Sosyolog-Yazar Hülya Şekerci ile ayın röportajı

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için Sosyolog-Yazar Hülya Şekerci Hanımefendi ile röportaj yaptık.
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için Sosyolog-Yazar Hülya Şekerci Hanımefendi ile röportaj yaptık. Kendisine Müslüman kadının sosyal alanda neden durması gerektiği gibi duramadığını sorduğumuzda, bu hususun yalnızca kadın ya da erkek üzerinden tartışılıp konuşulması durumunda eksik kalacağını; kadınıyla, erkeğiyle modernitenin herkesi kuşatmış olduğunu ve dozları farklı olsa da herkesin bu rüzgârdan etkileniyor olduğunu belirtti. Sınırların sadece kılık kıyafette aşınmadığından hakeza yaşam biçiminin, İslami olan değerlere zıt şekilde kurgulandığından dem vurdu.

Yaşadığımız dünyada pek çok sorunla karşı karşıya olduğumuz hakikatini vurgulayan Şekerci; “Ama madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde Mısır, Suriye, Filistin gibi kendi coğrafyamızda da tüketime karşı itidali, iffetsizliğe karşı tesettürünü koruyan, İslami mücadelenin bir ferdi olarak kendini gören mümin kadınların varlığı -belki geçtiğimiz yüzyıllara göre çok daha fazla sayıda- bir umut ışığı olarak yanmaya devam ediyor. Bu ışık bizim gözbebeğimiz aynı zamanda onurumuzdur” dedi.

Sizleri; nedenleri, sonuçları ve çözüm önerileriyle Müslüman kadının sosyal hayatın içinde yozlaşmasını konuştuğumuz röportajımızla baş başa bırakıyorum.

“TOPLUMUMUZDA EKSİK VE ZAAFLI DA OLSA DİNDARLAŞMA SÜRECİ VAR”

Müslümanlar olarak bilmekteyiz ki yüce dinimiz İslam, kadının yaşantısını sadece evinin içiyle sınırlı tutmamış; onu sosyal hayatın tam da merkezine oturtmuştur. Akraba ve komşuluk ilişkileri/ziyaretlerinden ‘ihtiyaç’ için dışarı çıkma hususuna, gezme/hava alma talebinden davet/irşad faaliyetlerine varana değin; bu, belli kurallar çerçevesinde belirlenmiştir. Ancak –buna rağmen- günümüzde Müslüman kadının sosyal alanda ‘durması gerekti gibi ve olması gerektiği kadar’ duramadığını/olamadığını esefle müşahede etmekteyiz. Misalen; misafirlikler bir ‘sılayı rahim’ olmaktan ziyade ‘fiskos’a, çarşı pazar gezmeleri ‘ihtiyaç’tan ziyade ‘arzı endam’a, gezinti ve piknikler ‘tefekkür’den ziyade ‘fuhşiyat’a dönüşmüş durumda –çoğunlukla-... Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Müslüman kadının sosyal hayatın içinde yozlaşmasıyla ilgili konuşurken şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Aslında sorun yalnızca kadın ya da erkek üzerinden tartışılıp, konuşulursa eksik kalıyor. Mesele kadınıyla, erkeğiyle modernitenin hepimizi kuşatmış olduğu ve hepimizin dozları farklı olsa da bu rüzgârdan etkileniyor oluşumuzdur.

Bu nedenle iffet, namus ve tesettür konuları tartışılırken yalnızca kadınlar üzerine mercek tutmak erkekleri bu kavramlardan azade görmek doğru olmaz. Üstelik Müslüman erkeklerin de bu alanlarda eleştirilecek pek çok hatası olmasına rağmen. Örneğin; sosyal medyada mahremi olmayan kişilerle arkadaşlığı ahbaplığa dönüştüren yalnızca kadınlar olmasa gerek.

Ayrıca moderniteden etkilenmeyi konuşurken, geldiğimiz noktayı eleştirirken geçmişte hiç sorun yoktu şimdi ise tümüyle yozlaştık, gittik gibi bir psikolojiyle meseleyi ele almak doğru gelmiyor bana. Eskiden İslami kimliğe sahip kişi sayısı azdı ve nitelikli insanlar daha belirgindi. Şimdi ise toplumumuzda eksik ve zaaflı da olsa dindarlaşma süreci var. Nicelik ön planda yani… Doğru düzgün bir İslami eğitim sürecinden geçmemiş üstelik 28 Şubat süreci gibi İslam düşmanlığının tavan yaptığı bir dönemin kayıp nesli, modalaşan bir dindarlık sürecinden geçiyor. Bu, kadınlar üzerinde ne idüğü belli olmayan bir tesettür olarak karşımıza çıkıyor mesela.

