Şecaatin Kaynağı İmandır

Zehra Yüksek
Tarihte şecaatleriyle bizlere örnek olan erkeklerin yanı sıra kadınlar da var; Hz. Zeynep, Hz. Safiye, Afra Hatun, Nesibe ve daha nicelerinin bu konudaki tavırları son derece örnek ve takdire şayandır… Müslüman bacılarıma âcizane tavsiyem; bu örnek hanımların hayatlarını araştırıp detaylıca okusunlar. Şecaatin kadına ne de güzel yakıştığını görüp kavrayacaklardır.
“Her hakikî iyilik gibi, cesaretin de kaynağı imandır. Her kötülük gibi cebânetin (korkaklığın) dahi kaynağı sapkınlıktır. Evet, tam münevverü’l-kalb bir âbidi (kalbi imanla aydınlanmış bir kulu), küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz” der Bediüzzaman.

Ve ekler; “Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi (İlâhi san’atı) lezzetli bir hayretle seyredecek. Fakat meşhur bir münevverü’l-akıl (aklı bilimle aydınlanmış) denilen kalbsiz bir fâsık (günahkâr) feylesof ise, gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer, ‘Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?’ der, evhâma düşer.”

Nasıl ki bir insanın hayatı boyunca merhametli, şefkatli, halim, selim olması için hakiki bir imana sahip olması gerekiyorsa, her an ve her ortamda şecaatli olması için de iman ediyor olması şarttır.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “İman hem nurdur, hem kuvvettir. Hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdiselerin baskısından kurtulabilir. ‘Tevekkeltü alâllah’ der, hayat gemisinde tam bir emniyetle, hâdiselerin dağlar gibi dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını mutlak kudret sahibi olan Allah`ın kudret eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, kabirde istirahat eder.”

Evet, iman eden kişi, her şeyin Allah-u Teâlâ’nın kontrolünde olduğunun, zarar ve menfaatlerin O’nun yaratması ile meydana geldiğinin, her şeyin dizgininin O’nun elinde ve anahtarının O’nun yanında bulunduğunun ve O dilemedikçe hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğinin bilincinde olur.

Dolayısıyla bu imana sahip olan insan Allah’a tevekkül eder ve hangi olayla karşılaşırsa karşılaşsın her zaman cesurdur. Karşısına çıkan hadiselerin şiddeti, onun cesaretini kaybetmesine yol açmaz. Zaten Allah’ı dost ve hami edinmişse artık korkacağı ve çekineceği hiç bir şeyi yoktur. Çünkü O “Allah, iman edenlerin koruyucusudur” hakikatine iman etmiştir ve imanı ona tam bir güven vermiştir.

Her daim yolunu takip ettiğimiz Peygamber Efendimiz (SAV) de yumuşak huylu olduğu kadar cesur, yiğit ve kahramandı. Peygamberlik vazifesini ifa ederken karşılaştığı hâdiseler önündeki tavırlarında bu niteliği görmek mümkündür. Mekke döneminde İslâm’ı tebliğden alıkoymak için, Ona akla gelmedik engeller çıkarılmıştı. Fakat O (SAV), bunların hiçbirinden yılmamış, Rabbine güvenerek çıktığı tebliğ yolunda kahramanca yürümüştür. Onun sabrını, tahammülünü, cesaret ve kahramanlığını beşerî tehditler ve vaatler kaybettirememişti. O, yoluna dikenler, sırtına deve işkembesi atıldığı zaman da, kendisine hükümdarlık zenginlik ve başkaca maddî imkânlar teklif olunduğu zaman da yolundan asla dönmemiş, azminde zerre kadar bir sarsılma meydana gelmemiştir. İslâm uğruna girdiği kavgalarda tam bir yiğit olarak görünmüştür.

