Sevgi Direğiyle Kurulan Evlilikler!

Esra Gülşahin
İnsan, hayatın farklı süreçlerinden geçip de büyürken karşılaştığı en zorlu dönemeç evlilik olsa gerek. Evlilikle olgunlaşıp, sorumluluk kaftanını üzerine geçirip artık kendinden ziyade başkasına göre yaşayabilmektir.
İnsan, hayatın farklı süreçlerinden geçip de büyürken karşılaştığı en zorlu dönemeç evlilik olsa gerek. Evlilikle olgunlaşıp, sorumluluk kaftanını üzerine geçirip artık kendinden ziyade başkasına göre yaşayabilmektir. Manevi zorluğundan ziyade maddi zorluklar direk göz önüne gelse de seçim/tercih hususunda ya da evlilik sonrası ahlak, empati, birlikte yürütebilme kararlılığı olmayınca manevi bir huzursuzluğa götürüyor. Bu demek değildir ki evlilik zordur, fakat yürütebilme olgunluğunun da olması elzemdir! Hele ahlaksızlığın zirvesini yaşadığımız şu zamanda evlilik olmazsa olmaz, evlilikteki o manevi huzuru korumak ise iki kat elzemdir.

En ufak bir tartışma, en basit bir neden, çözülebilir bir olayda bile boşanmalar revaçta olabiliyor. Evliliğe teşvik etmek kadar evlilik sürecindeki ‘bir ömrü’ beraber yürütebilmek adına da çalışmalar yapmak gerekir. Neden, niye, niçinler araştırılıp sorunlar noktasında evliliklere huzur, hayat bahşedecek çözümler getirilmelidir.

Bir zamanlar bir kardeşten, eşiyle arasındaki tek sorunun ‘iletişimsizlik’ olduğunu duymuştum. Bu sorunu hemen hemen birçok ağızdan duyabilmek mümkün. İletişimsizliğin lisan-ı hal ve lisan-ı kal diline bile yansımaması evliliklerde temel sorun olarak görülebiliyor. Bu da ilgisizliğin nedeni oluyor ve araştırmalarda boşanma oranındaki artışın nedenine baktığımızda ‘ilgisizlik’ olduğu görülüyor. Bu ilgisizliğin, daha çok ‘sevgi’ anlamındaki beden ve dile yansımamasına değinmek istiyorum.

‘İlgisizlik’ denilince akla hemen evin giderlerini karşılamama, çocukların ya da eşinin masraflarını karşılamama gelmesin. Kadın için ise evini ihmal edip sorumluluklarını yapmama ya da çocuklarına bakmama gibi bir düşünce de gelmesin. Erkek de kadın da bu anlamda sorumluluklarını yapıp evliliği geçindirebiliyorlar. Ancak asıl sorun olan ilgisizlik, evliliğin temelini teşkil eden sevginin hâl ve kâl diline yansımaması. Eşler kendilerini bu iletişimden uzak tutup yoksun kalınca araya duvarlar örmüş olurlar. Her ne kadar geçim ve sorumluluk noktasında bir sıkıntı olmasa da hal ve kal diline yansımayan sevgi ve ilgisizlik, zamanla biriken bir su gibi taşma gösterip patlak verebiliyor. Evi ayakta tutan direkse, evliliği ayakta tutacak olan da sevgidir. Hâlbuki bu sorun şuan evliliklerin temel sıkıntısı olmuş durumda.

Kadın ve erkek mizacı farklı yaratılmıştır. Erkeğin eşine vereceği küçük bir hediyesi, kadını dünyayı vermişçesine bir mutluluğa sevk edebilir. Kadının eşine özel özene bezene hazırlamış olduğu bir sofra, erkeğin bütün stresini alabilir. Her ikisinde de beden dili vardır ve bu muhataba ilgi odağı olduğunu hissettirip mutlu eder. Hakeza kadında daha çok beğenilme içgüdüsü olduğundan eşinden duyacağı en küçük bir iltifat bile aradaki ilgisizlik buzlarını eritebilir. Yine sevgi sözcüklerini çiftlerin birbirlerine yapması, lisan-ı kâle yansıyarak çiftlerdeki huzuru ayyuka çıkaracaktır.

Bu noktada Peygamber Efendimiz (AS)’in eşleriyle olan münasebetleri ve özelde Hz. Ayşe annemiz ile olan ilgi ve alakası örnek alınmalıdır. Dilden dile konuşulan ‘kördüğümce sevgiyi’ bilgiden yaşantıya da aksettirmek gerekir.

