Riya Nifakın Bir Sonucudur

Nevin Yapıcıoğlu
Yalanı söyleyenin bir anne; muhatabının da onun çocuğu olması bu sonucu değiştirmez. İki şahıstan, birinin anne diğerinin de onun çocuğu olması gibi aralarındaki diyaloglar da imtihanın birer parçalarıdır. Allah`ın şahıslara verdiği haklar da sabittir, anne olmak sınırları ortadan kaldıran bir durum değildir.
Yalan, kişinin karşısındakine kendisine inanıldığı halde doğru söylememesi, aldatmasıdır.

Yalanı söyleyenin bir anne; muhatabının da onun çocuğu olması bu sonucu değiştirmez. İki şahıstan, birinin anne diğerinin de onun çocuğu olması gibi aralarındaki diyaloglar da imtihanın birer parçalarıdır. Allah`ın şahıslara verdiği haklar da sabittir, anne olmak sınırları ortadan kaldıran bir durum değildir. Çocuğu küçük dahi olsa yalan atma hakkını ona vermez. Anne sanmamalı ki; attığı yalanlar uzay boşluğuna akıp tamamen yok oluyor. Hepsinin bir kaydı ve karşılığı vardır. Bu gibi günahları küçük görmek, (hâşâ) Allah’ın emirlerini küçük görmektir.

Abdullah b. Amr anlatıyor,"Ben küçüktüm, Resul-i Ekrem (AS) evimize gelmişti. Ben oynamaya gidiyordum. Annem bana seslendi ‘Abdullah gel sana bir şey vereceğim’ dedi Bunun üzerine Resul-i Ekrem (AS) ‘ona ne verecektin?’ diye sordu. Annem, ‘Hurma vereceğim’ dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem, ‘Dikkat et, eğer bir şey vermeyecek olsan ve bunu aldatmak için söylesen sana bir yalan günahı yazılırdı’ buyurdu."(1)

Efendimiz (SAV) sadece çocukları değil hayvanları da aldatmaktan men etmiştir. Bir sahabenin elinde boş bir külahla, sanki içinde bir şey varmış gibi davranarak atını yanına getirmeye çalışması Allah Resulü (AS)`nü öyle rahatsız etmiştir ki; o sahabeyi çağırmış ve hayvanı aldattığı için onu azarlamıştır.

"Kişiye, yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter."(2)Hadis-i şerifi de yalanın bir başka çeşidine işaret eder. ‘Laf olsun, torba dolsun’ misali insanın doğruluğundan emin olmadığı şeyi anlatması çok kötü sonuçlara sebebiyet verebileceğinden bu da men edilmiştir.

"Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır."(3)ikazı da diğer bir yalan çeşidine karşı uyanık olmaya davet eder.

Sıddık-ı Ekber Efendimiz (SAV)`in mübarek ağzından hak söz dışında hiçbir söz çıkmazdı. Ashabı Ona (AS) "Sen ara sıra bizimle şaka yapıyorsun" deyince "Ben şaka da olsa sadece hak olanı söylerim" der ve Enes b. Malik`e "Ey iki kulaklı!" diyerek, gerçeği olan ve tahkir içermeyen şakalar yapardı.

Hak dairesi insanın şaka ihtiyacını gidermesine kâfidir; illa bu dairenin dışına çıkıp yalanla bu ihtiyacın giderileceği diye bir şey yoktur. Şaka için yalan söylemek imanın kemale ermesinde bir engeldir ve bundan da şöyle men edilir; "Yazıklar olsun o kimseye ki milleti güldürmek için yalan söyler. Vay ona, vay ona, vay ona."(4)

Bazı toplumlarda açlığını izhar etmek farklı sebeplerle ayıp karşılandığından, kişiler utançtan yalana başvururlar. Aç oldukları halde, ‘tokum’ derler ve maalesef bunu yaparak yalancı sınıfına girerler. Oysa yalana başvurmadan da yemek davetini reddedebilirler.

Görmediği rüyaya ‘gördüm’ diyerek yalan söyleyen kişi de şöyle ikaz edilir; "Yalandan rüya gördüğünü söyleyen kimse kıyamet günü iki arpa tanesini birbirine bağlamakla mükellef olacak fakat asla onları birbirine bağlamayacaktır."(5)Ceza, amel cinsindendir. Olmayan şeyler uyduran yalancının cezası da gerçekleşmesi mümkün olmayan "iki arpa tanesini birbirine bağlamak" olacaktır.

