Sanatkarım O Benim!

Elif Yüksek
Uyan Leyla! Artık uyan… Ancak Allah’a dayan… Yalnızca O’nun aşkıyla yan… Yana yakıla dayan, indi ilahiye… Ve sımsıkı kapan… Gör bak o zaman; el mi yaman bey mi yaman! Unutma ki; dünya hayatı ancak bir imtihan… Sana geçer not aldıracak esasları barındıransa bir tek mübarek Kur’an…
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uykuya direnen bedenine rağmen zihni berrak mı berraktı bu gece… Aklı Leyladaydı. Leyla yine isyanlardaydı. Gece ne kadar da karanlıktı. Yıldızlar ne kadar bulanıklardı…

Leyla’yı düşündükçe; onun gibilerinin varlığını içten içe terennüm ettikçe uyku girmiyordu gözüne…

Soruyordu Leyla yine. “Kadın olarak doğduysam bu benim suçum mu?” diye…

Bir yol açtı gönlünden o karar-tıl-mış gönle! Bir meydan okumaydı bu aynı zamanda, muhatabının zihin anaforuna… Mağlup etmek değildi niyeti; galibiyeti tattırmak istiyordu ona tüm zerrelerince… Yenmek için değildi gayreti; insi ve cinni şeytanları beraberce yenebilmeye azmetmişti…

Usulca aldı eline kalemi. Sımsıkı sardı avuçlarında. ‘Bismillah’ dedi satırlarına başlamadan önce…

***

Haydi, kalk Leyla! Saat gece yarısını çoktan geçtiyse de sen uyuma. Bu gece, ağırlaşan gözkapaklarına ve kızaran gözlerine rağmen, uyanışın iptidası olsun…

Hele bir sor bakalım önce “Kadın olarak doğmak suç mu?” diye. Ya da sen söyle! Erkek olarak doğmayı ayrıcalıklı kılan ne?

Sahi, kim şartlandırdı seni bu denli? Kendisine kırk defa ‘deli’ denilenin delirmesi; kendini öyle zannetmesi gibi bir hal mi sendeki? Varlığının/doğumunun bir suç unsuru olduğunu da kim söyledi?

“Kimler söylemedi ki?”

En başta kendisi doğmamış ve doğrulmamış olan söylemedi! Seni yaratan Allah söylemedi böyle bir şeyi, anlıyor musun?

Gelmiş geçmiş yüz yirmi dört bin peygamber söylemedi! Kur’an-ı Azimüşşan söylemedi! Nebi-i Zişan söylemedi! Allah (CC)’a inanan ve O’ndan layıkıyla sakınan erkekler söylemedi! Allah (CC)’a inanan ve O’na gönülden bağlanan kadınlar da söylemedi, böyle meşum bir şeyi!

“Ya ne dediler?”

‘Ne yücedir O Allah ki, toprağın bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeyleri hep çift yaratmıştır.’ (Yasin / 36)

‘Her şeyi çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp ders alasınız.’ (Zariyat / 49)

`Orada (yeryüzünde) bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O`dur.` (Ra`d / 3)

‘Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır.’ (Tirmizi)

‘Sizden eşine karşı el kaldıranlarınız; hayırlı kimseler, iyi insanlar değildir.’ (Ebu Davut)

‘Kadınlarınızın hakları konusunda Allah’a hesap vereceğinizi unutmayın! Çünkü onlar Allah’ın size emanetidir.’ (Müslim)

‘Bir kimsenin kız çocuğu olur da ona eziyet etmez, küçümsemez ve erkek çocuklarını ondan üstün tutmazsa, Allah bu tutumundan ötürü onu cennete götürür.’ (Kenz-ül Ummal)

‘Biz cahiliyye döneminde kadınları insan yerine koymazdık. İslam geldi ve bizden onlarla en iyi şekilde ilişki ve iletişim kurmamızı istedi. İşte o zaman biz, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu anladık.’ (Hz. Ömer)

Ve daha neler neler…

İşte böyle Leyla! Bir erkek bir de kadın olarak, çift yaratılmış olmamız –çifter yaratılmış diğer tüm mahlûklar gibi- bir hikmete binaendir. ‘Düşünüp ders almamız’ içindir. Suçlu arayışına girmemiz; ‘ben üstünüm o ise aşağı’ polemikleriyle hayatı kendimize adeta zindan etmemiz için değil! Hele isyan kapısını aralamamız için hiç değil…

Şu halinle boynundaki paha biçilmez kolyenin kıymetinden bihaber; haliyle boynundan çekip koparılmasını, dağılıp saçılmasını dert etmeyen ve yeniden ipe dizmek için hiç gayret göstermeyen kimse gibisin!

Söylesene, değeri beş para etmez bir gerdanlığı kim çekip alır sahibesinin boynundan? Türlü entrikalarla ç/almaya kim yeltenir?

