan dünyasında insanın toprak olası geliyor…

Tıpkı Buda’nın “Terk et her şeyi! Kopart tüm bağları; anne, baba, evlat, kardeş, eş, dost, toplum, ülke hepsine sırtını dönüp bir gergedan gibi tek başına yaşa” dediği gibi tek başına, kayıtsız, sırf kendi için, kendi adına yaşamak için yaratılmadı ki insan! Öyle ya batı tüm “insanlığa karşı” önündeki boynuzuyla önüne gelene vurup, parçalayıp, arkasına bakmadan kaçan bir gergedan rolü oynuyor. İnsanlığı bir bir her yönden parçalayıp yere deviriyor, arkasına bakmadan kaçıyor, insanının elinde sığınacağı hiçbir şey ve hiçbir yer bırakmıyor. Refah içinde olan da mutsuz, zulüm altında inleyen de…

Eugene Lonesco ünlü eseri Gergedan kitabında “Gelecekte insanlık gergedandan ibaret olacak. Gergedan güçlüdür, ama insan değildir” diyor. Olanca hızıyla tüketime teşvik edilen günümüzün insanı, yalnızca kendi çıkarlarının hesabını yapan, kendi refahını her şeyin önüne alan bir gergedana dönüştürülmeye çalışılıyor. Refah arttıkça insanlık, Uganda’da derme çatma kulübelerde kâğıt bulamadığı için tahtalara yazdığı Kur’an’ı tek tek eline alıp ezberlemeye çalışan hafız çocukları, açlık ve susuzlukla mücadele eden ümmeti umursamayacak; ama küçük çocuğunun ağzındaki emziğinin, biberonunun markasını, rengini kafaya takacak kadar gergedanlaşmaya (duyarsızlaşmaya, kendi nefsine odaklanmaya) doğru gidiyor.

Bunca etki altında “imanın gereğini yapmak, İslam’ı bireysel, toplumsal, siyasal alanda hâkim kılmak” için toparlanmak, zindelik kazanıp yola tekrar kaldığımız yerden devam etmemiz gerekiyor.

İşte Ramazan ayı bunun için çok büyük bir fırsat ve imkân kapısıdır. Bu ay (ve her daim) günün belli zamanlarında uzlete çekilmeli, kendimize dönmeli, Ramazanın ardından gireceğimiz seneyi yeni bir dönem olarak karşılamalıyız. Tıpkı uzletteyken gelen vahyi “Ben bilmem” tevazuuyla karşılayan Nebi gibi bizi bekleyen yeryüzünün “iman ile imarı” vazifesine ümmileşerek başlamalıyız.

O ümmi nebinin bu hali Kur’an’da yerilmemiş, bilakis övülen bir özellik sayılmıştır. Hâlbuki ümmi; ‘okuma yazma bilmeyen, çağın kültüründen geri kalmış kişi’ demektir. Ümmilik aynı zamanda çağın kirli, necis bilgi ve kültüründen temiz, saf, pak, uzak demek olduğundan büyük bir meziyettir. Onun içindir ki Batılı bir filozof “Çocuk doludur, ama yaşlı bilgin boştur” demiştir.

Çocuk kendi fıtratına verilen tüm güzelliklerle saf, merhametli, masum, vicdanlı, kalbine verilen tüm hakikatlerle doğar. Ümmi insan da bu potansiyellerini muhafaza eden kimsedir. Çağın kirli kültürünü, bilgisini temsil eden, sahiplenen kimse ise tüm bu hakikatlerin üzerini o kirlerle örtmüştür. Onun için ümmileşmek, zihni, ruhu, kalbi ve duyu organlarının birer ürünü olan “hisleri, duyguları, fikri, ahlakı” dayatılan tüm manevi kirlerin buğusundan, necasetlerden arındırmak, felaha erdirmek, zindelik kazandırmaktır. Kalp ve zihin aynasını yeniden parlatıp doğru bakabilme, doğru kavrayabilme, doğru okuyabilme, doğruyla eğriyi seçebilme yetisini geliştirebilmektir.

Maddi varlığımızı bir tarafa bırakıp, bir süreliğine erteleyip; dünyanın fani yüzüyle aramıza bir duvar örmeli, dünyanın “Allah’ın esmasına bakan ve ahirete bakan” yönüyle sık sık meşgul olmaya çalışmalıyız. Ashab-ı Kehf, kendileri ile fitne/fücura dalmış olan toplumları arasında bir duyarsızlık duvarı örüyor. Bu sebeple Rabbimiz “Biz onların hidayetlerini artırdık, imanlarını sağlamlaştırıp güçlendirdik” diye Kehf Suresi’nde belirttiği gibi onların eksiklerini, kusurlarını giderip imanlarına, hidayetlerine zindelik, kuvvet kazandırmıştır.

Erek Dağı’ndaki o mabedi, Hira’daki mağarayı evimize, iş yerimize hatta yolculuk yaparken koltuğumuza taşımalı, insanlarla aramıza zaman zaman bir duyarsızlık duvarı örüp Rabbin sanatına bakıp Rab ile hemhal olmalıyız. Tefekkür, zikir, tesbih, nafile ibadetlerde derinleşmeyi yakalamalıyız. Secdelerle acizliğimizi, kulluğumuzu hissetmeli, eğilmenin son haddi olan o vaziyette günahlarımızdan, kirlerimizden arınmaya, kulluğumuzu onarmaya çalışmalıyız.

Kur’an’ı meali ile beraber yeniden nazil oluyormuş hissiyle yeniden okumalıyız. Siyeri yeryüzünü yeniden “iman ile imar” eden Resulullah (AS)’ın bu imar aşamasındaki yöntemleri, insanları eğitmede izlediği metotları, çektiği sıkıntılarda gösterdiği sabrı her yönü ile kavrayabilmek adına içselleştirerek okumalıyız. Halife seçilmiş olmakla beraber “insanın bireysel, toplumsal, siyasi imarı” için görevli olan biz müminler sık sık kendimizi dinlemeli, zaaflarımızı, ihtiyaçlarımızı kavramalı, onarabilmek için onarılmalıyız. Tıpkı Hira’da ‘insanın varoluş nedeni, kâinata nispetle konumu ve sorumluluğu’nun cevabını arayan o Resul (sav) gibi tüm manevi duyularımızı insanlığın imarı görevine hazırlamalıyız.

Bu Ramazan, uzletle maddeye bakınca manayı, şehadet âlemine bakınca gayb âlemini, dünyaya bakınca ahirete bakan yönü, parçaya bakınca bütünü, olaylara bakınca ledün ilmini, hüzne bakınca hazzı hesaba katma yönümüzü kuvvetlendirmeli; satırların cazibesinden kurtulup mana denizinde yüzmeye çalışarak toparlanmalı, kutsi vazifemize hazırlanmalıyız.

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi - Mayıs 2016 (54. Sayı)
 
19-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.