Fiillerle yapılan yalanlara dikkatimizi çeken Üstadımız (Bediüzzaman) şunları söyler; "İman izzet-i nefsi intaç ettiği gibi, nifak da onun aksine zilleti intaç eder. Zilleti olan, herkese karşı kendisini zelil gösterir. Bu ise riyadır."(6)"Riyakârlık fikri bir nevi yalancılıktır. Dalkavukluk ve tasannu (yapmacıklık) alçakça bir nevi yalancılıktır."(7)

Riyakârlık yani içindekinin aksiyle muamele etmek, nifakın bir sonucu olup bir çeşit yalancılıktır. Hal ve hareketleriyle yalan söylemektir. Menfaat için, gücü elinde bulundurana yalakalık yapmak yani dalkavukluk da, olduğundan farklı davranmak olduğu için o da yalan sınıfına girer.

Veya sözde ‘medeni’ olma adına karakter satma ve suni nezaket hallerinin hepsi aslı olmayan yalanlardır. Bu yapmacık hareketler kendilerini olduğundan daha iyi gösterme çabasıdır. İnsanların nazarı için sergilenen bu suni karakterler yok olmaya mahkûm, esassız ve kısa ömürlüdür. Hakikat kaybolmaz.

Böyle insanların gerçek karakterleri "betonları ve kayaları delip çıkan filiz" gibi er ya da geç ortaya çıkacaktır.

İnsan tabi ki günahlarına şahitler tutmamalı, izzet-i nefsini muhafaza etmeli ve her doğruyu her yerde söylememeli. Fakat bundan sonraki adım olan "nefsini temize çıkarma" adına yapmacık hareketlerde de bulunmamalı. İkisinin arasında, yani durması gereken çizgide durmalı. İşte bu da imtihanın ta kendisidir. İmtihan, hayatımızın her karesidir. Allah istikametten bir an bile bizleri ayırmasın.

Günümüzde hakkı ve Rıza-yı İlahi`yi merkeze almayan felsefenin etkisinde kalan sözde medeniyet, yapmacıklık, dalkavukluk gibi hastalıkları daha da azdırmış durumdadır. Müslümanın hedefinde ise Rıza-yı İlahi`den başka hiç bir şey olmamalı ve nefis nazarıyla değil hak nazarıyla her şeye bakmalıdır.

ŞÜKÜRSÜZLÜK DE BİR ÇEŞİT YALANDIR

Cenab-ı Hakk’a “şükretmemek”, bir anlamda hem verdiği nimetleri yok saymak ve hafife almak hem de hamde ve şükre layık sıfatlarını kabul etmemektir. Bu durum ilahi rahmete iftiradır ve bir çeşit yalancılıktır.

Biri diğerine nimet olan varlıkları birbirinin yardımına koşturan ve hepsini insana ve cinlere hizmet ettiren Allah, hamd edilmeye layık değil mi? Bunca nimetleri görmemek ya da görüp de şükretmemek küfran-ı nimet değil mi? Nimetlerin üstünü örtmek yani inkâr etmek yalan değil de nedir?

Rahman Suresi’nin otuz bir yerinde tekrarlanan "O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?" hitabı bütün insan gruplarınadır. Allah`ın varlığını, yüceliğini, kudretini ve rahmetini inkâr eden münkirlere; Ulûhiyetine ortak koşan müşriklere; günahkâr, nankör Müslümanlara kısacası unutkan, cahil ve zalim insanadır. Onları doğru söylemeye yani nimetlenmeyi ikrar etmeye, unuttukları ya da yok saydıkları bu nimetlerin gerçek sahibini hatırlamaya, hamde ve şükre davet eder.

Efendimiz (SAV) bu ayet okunduğunda, cinlerin; "Ey Rabbimiz senin nimetlerinden hiçbirini yalanlamıyoruz. Hamd sana mahsustur."(8) dediklerini söylemiş ve onları övmüştür.

1- Ebu Davud
2- Müslim
3- Buhari
4- Tirmizi
5- Buhari
6- İşârâtü`lİ`caz, Bakara, 14-15 ayetleri tefsiri
7- Hutbe-i Şamiye
8- Tirmizi


Nevin Yapıcıoğlu / Nisanur Dergisi – Temmuz 2017 (68. Sayı)
 


 
05-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.