Resullah’ın Hayatı Bizleri Dengeye Davet Ediyor

Aynur Sülün
İslam’ın sadece manevi ve ibadi değerlerine yönelip; ailevi ve sosyal sorumlulukları (emr-i bi’l ma’rûf, ilim, cihad gibi) ihmal etmek nasıl bir eksiklik ise; sadece bu dışa dönük sorumluluklarda aktifleşip manevi ve ibadi yönü ihmal etmek de o kadar tehlikelidir.
 “Andolsun ki, Resulullah’ta Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab / 21)

Kur’an-ı Kerim’de Resulullah (SAV)’ın müminlere örnek olarak gösterilmesi; Onun taklit edilebilir olduğunu, Ona benzemenin mümkün olduğunu gösterir. Eğer bu mümkün olmasaydı örnek olarak gösterilmesi abes olurdu. Onun için Yüce Rabbimiz bir meleği değil, insanı peygamber olarak seçmiştir. Çünkü insan ancak hemcinsini örnek alabilir, örnek olarak kabullenebilir. Bu açıdan peygamberin gerekliliği, gönderilen kitabın gerekliliğinden çok daha fazladır.

Yüce Rabbimiz yeryüzüne kitapsız peygamberler göndermiş; fakat peygambersiz bir kitap indirmemiştir. Çünkü kitabın örnek alınması mümkün değildir. Peygamber Hakk katından gönderilen kitabın uygulayıcısı, satırlardan hayata taşıyan somut bir örneğidir.

Hz. Ayşe (R. Anha) Allah Resulü (AS) için; “O yaşayan bir Kur’an’dır.” demiştir. Bu nedenle Resullah’ın hayatı Allah’a kavuşmayı arzu edenler için bir modeldir. Geçici olanı kalıcıya feda edenlerin kazanacağı bu hayat yarışında saadet kupasını almanın yolu; Onu örnek almaktan geçmektedir.

Allah Resulü (SAV)’nün hayatına bakan her mümin görür ki Onun hayatında bir denge, bir ahenk mevcuttur. O İslam’ın bir değerine fazlaca yönelip, diğer değerlerini ihmal etmemiştir. Allah’a kulluğa (teheccüd, tövbe, hamd, münacaat, tefekkür gibi ibadetlere) yöneldiğinde, İslam’ın aile ve sosyal hayatla alakalı yüklediği sorumlulukları ihmal etmemiştir. Aile ve akraba haklarıyla alakalı sorumlulukların, emr-i bi`l ma`rûf ve nehy-i anil münker ve devlet reisi olarak yapması gereken sorumlulukların hepsini bir denge üzere yapmıştır. Onun oturup kalkması dahi tesbih, zikir, istiğfar, münacaat ve hamddir. Ve “Peygamber olmama rağmen, günde yüz defa istiğfar ederim.” buyurmuştur. 

İslam’ın sadece manevi ve ibadi değerlerine yönelip; ailevi ve sosyal sorumlulukları (emr-i bi’l ma’rûf, ilim, cihad gibi) ihmal etmek nasıl bir eksiklik ise; sadece bu dışa dönük sorumluluklarda aktifleşip manevi ve ibadi yönü ihmal etmek de o kadar tehlikelidir.

Manevi/ibadi sorumluluklarını ihmal edenin durumu tıpkı nefsinin eline esir olmuş; fakat sözün en güzelini söyleyen insanın hali gibidir. Allah Resulü (SAV) “Ahir zamanda toy ve sefil gençler çıkacak; yeryüzünün en güzel sözünü söyleyecekler; Kur’an okuyacaklar, fakat iman boğazlarından aşağıya geçmeyecek.” (Ebu Davud) buyurarak bu tehlikeye dikkat çekmiştir.

Allah’a doğru yönelişi ihmal edip, nefsini terbiye etmeyen insanın durumu tıpkı dışarıdan güzel görünüp; içeriden kurtlanmış, hatta küflenmiş elma misalidir. İçinde kurda, kuşa esir olmuş, yenilmiş, tükenmiş; fakat dışarıda ahkâm kesmekten geri durmamıştır.

Sözün en güzelini söylerken, mücadele saflarında en önde yer alırken; ahlaki ve İslami bir şahsiyete ulaşamamış, belki en yakınlarına eziyet etmeyi bile meziyet haline getirmiştir.

Ancak ibadi ve manevi yönelişlerle, nefsin hilelerine, şeytanın dürtülerine, şer güçlerin yönlendirmelerine karşı bir koruma duvarı oluşturulur ve bu yönelişler devam ettikçe; zamanla İslami şahsiyet oturur.

