Sır Dolu Seyahat; Hayat!

Amine Baran
Hayat, bazen otobüsle çıkılmış uzunca bir seyahatten ibarettir. Ağır ağır yaşarsın... Yavaş yavaş... Her dakikanın ölüme gebe olduğunu bile bile... Biletin daha anne karnındayken hazırlanmıştır.
Hayat, bazen otobüsle çıkılmış uzunca bir seyahatten ibarettir. Ağır ağır yaşarsın... Yavaş yavaş... Her dakikanın ölüme gebe olduğunu bile bile... Biletin daha anne karnındayken hazırlanmıştır.

Dokuz ay hazırlık aşamasıdır, beklersin. Dokuz ayın sonunda gözlerini yepyeni bir hayata selam vererek açarsın. İşte o zaman biletin tamamen kesilmiştir. Gerisi yok! Bir daha dönüşü imkânsız bir seyahate "Merhaba!" dercesine adım atarsın...

Artık yolculuk başlamıştır. Mevsimlerden ilkbahar! Yolculuğun dörtte birini yaşıyorsun. Yavaş yavaş, ağır adımlarla… Düşe kalka... Her şeyden habersiz; en masumundan, en temizinden...

Yaz ayındasın. Büyümeye başlıyorsun ve bir şeyler anlam kazanıyor senin için. Hayata farklı bakıyorsun artık. Her şey cıvıl cıvıl, her yer rengârenk... Dünya güzel, ama belki de sen o güzelliği hiç yakalayamadan ömrünün dörtte ikisini geride bırakıyorsun.

Mevsimlerden sonbahar. Yolculuğa devam... Yeni imtihanlar, yeni acılar, yeni mutluluklar... Canın yana yana geldin sonbahara... Artık olgun düşünme çağındasın. Saçlarına ak düşmüş, ömrünün sonbaharındasın. Hep bir acı boğazında, hep bir düğüm...

Bedenin nasıl sıhhat bulmalı? Seyahat nasıl son bulmalı? Bitmek bilmeyen yolculuk tebessümlerle şenlenemez mi? Yok mu bir yolu? Ömrünün dörtte üçündesin ya, bir arayış var şimdi. Artık tefekkür vakti, yaz bitti. Geriye dönelim şimdi... Belki de mutluluk hangi cam kenarında oturduğunda gizliydi. Bir cam kenarından, hayata dair her güzelliği temaşa imkânı, bir cam kenarı sonsuz bir çöl... Senin arzuna bırakılmış bir seçim... Bir taraf ruhuna hitap ederek seni huzura eriştirirken, öte taraf sana acıdan başka bir şey vermemekte.

İşte şimdi seçim zamanı, güzelliğin kaynağını bulma zamanı! Nerede bulmalı, asıl mutluluk hangi cam kenarında saklı? Çok zorlanmadan bulmuş olmalısın cevabını... Tabi ki asıl güzellik iman etmekte saklı. İmanlı gözlerle hayata bakmakta gizli… İmanla bakılmamış hayat yok olmaya mahkûm. Yok oluşun elemiyle yanar. Her yokluk bir acı. Hayata gelişin gayesiz, başıboş. Yaratılışın amaçsız...

Her imtihan bir isyana gebe! Bakışlar ümitsiz. Tebessümler yapmacık. Her kahkahanın altında bir hıçkırık; her kahkahanın altında gözyaşı gizli… Mutluluk yalancı bahar… Hayat ölüme götüren korkunç seyahat… Beden yorgun. Boşuna çekilen dünya meşakkatleri... Fütursuzca işlenen günahlar... Boş dünyaya boş bakışlar. Yorgun bedene ıstırap dolu bir ruh düşer. Sızlanan vicdan. Huzurdan uzak. İç âlemde kıyametler kopmakta. Hep bir deprem hep bir tahribat… Harap olmuş bir iç âlem. Susuzluktan kavrulmuş çöl gibi bir yürek. Gece yok oluş onun için. İman yoksunu acınası insan, seyahat nasıl geçer? Hadi geçti diyelim sonu nereye varır?