Peki ya mücevheratının değerine hep bigâne kalan; onu layıkıyla koruyabilir mi? Öte yandan, elinden çıkıp gittikten/alındıktan sonra koparıp duracağı vaveylalar kimin umurunda olur? Sormazlar mı sonra ‘Hiç mi merak edip sormadın kıymetini’ diye… Yadırgamazlar mı Leyla?

‘Sizi çift olarak yarattım’ diyor Cenabı Allah. ‘Eşit olarak yarattım’ demiyor… ‘Biriniz üstün biriniz pasifsiniz’ de demiyor…

Yaratan O iken; bize bizden çok malikken… Açığa çıkardıklarımızı da gizlediklerimizi de bilmekteyken… Bizi bizden iyi tanımaktayken… Bize şah damarımızdan daha çok yakınken… Bizi bize anlatıyorken; hem de en ince ayrıntısına kadar, O’ndan nasıl uzak durabiliriz? Emirlerine, yasaklarına, söylemlerine nasıl kulak tıkayabiliriz? Bizi var edene söyle nasıl gafil kalabiliriz?
 
Hayır, hayır bu tam bir saçmalık! Üzerimde bir iğne ucu kadar dahi hakkı olmayan… Beni, kitaplar dolusu anlatsam da tam manasıyla anlayamayan… Hatta beni anlayabilmek gibi bir kaygı da taşımayan… Ruhuma uzak, gönlüme uzak, zihnime uzak, hislerime uzak olan… Beni ‘ben’den koparmaya; yarım, eksik, hissiz ve ruhsuz bırakmaya çalışan ‘birilerinin’ söylediklerini önemsemem ne derece akıl kârıdır, sen söyle…

O ‘birilerinin’ yorumlarını baz alarak hayatımı, hislerimi, düşüncelerimi ve söylemlerimi şekillendirmemim olur mu bir izahı? Olabilir mi? Olsa bile kabule/takdire şayan mı?

Vasıfsız bir eleman, işinde yükselmek, kariyer sahibi olmak için ustasının ağzının/gözünün içine bakıyorsa… Elektronik bir eşya sahibi, her seferinde üşenmeden kullanım kılavuzuna dolasıyla üreticinin ürünü hakkındaki izahlarına bakarak işlem yapıyorsa… Bir çalışan, kendisine belli bir ücret/makam vadeden patronunun bir dediğini iki etmiyorsa ve tüm bunlar anormal karşılanmıyorsa; durum da bunu gerektiriyorsa bir ‘insan’ olarak ben neden sanatkârımdan sormayayım kendimi?

Akıllı ve irade sahibi olarak ‘içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı’ kitaba neden başvurmayayım, her ihtiyaç duyduğumda? İnsan-ı kâmil olma yolunda neden sarılmayayım sünnet-i Resullullah’a? Dizinin dibine neden çökmeyeyim Ustam’ın?

‘Birileri’ istemiyor, uygun görmüyor, engelliyor diye mi? ‘Ak’ olana ‘kara’ dedikleri gün gibi ortadayken mi? Kendi heva ve heveslerine kul/köle olmuşlarken mi? Edindikleri tanrıya tapmaya beni davet ederlerken mi? Üstelik emelleri uğruna bedenimi ve ruhumu, bir karıncayı ezer gibi ezmeye çalışıyorlarken mi?

Onlar da kimmiş? Öngörüleri/yorumları kimin umurunda?

Şunu bil ki; Allah var Leyla! Ve sen O’na kul olmadığın taktirde ya kimi kıymet bilmezlerin güdümünde bir hayat yaşayacaksın ya da nefsi bir takım zevklerin kölesi olacaksın. Her iki durumda da İblis’i (aleyhillane) memnun etmiş olacaksın.

Şunu bil ki; Allah yar Leyla! Ve sen O’nun söylemlerini baz almadığın taktirde ya türlü hurafelerle bulanacak zihnin ya da hevasını kendine rab edinenlerin izdüşümleri şekillendirecek duygu ve düşünce dünyanı. Her ikisinin sonu da aynı! Hüsran ve sancı… Aklına düşer kimi, gönlüne düşer kimi… En çetiniyse bu sancıların, duygularını delip geçeni… Varlığını bile sana suç olarak belleteni… Seni doğumundan yana bir suçlu aramaya iteni…

Uyan Leyla! Artık uyan… Ancak Allah’a dayan… Yalnızca O’nun aşkıyla yan… Yana yakıla dayan, indi ilahiye… Ve sımsıkı kapan… Gör bak o zaman; el mi yaman bey mi yaman! Unutma ki; dünya hayatı ancak bir imtihan… Sana geçer not aldıracak esasları barındıransa bir tek mübarek Kur’an…

Elif Yüksek / Nisanur Dergisi - Ağustos 2015 (45. Sayı)
 


 
21-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.