Şiir Tadında Yaşamak

Amine Baran
Şiir tadında yaşamak istersin hayatı! Mısralanmış, kelimeleri özenle seçilmiş cümleler eşliğinde... Sonra kirlenmemiş, taptaze... Huzur kokulu mazilerle özdeşleşmiş, hâlihazırına nice güzellikler sıkıştırılmış ve nihai mutluluklara gebe…
Şiir tadında yaşamak istersin hayatı! Mısralanmış, kelimeleri özenle seçilmiş cümleler eşliğinde... Sonra kirlenmemiş, taptaze... Huzur kokulu mazilerle özdeşleşmiş, hâlihazırına nice güzellikler sıkıştırılmış ve nihai mutluluklara gebe…

Maneviyat temalı yarınlara uyanmak... Renklerin o müthiş ahengine kapılıp kaybolmak... Hulk edilmiş her şeyde bir nebze huzura ermek ve sonra minnetler eşliğinde hakiki sahibine şükranlarını sunmak...

Çehrende huzurun yegâne müsebbibi; tebessüm ile şiir tadında yaşamak... Zihnimde canlanıp duran pembe renkli düşünceler... Bilemedim..."Mümkün müdür?" sorusunun cevabını sorarken kendime, sizlerin de içinizden cevabını aradığımız soruyu duyar gibiyim... İşte şimdi küçük bir soru işareti bırakıyorsun kelimenin başucuna. Ama yetmiyor; bir de ünlem, sonra üç nokta... Olamaz mı, soruları dolaşınca zihninin en ücra köşesinde, bir bakmışsın ki sorgulayıvermişsin istemsizce...

Beşeriyetin ruhuna işlemiş o aciz benliği, mazini, halini ve istikbalini mülahazaya başlar da ürkek iki çift göz ile temaşa ediverirsin... Dile ağır. Zira hayat bu; ona anlam yüklemek! Değer vermek ya da vermemek. Sonra mutluluk beklemek ya da beklememek…

Bir bakmışsın ki; bir kelimeye yüklenmiş onlarca ikilemin tam da ortasındasın... Küçük bir sessizliğe eşlik eden tefekkür kâfi... Yüzünde acıya şahitlik eden o tebessüm, sualine cevap olarak yeterli... Neden olmasın? Olurdu elbet... Ve tabi mümkündü... Çehrelerde çizgi çizgi beliren acılar kalıplaşmasaydı eğer. Önümüz, arkamız, sağımız ve solumuz acılar ile yoğrulmasaydı eğer...

Bir yanda insanlık, diğer yanda insanlar ölmeseydi, olurdu... Nefes alan bir insan günah girdabında boğulmuş iken, başka bir beldede nefes alan zalimin zulmü altında boğulmasaydı, olurdu... Neden mümkün olmasın ki... Olurdu elbet! Bir yanda kulak çınlatırcasına atılırken kahkahalar, diğer yanda feryatlara eşlik eden Müslüman çığlıkları olmasaydı eğer.

Yutkunulması gereken bir acımız olmasaydı, mazimizde yitirdiğimiz değerlerimiz, sonra gözyaşına eşlik eden ağıtlarımız, kalbimize gömüp üzerini sıkı sıkı örttüklerimiz olmasaydı, olurdu. Hali hazırda küfür boğaza kadar tırmanmasaydı, `adalet` üç heceden ibaret bir kelimenin ötesine geçse idi, dört bir yanımızda mazlum, körpecik bebeler yanmış bedenleriyle eller üstünde ebediyete uğurlanmasaydı, olurdu... Acıyı, gözyaşını içinde barındıran hayat fani değil, baki olsaydı işte o zaman mümkün olurdu elbet. Bilemedim... Buna ikilem demek ne kadar doğru...

Şimdi biraz sessiz olalım! Zira kalem utandı. Terazide acısı, kanı, gözyaşı ağır gelen fani hayata, mutluluk ve değer biçilebilir mi sorusuna yanıt aramaktan... Olmazmış... Olamazmış azizim. Süslü cümlelerle sıralanmış mısralara fani hayat yakışmıyormuş. Zira çok acımasızdır hayat. Mutluluğu beklerken, hiç olmaz dediğin yerden vurur seni. Anlam yüklerken anlamsız kalıverirsin ansızın… Sonra bir bakmışsın değmeyene, değer biçerken değersiz olmuşsun... Ne güzel özetlemiş Üstad Bediüzzaman:

Madem cismen ben faniyim;
Bu fanilerden bana ne hayır gelebilir
Madem ben acizim;
Bu acizlerden ne bekleyebilirim
Benim derdime çare bulacak bir Baki-i Sermedi
Bir Kadir-i ezeli lazım...

Sonra fani olanın fani olandan huzur beklemesi, âcizin acizden güzellik dilemesi uzak geliyor sana... Anlıyorsun ki imtihan yurdu sana imtihandan başka bir şey sunmayacak. Tatlı şerbetler sunulsa da, nihayetinde zehre kap olacak.

Tefekkürün ziyadeleştikçe pembe düşünceler teker teker kayboluverir. Cevabını alınca sualinin, bir yanında hüzün belirir, bir yanında huzur. Sıyrılırken düşüncelerinden, bir yanın galip olur diğer yanın mağlup... Mağrur bedeninin acziyetine şahitlik ediyorsun bir kere daha.

Sonra, tek tek fani olan ve anlam yüklü her şeyden vazgeçiyorsun. Bir yanın utangaç, diğer yanın cesaret dolu.

Sonra soru işaretini kaldırıyorsun, ardından ünlemi. Geriye üç nokta kalıyor... Beklentiler uzaklaştıkça, Rabbine yöneliyorsun.

Sonra mutluluğun zahirde değil, içine gömüverdiğin acıların en ücra köşesinde gizlendiğini anlıyorsun...
   
O mutluluk fani hayata değil, baki hayata yakışıyormuş. Cevap sualine kavuşunca zihninde, bir başka köşede, onlarca soru işaretiyle karşılaşınca anlıyorsun! Şiir tadında yaşamak ahirete mahsus...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Temmuz 2016 (56. Sayı)
 
21-07-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.