Bir de iman dolu bakmak var. İlerlerken her yaratılanda O’nu görmek var. Hayatını ona göre şekillendirmek tek huzur, tek mutluluk. O varsa; ilkbahar, yaz, sonbahar, kış ne farkı var? Her mevsim imanlı bakışıyla yazdır ona. Her yer gülistandır. Her bakış mutluluktur. Seyahati huzur dolu, dünya cennet bahçesi... Baktığı her canlıda O’nu görür. Dünya onun nazarında zikirhane-i rahmandır. Onun gözünde her canlı durmadan Allah`ı zikretmekle görevlendirilmiş erlerdir. İmtihan Allah`a ulaşmasına vesile olan bir araçtır onun için.

Bir amacı da vardır imanla bakanın. Amaç Rahman`a kul olmaktır. O bilir gayesiz yaratılmadığını. Ölüm yok oluş değildir onun için. Ölüm yeni bir başlangıçtır. Ölüm Allah`a kavuşmaktır, ölüm onu bulmaktır. Dünyadaki vefatlar içini acıtmaz, iman ışığıyla bakanın. Çünkü o her insanın, bu dünyadan bir gün tezkeresini alıp gitmekle görevli askerler olduğunu bilir.

İşte bizlere iki bakış açısı. Hayatta mutlu ve mutsuz olmanın en kolay iki yolu… İşte huzurun ve huzursuzluğun tek mercii... İmansızlığın ortaya çıkardığı tahribat, bir de imandan neşet eden asıl huzur ve tek mutluluk. Tam da burada Üstad Bediüzzaman` ın Sözler adlı kitabında kaleme aldığı cümle ne de çok manidar:

“Demek ki iman manevi bir tuba-i cennet çekirdeği taşıyor. Küfür ise manevi bir zakkum-u cehennem tohumu saklıyor.”

Seyahat, iman varsa geçer. İmanla huzur bulur. Hayata bakmak, seyahatte oturduğun camın nereye baktığıyla alakalıdır. Sonbahara nasıl ne şekil geldiğin de sana bağlıdır.

Seyahat durmadan devam etmekte! Yolculuğun artık sonuna yaklaşıyorsun. Hangi boyutta şekillendirdiğin, hayata hangi bakışla nazar ettiğinin önemi çok büyük… Dünya gözünde boş artık…

İlkbahar, yaz, sonbahar bitti... Şimdi mevsim kış, iklim soğuk! İçinde soğuk rüzgârlar hâkim. Saçların artık hepten ak. Kar yağmış sakallarına, saçlarına. Bir daha kararmayacak. Ellerin titrek. Gözlerinin feri yok. Dudakların konuşmaktan aciz. Beden yorgun. Tüm dünyanın maddi manevi yükü üstünde sanki. Yolculuk bitmek üzere, gözün aydın...

Artık ısınmaz mevsimler. Yok artık fütursuzca kahkahalar. Ölüm gerçeği tüm bedeninde hâkim. Belki saatler, dakikalar, belki de saniyeler... Dönüşü imkânsız! Gülmek ya da ağlamak geçmişine; ilkbaharına, yazına, sonbaharına bağlı... Şimdi artık şakaklarında kar var. Çizgili yüzün, gözlerinin altında mor halkalar. Her mevsim dost olan aynalar, artık düşman sana. Kış da bitiyor artık... Yolculuk da, ömür sermayesi de... Görev tamam!

İlkbahar kızıyor sana, gitmen gerektiğini söylüyor. Şimdi gitme zamanı, son durak... Muavin anons ediyor, tekrar tekrar çınlıyor kulaklarda: "Yolcu kalmasın burası son durak!" Açılmış yeni bir kapı var, seni bekleyen... Senin için hazırlanmış. Nasıl bir yer olduğunu senden başka kimse bilemez. O herkesin kendi içinde, nefsinde saklı.

Unutmadan; bir bavulun vardı değil mi? İçinde sana ait bir takım şeyler vardı. Sana yeri zamanı geldiğinde lazım olacaktı. Bütün ihtiyaçlarının içinde bulunduğu bir bavul… Özeliyle/açığıyla içinde birçok şey barındırdığın... Yolculuk esnasında yanına aldığın… Hani güvenli bir yere saklamıştın. Kilit vurmuştun. Kimse bilmezdi onu senden başka. İniyorsun ya artık.

Seyahat bitti ya hani; işte şimdi o bavulu açma vakti...
                                                                                                                  
Amine Baran / Nisanur Dergisi - Haziran 2015 (43. Sayı)
 
23-06-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.