Öyle ki, muharebe meydanlarının Haydar-ı Kerrar`ı Hz. Ali (RA), Onun bu yanını ifade ederken; “Biz, muharebelerde başımız sıkıştığı zaman Resulü Ekrem`e sığınırdık” der. Nitekim Huneyn`de öyle olduğu gibi Uhud`ta da bir yönüyle kırılıp dökülmüş ve âdeta felç olmuş cemaatini, düşmanın içine korku salacak şekilde yeniden harekete geçirmiş ve âdeta “Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın” (Âl-i İmran / 27) hakikatinin mazharı olarak o sarsılmış, kırılmış ve dökülmüş cemaatten dipdiri ve taptaze bir ordu çıkararak yeniden düşmanı yakın takibe almış, Mekke`ye kadar kovalamıştır. İşte bu, Onun şecaat-i kutsiyesinin bir ifadesidir ve sahasında nazirsizdir.

Bunun bir örneğini de Hz. İbrahim (AS)’in hayatında görebiliriz. O, insanları tevhide, putları kırmaya davet ettiği zaman kavmi Onu taptıkları ilahlarla korkuttular. Hz. İbrahim hayretle şöyle dedi:

“Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah`a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır? İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” ( En’am / 81-82)

Elbette tarihte şecaatleriyle bizlere örnek olan erkeklerin yanı sıra kadınlar da var; Hz. Zeynep, Hz. Safiye, Afra Hatun, Nesibe ve daha nicelerinin bu konudaki tavırları son derece örnek ve takdire şayandır. Gönül isterdi ki, hepsinin öykülerine ayrı ayrı yer verelim. Ne var ki derginin formatı gereği bizlere verilen sayfa sayısı sınırlıdır. Ancak Müslüman bacılarıma âcizane tavsiyem; yukarıdaki örnek hanımların hayatlarını araştırıp detaylıca okusunlar. Şecaatin kadına ne de güzel yakıştığını görüp kavrayacaklardır…

Allah’ın ayetlerinde, Peygamberlerin ve sahabelerinin de hayatlarında görüldüğü gibi yalnızca Allah`tan korkmak ve bu takva ile yaşamak, şecaat sahibi mümin Müslümanların vazgeçilmez vasıflarındandır. Korkak olmadıkları gibi, cesaret konusunda hadlerini aşıcı değildirler... Adalet sınırlarını çiğneyen bir saldırganlık, müminlerin ahlakında yer almaz… Onların, müşrik ve zalim olduklarından dolayı yalnızca bir kavme olan kinleri onları asla adaletten ayırmaz. Onların, Allah`ın hükmü gereği olan adalete karşı boyunlarının kıldan ince, zulme, zalime ve insanlığı sömürenlere karşı kılıçları kınından sıyrılmış ve gayet keskindirler. Onların şecaati, adaleti ve hakkı ayakta tutmak, fitne ve fesadı yok etmek içindir.

Yazının başında Üstad’ın da belirttiği gibi, hakiki imana sahip olmayan kişiler ise karşılaştıkları en ufak zorlukta bütün kararlılıklarını yitirir, inançlarından, prensiplerinden ve değer yargılarından vazgeçerler. Korkak, sabırsız ve sebatsız insanların hiçbir konuda başarılı olmaları mümkün değildir. Evet “cahil cesaretlidir” diye bir deyim var; fakat körü körüne delice bir cesaret toplumda takdir görüyor olsa da Kur’an’ın tarif ettiği cesaret değildir. Çünkü bunun cesareti bilinç dışı bir cesarettir ve bundan her türlü akıl ve mantık dışı eylem çıkabilir.

Konuya üstad’ın sözüyle başladık onun sözüyle de noktalayalım:

“Sultan-ı Ezeliye iman ile intisap (bağlanan) eden ve ubudiyetle hizmetine giren bir mümin cesaretin en büyük kaynağına ulaşmış demektir.”

Selam ve dua ile…

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Ocak 2015 (38. Sayı)
 


 
23-01-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.