Resetlen!

Emine Yılmaz
Esneklik kelimesini hepiniz duymuşsunuzdur. Fakat psikolojideki tanımına değinirsek; eski durumları bir kenara bırakıp yeni durumlara uyum sağlama sürecidir.
Esneklik kelimesini hepiniz duymuşsunuzdur. Fakat psikolojideki tanımına değinirsek; eski durumları bir kenara bırakıp yeni durumlara uyum sağlama sürecidir.
 
Gurbete giden birini düşünün. Alıştığı, uyum sağladığı bir ortamı bir anda bırakıyor, yepyeni ortam ve kişilerle yüz yüze kalıyor. Bu da onun sosyal konumunu ve psikolojisini olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir. Yani psikolojimiz yeni durumlara uymakta ve bu durumları hoşnut bir şekilde karşılamakta ne derece esnekse o derecede de mutlu oluyoruz. Sonuç olarak esnekliğimiz ölçüsünde yaşamımızı mutlu ya da mutsuz kılabiliyoruz.
 
Psikolojimizi bu denli esnek yaratan Rabbul Âlemin Ramazanı alıp da her hücremize yerleştirip yeni durumlara ve oluşumlara yelken açmamızı, adeta hayatımızı ters-düz ederek bize sunuyor. Gece gündüz, gündüz geceye dönüşüyor.
 
Peki, Rabbimiz bununla neyi murat ediyor? Sadece açlığımızı mı sınamak? Tabi ki hayır!
 
Bir bilim adamı çok basit bir deney ile Nobel Ödülü sahibi oluyor. Bu deney; elektrotlar vücuda bağlanmış bir vaziyette. Vücutta-beyinde olan değişiklikleri ve aktiviteleri kaydediyor. Sizden kolunuzu oynatmanız ve oynattığınız andan itibaren haber vermeniz isteniyor. Kişinin beyninde önce bir aktivite oluyor ama kişide ses yok. Kişi kolunu oynatıyor ama ancak beşyüz milisaniye sonra kolunu oynattığını söyleyebiliyor. Yani bilincimizin, yaptığımız işin farkına varması belli bir zaman alıyor.
 
İşte Ramazan en başta yeme-içmeden bizi alıkoyarak dünyevi zevklerle aramıza bir set çekiyor. Yukarıda fen ilminin ortaya koyduğu deneyi aslında Rabbul Âlemin bizi bildiği için Ramazan ayı ile bize her yıl tekrar ettiriyor. O anda farkında olmadığımız davranışların tesirini Ramazandan sonra hayatımıza sirayet ettirmemizi bizden istiyor. Zahmetli bir şekilde geçirdiğimiz bir ay açlık sonrası fark ediyoruz ki; “ne mübarek bir aymış, ne de güzel tatlar ve renklerle bürümüş, süslemiş o yılımızı…” 
 
En başta dünya uğraşımızı azaltarak bunu tefekküre sevk ederek bize yaptırmak istiyor. Öyle ya geçmiş ile geleceğini sorgulayan tek varlık insandır.
 
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidiş gelişinde aklıselimler için ibret verici deliller vardır.” (Al-iİmran/190)
 
Yine bir kıssada Hz. Lokman (AS)’a sormuşlar; “Niye yalnız oturuyorsun, insanlarla sohbet etsen daha iyi olmaz mı?” O,“Uzun süre yalnız kalmak tefekküre daha müsaittir. Uzun süre tefekkürde bulunmak da insanı cennete sevk eder” cevabını vermiştir.
 
Tüm bu bilgilere dayanarak diyebiliriz ki; Allah (CC), koca bir yılı düşünüp, ardından hayatımızı gözden geçirmemizi… Eski kötü durumlara tevbe etmemizi… Güzel şeylerin de farkına vararak onların da artırılması üzerine Ramazan ayını büyük bir fırsata çevirerek ruhumuzu ve beynimizi resmen “resetlememizi” istiyor.
 
Hayatımıza büyük bir ikramiye gibi yerleştiriyor o bir ayı. Hem de her yıl bunu tekrar ettiriyor bizlere. Yani yıl boyu tefekkürle, o zamanlar farkında olmadığımız virüs gibi ruhumuzu zedeleyen günahların tedavisi için bilincimizi açmamızı istiyor bizden. Adeta ruhumuzda ve bedenimizde deprem etkisi yaptırarak dünya zevklerinden, elimizin altında olduğu halde, bizi mahrum bırakarak aslında Ramazan sonrasındaki bilinci bizde oluşturuyor. Ramazandan sonra sudan çıkmış balığa dönen bizlerin, ne çok boş işlerle işkembemizi ve ne çok boş uğraşlarla beynimizi uğraştırdığımızı algılamamızı istiyor. Algılıyoruz da ama asıl marifet olan, irademizi sürdürmemekte hata ediyoruz, nefse zulüm ederek.
 
Bir durumu yaşamak ile yaşadıktan sonraki hal arasında ciddi farklar vardır.
 
Birçoğumuz geçmişimize döndüğümüzde “hey gidi günler, ne güzel günlerdi” deriz. Hâlbuki o günleri yaşadığımız anda bize sorsalar “Mutlu musunuz?” diye birçoğumuz “Hayır” diyecekti.
 
Yine bir düşünür şöyle der; “Belki de mutluluk yaşanmayıp hatırlanan şeydir.” Askere gidenler ve aileleri bilir. Askerlik yapmamak için bin bir türlü bahane sayılır, doktor raporu alınmak istenir. ‘Bitmek bilmeyen’ bir yük gibi algılanır. Fakat yıllar sonra belki de hayatlarında en güzel anılar olarak anlatılır bu yıllar. Ki bu da, yukarıdaki sözü haklı çıkarmaktadır.
 
Ramazandan sonra eziyetlerimiz(!) bitecek. Sadece yaptığımız güzellik iyilik ve iyi amellerin hatırası aklımızda ve amel defterimizde kalacak. Bunları hatırladıkça aynı zamanda mutlu olacak, tadını ruhumuzda hissedeceğiz. Cennette dostlarımızla sohbet edeceğimiz anı olarak da kayda geçecek biiznillah. İşte asıl mutluluk buradadır. Anlık zevklerde değil. Belki eziyetten sonra gelen huzur ve sükûttadır. Bunun adı da Ramazandır…
 
Sadaka verilen, gıybetten uzak durulan, küslerin barıştığı, af vesilesi olan bu aydan sonra gerçekten bu amelleri hatırlıyorsak ruhumuz mutluluğu hissedecektir. Anlık zevkten çıkıp arşı alaya bulacak, bize cennetin yoluna azık olacaktır.
 
Gelin esnetelim ruhumuzu… Ramazanın bize kattıkları ile sonraki hayatımızı şekillendirelim. Önceki hayatımızı bir kenara itip “tevbe” ile yalvaralım, af ve mağfiret sahibi Rabbimize. Uyum sağlayalım yeni hayatımıza ve devamlılığına... İşte o zaman gayeye ulaşır Ramazan.
 
Ramazan sonrası bilincimizde ve yaşamımızda onu hayatımıza uygulamak dileğiyle… 
 
Sevgi ile kalın.
 
Emine Yılmaz | Nisanur Dergisi | Temmuz 2017 | 68. Sayı
 
17-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.