Koruma duvarı olmayan kişi, sürekli etki altında kalacağından kaypak bir ayağa, gel-git fikirlere sahip olur, ruhi bir olgunluğa eremez. Doğulu bir sosyolog nefisi kış uykusuna yatan bir yılana benzetiyor “Kış uykusundayken dokunsan kımıldamaz, insan onun kendisine boyun eğdiğini sanır, ama güneş ışığı üzerine düştüğünde aniden canlanıverir.” diyor ve şunları ekliyor; “İnsan kendisini bir değerlendirdiğinde kimseye kin beslemediğini, kıskanmadığını, kibir ve öfkesinin olmadığını zanneder. Ama bazen öyle bir durumla karşılaşır ve öyle an gelir ki kıskançlık, kibirlenme veya öfke tüm benliğini tamamıyla kaplar. İnsan ruhunun derinliklerinde böyle hastalıkları barındırdığını kabul etmek istemez.”

İnsan, nefsin bu gibi afetleri sebebiyle; aile ve sosyal hayatında birçok sıkıntılar yaşar, sorunların altında bocalar. İmanı, iradesi ve aklı kinlerin, nefretlerin, kibrin, kıskançlığın, öfkenin altında ezilen insan, ailesiyle ve dışarıyla olan ilişkilerinde, çalışmalarında ahengi nasıl yakalayabilir ki? Ancak Allah’a yönelişlerini artırdıkça nefsinin tahakkümünden kurtulup, ona karşı güçlenir. Onun için ibadi-manevi yönelimler müminin en mühim enerji kaynağıdır. Eşimizle, çocuklarımızla, akrabalarımızla, davetle alakalı sorunlarda, sıkıntılarda Rabbimizle bağımızı bir yoklayalım ve nefsimizi bir hesaba çekelim. Altından çok şey çıkacaktır.

Yine sadece manevi ve ibadi değerlere yönelip; örneğin emr-i bi`l ma`rûf ve nehy-i anil münker gibi dışa yönelik bir sorumluluğu ihmal etmek de ahenksizliktir. Allah Resulü (SAV)’nün hayatında içe dönük ve dışa dönük sorumluluklarını yapmada bir denge mevcuttur. Hatta kendi döneminde İslam’ın sadece ibadet yönüne yönelip; diğer sorumluluklarından uzaklaşan sahabeleri gördüğünde onları ikaz etmiş ve dengeli yaşamaya davet etmiştir. Çünkü bir yönde aşırılık göstermek; İslam’ın diğer değerlerinin git-gide yok olmasına neden olacaktır. İslam ne sadece dışa yönelişi, ne de sadece ibadi ve manevi yönelişleri ister.

Allah Resulü (SAV)’ne bazı sahabeler, ashabından bir kısmının ibadette aşırıya gittiğini belirttiğinde O “Ben Peygamber olduğum halde gecenin bir kısmında istirahat ederim, bir kısmında aile fertlerimle ilgilenirim, bir kısmında ise ibadet ederim. Her gün oruç tutmam, bazen tutar, bazen iftar ederim. Bu yolu tutmayanlar benim ümmetimin dışındadır.” buyuruyor.

Resulullah (AS)’ın sahabeye nasihat etmesi, sahabenin sorunlarını dinlemesi, onları eğitmesi, yönlendirmesi, daveti diğer ülkelere taşıması, cihad etmesi Onu ailesini ihmale götürmüyordu. Kendi hanımlarına, çocuklarına ve hatta torunlarına dahi haklarını veriyordu. Onun hayatında fazlaca etkisinde kaldığım konulardan biri de Hz. Hatice (R. Anha)’yi devamlı hayırla yâd etmesi. vefat etmesine rağmen onun dostlarına hürmet etmeye devam etmesi ve onları ziyaret etmesidir. Resulullah bu haliyle vefa örneğidir. Hatta bir gün Resulullah (SAV) deve keserken yaşlı bir kadın geliyor. Onun oturması için hırkasını yere serip buyur ediyor. Hz. Ayşe (R. Anha) onun kim olduğunu sorunca Hz. Hatice’nin hayattayken sık  görüştüğü bir dostu olduğunu belirtiyor ve deveden bir parça o kadına da veriyor. Allah Resulü (AS)’nün herhangi bir sorumluluğunu yerine getirmesi; Onu diğer sorumluluklarından alıkoymuyordu. Vefalı olmaktan bile.

Bizler de Resulullah (SAV)’ı anlayıp, Onu model aldığımızda kendi iç dünyamızda, aile ilişkilerimizde, topluma karşı İslami ve insani sorumluluklarımızda ahengi yakalamış olacağız.

Rabbimiz bizleri Onun hayatını ezberci bir yaklaşımla ele alanlardan değil; idrak edip nasiplenenlerden eylesin. Tüm insanlığa Onun gönderdiği nuru taşıma gayretimizi ve bu yolda samimiyetimizi artırsın. Ümmeti içine düştüğü mazlumiyet ve mahrumiyetlerden Onun hatırına kurtarsın. Âmin.

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi Nisan 2017 (65. Sayı)
 
11-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.