“Sahip Olduğu İle Kanaat Etmeyen, Sahip Olmak İstediği ile de Kanaat Etmez”

Zehra Yüksek
Yeryüzünün hazinesi, gücü, saltanatı ve egemenliği Allah’ın kudretinde olduğu gibi, şüphesiz hiç kimsenin müdahale edemeyeceği rızık da Allah-u Teâlâ’nın elindedir. Zira her şeyin kaynağı, yaratanın katında olduğundan yaratılan; hiçbir şeyin sahibi değildir. O, “dilediğine bol rızık verir ve dilediğinden de kısar.”
Hamd, kullarına bol ve geniş rızık veren ve hamd-i hak edip hamde müstehak olan Allah’a; salat ve selam O’nun emirlerini aynen uygulayıp bizlere örnek olan Hz. Muhammed’e ve kıyamete kadar Onun yolunu sürdürecek olan takipçilerine olsun…

“Her şeyin hazineleri bizim yanımızdadır; biz onu belli bir ölçüde indiririz.”
(Hicr / 21)

“Allah kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde azarlardı; fakat O rızkı dilediği ölçüde indirir.” (Şura / 27)

Ayeti kerimede de belirtildiği gibi yeryüzünün hazinesi, gücü, saltanatı ve egemenliği Allah (c.c)’ın kudretinde olduğu gibi, şüphesiz hiç kimsenin müdahale edemeyeceği rızık da Allah-u Teâlâ’nın elindedir. Zira her şeyin kaynağı, yaratanın katında olduğundan yaratılan; hiçbir şeyin sahibi değildir. O, “dilediğine bol rızık verir ve dilediğinden de kısar.”

Allah Âlimdir! Kimin neye muhtaç olduğunu, kime ne kadar vereceğini ve kimden ne kadar kısacağını takdir eden O’dur. Bizler de O’nun bizim geçim ve maişetlerimiz için takdir ettiği miktara kanaat edip şükretmeliyiz. Zira O, bu taksimi hikmeti gereği yapar; kullarının hakkında hangisinin şer ve hangisinin hayır olduğunu da çok iyi bilir. Bu konuda Allah Resulü şöyle buyuruyor:

“Müjde o kimseye ki; İslam hidayetine ulaşmış, geçimi yetecek kadar verilmiş ve buna kanaat etmiştir.” (Tirmizi)

Kanaat; elinde olana/kısmetine razı olmak ve Allah’ın kendisine dünya nimeti olarak verdiği şeylere rıza göstermektir. Zira kanaat, nasıl olsa az ile yetineceğim diye ataletle az çalışmak ve cüzi kazanmak demek değildir. Her Müslüman muhakkak meşru yollardan gücü yettiği kadar çalışıp kazanmalıdır.

Ancak yoksulluk korkusuyla da ömrünü servet toplamak peşinde harcayıp şeytanın ‘Niçin tembellik ediyorsun! Kendinden yüksek olanlara baksana; nasılda bolluk ve ferah içinde yaşıyorlar. Haydi, durma topla; ilerde hastalık, ihtiyarlık var’ aldatmalarına uyarak maneviyatını bertaraf etmemelidir.

Allah Resulü (s.a.v)’nün; “Başınız hareket ettiği ve sallandığı müddetçe rızıktan ümit kesmeyin. Zira insan derisiz kızıl bir et parçası halinde doğar da Allah-u Teâlâ onun rızkını verir” (İbni Mace) hadisi, nasıl da şeytanın verdiği tüm endişe ve korkuları bir tarafa iterek kalplerimizi Rezzak Olan’a emin kılıyor…

Nitekim şairin biri;

“Geçim dediğin geçmekte olan birkaç saatten ibarettir! Günün hadiseleri bunları çeker götürür… Geçimine razı ol, elindekine kanaat et, arzularını terk et, hür yaşa… Nice ölüm çeşitleri var ki, onlara altın gümüş ve elmaslar sebep olur” derken Üstad Bediüzzaman da “Kanaat etmeyen zillete ve manen dilenciliğe namzettir” der. Ve kanaatin, sebeb-i izzet ve kemal olduğuna delalet eden bir vakıayı bizlere şöyle anlatır:

“Bir zamanlar dünyaca ünlü meşhur Hatem-i Tai, mühim bir ziyafet veriyor. Misafirlerine gayet fazla hediyeler verdiği vakit, çölde gezmeye çıkıyor. Bakar ki, bir ihtiyar fakir adam, bir yük dikenli çalı ve dikenleri beline yüklemiş, cesedine battıkça kanatıyor. Hatem ona; ‘Hatem-i Tai hediyelerle güzel bir ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın’ der. O muktesit ihtiyar ise ‘Ben bu dikenli yükümü izzetimle çekerim de Hatem-i Tai’nin minnetini almam’ diye cevap verir.

Daha sonra Hatem-i Tai’ye; ‘Sen kendinden daha civanmert ve aziz olarak kimi görürsün?’ diye soranlara ‘İşte o sahrada rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek ve daha civanmert gördüm’ der.” (Lemâlar)

Fransız yazar Rochefoucauld bu konuda:

“Kanaatkârlığı kendi içimizde bulamasak, onu başka yerde aramanın anlamı yoktur” derken Sokrat;

“Sahip olduğu ile kanaat etmeyen, sahip olmak istediği ile de kanaat etmez” diyor…

Bediüzzaman Said-i Nursi ise;

“El hâsıl; sebepler dünyasında sebeplere başvurmamak tembellik,
Sebeplere başvurduktan sonra sonucu kabul etmek tevekkül,
Bütün sebeplere başvurduktan sonra kısmetine düşeni benimsemek ise kanaattir!” Diyor…

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi – Şubat 2013
 


 
22-02-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.