Tebessüm bile hâl diline yansıyan en büyük ilgiyken bunu bile çiftler birbirinden esirgeyebiliyor. Hatta daha çok dalga, alayvari bir yüz ifadeyle olumsuzluk aksettiriyor karşı tarafa. Hâlbuki hâl diline yansıyan tebessüm, günlerce süren kırgınlığı ya da nahoş olan bir durumu düzeltmeye bile kâfi gelebilir. Ne yazık ki her gün birbirlerinin yüzlerine bakıp da bir ömre söz veren çiftler, tebessüm gibi basit bir halden bile kaçınabiliyorlar.

Sevginin gücü, hiçbir duygu gücünün yerine geçemez. Evli insan bu güce bürünüp bunu karşı tarafa hissettirebilmelidir. Ahlak ve karakter noktasında farklılık olacağından herkes sevgisini şu şekilde göstersin denilemez. Fakat ya hâl ya da kâl diliyle bunu bir şekilde belli ettirecek bir hissi taşıyabilmelidir. Eşler kendilerinin aynısını görmek isteyebilirler muhatabında. Fakat çiftlerdeki karakter farklılığı dolayısıyla bu çoğu zaman yanlıştır. Kimisi eşine sevgi iletişimini diline yansıtarak verir. Kimisi beden dilini kullanarak sevgisini gösterir. Burada önemli olan sevgi dilini bir şekilde kullanabilmek ve o ilginin amacına ulaşmasıdır. Ve o sevgi iletişimiyle evliliklerin güçlenmesine vesile olmak ve huzura yelken açmaktır.

Çok zor değil! Sadece güzel bir söz, bir tebessüm, bir hediye, bir teşekkür, küçük bir farklılık ama hep sevgi anlamında bir farkındalık! Evet, bu hâl ve kâle yansıyan sevgi iletişimin farkında olmak ve sevginin kalbe yansımasına dair küçük dokunuşlarla fark ettirmek!

Ne yazık ki, kocaman kavgaların ve saygının yitirilmesine varan tartışmaların tek sebebi ilgisizlik. İlgisizliğin de daha çok sevgi boyutu. Bu iletişimin olmayışı sıcak bir yuvadan ziyade tartışmaya açık bir zemine iter ve böylece saygının da kaygan bir yerde durmasını bununla da evliliğin temellerinin sarsılmasına kadar gider. Onun için çiftler bir yuvaya adım attıktan sonra odaklanmaları gereken nokta, evliliği kördüğümce güçlü bir konuma getirmeleri olmalıdır. Bu güçte sevgi dilinin insana yansıması ve yansıtmasıyla olacaktır.

Ne yazık ki bu noktada şöyle bir durum da hâsıl olabiliyor. Evliliğin ilk ayları ya da senelerinde lisanı hâl ve kâle yansıyan sevgi gittikçe körelip azalabiliyor. Bu da yanlış bir tutumdur ve aksine gittikçe evliliği yürütebilme marifetini gösterebilmek için zaman ilerledikçe sevgi gücüne daha çok sarılmak gerekir. Elbette en başta belli hassasiyetler olabilir ancak sevgi iletişimi noktasında hep bir artış baş göstermelidir. Cicim ayları gibi bazı sözler ise Müslüman şahsiyetlere uyuşmayan sözlerdir. Müslüman bir eş başta ne ise sonda da odur. İlk aylarda farklı bir karakter ve sonrası çok farklı bir karaktere bürünecek kadar basit olamaz. Ve hatta ilk başlardaki o sevgi ve çiftlerin birbirini sahiplenme duygusu, ömür ilerledikçe daha derin bir sürece girmelidir.

İnsanı mutlu etmek zor değil. İnsani ilişkilerin çirkinleştiği ve artık ailelerin içine kadar sirayet ettiği şu zamanda, evliliği sevgi ve saygıyla korumak/kollamak gerekir. Mutlu edeceğimiz insanı çok uzaklarda aramaya gerek yok, yanı başımızdaki insan/lar dururken. İlişkiler de en çok samimiyetten doğan sevgi diliyle yapılınca insanı mutlu etmek kolay olacaktır.

Beden ve dile yansıyacak olan sevgi tüm zorlukları eritecek ve o mutluluğu daim ettirecektir. Yeter ki sevgi gücü kullanılsın! Ama samimiyetle, kalple, içten ve sıcaklıkla…

Rabbim sevgi ve saygı direkleri üzerine kurulan evlilikler nasip etsin. Baki muhabbetle…

Esra Gülşahin | Nisanur Dergisi | Ekim 2017 | 71
 


 
17-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.