AVM’ler stres atma yerleri haline geldiği, kadın- erkek ilişkilerinin laçkalaştığı, İslami hedef ve idealler yerine daha dünyevi kaygılarla sürdürülen bir yaşam biçimi elbette morallerimizi bozmakta. Ancak diğer yandan sayıları bir milyonu bulan İmam - Hatip Liseleri içinde fıtratına dönüş yapan, sorgulayan, dini Allah’a has kılarak yaşama talebinde olan binlerce gencimiz var. Bu nitelikli nesil yozlaşmanın gürültü patırtısından çok fark edilmiyor.

Bu çerçeveden kadının sosyal hayata katılımı ve bu konuda yaşanan sorunları değerlendirecek olursak evet modalaşan dindarlık diye tanımladığım geniş kesimde çok çeşitli sapmalar var. Sorunuzda da bu sapma ve değişimlere örnekler veriyorsunuz.

“SADECE KILIK KIYAFETTE SINIRLAR AŞINMIYOR”

Peki, bu yozlaşmanın altında yatan nedenler nelerdir? Düzelme/düzeltme adına neler yapılabilir?

Bunun nedeni bizdeki dindarlaşma geleneksel din anlayışına zihinsel olarak sıkı sıkıya bağlı kalırken; gündelik hayatta son derece liberal ve Batı özentisi tavırlar sergileyebilecek bir çelişkiyi içinde barındırmaları. İnsanlar bazen kısıtlamalarla bazen de tam aksine rahat ortamlarla imtihan olurlar. Müslümanlar 28 Şubat darbe sürecinde imtihanı çok iyi veremedikleri gibi şu anda görece olarak baskıların kalktığı bir düzlemde de hedef ve ideallerini birçoğu geçmişin nostaljisi olarak görüp eyyamcı bir tutum sergiliyorlar. Kadınlar cephesinden bakıldığında özellikle ekonomik imkânlara ulaşmış olanlar açısından durum hiç de iç açıcı değil.

İslam tüketimde ölçülü olmamızı isterken birçok tesettür markası gayri ahlaki biçimde tüketimi körükleyici bir işlev görüyor. Elbette talep var ki bu kadar marka ayakta kalabiliyor. Tesettürlü ama bakımlı, etkileyici, güzel vs. tanımları ile gündeme gelen bu tarz arayışları, sadece gençleri değil yetişkinleri de etkilemiş durumda.

Sadece kılık kıyafette sınırlar aşınmıyor; bir yaşam biçimi, İslami olan değerlere zıt şekilde kurgulanıyor. Örneğin tatil kültüründe aşırılıklar gibi. Moda ya da lüks tüketimin zirve yaptığı oteller başına İslami kavramını getirerek İslamileşmiyor tabi ki. Ama insanlar böylelikle vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar.

“GÖSTERİ KÜLTÜRÜNÜN HÂKİM OLDUĞU BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ”

Sizce, kadınlarda –genel olarak- oluşan dişiliğini evinin dışındaki alanlarla ön plana çıkarma gayretinin temelinde neler yatıyor?

Gösteri kültürünün hâkim olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Reklamları biraz yakından incelediğinizde ürünlerin çoğunlukla görünürlüğü, farkındalığı güya arttırmaya çalışan ancak aslında belli birkaç markanın tüketilmesiyle insanları aynılaştıran bir işlevi olduğunu görürsünüz.

Bir afet gibi gelen bu kültüre karşı demek ki önceden aldığımız bir tedbirimiz yok Müslümanlar olarak. Bu akıntıya direnebilecek nitelikli mümin/mümine sayımız az ve modern kültürün cazibesi karşısında çok etkili de olamıyorlar.

Ayrıca insanın heva ve hevesleri de bu dişiliğin ön plana çıkarılması için tahrik edici bir unsur olarak gündemde. Yüce Allah daha 15 asır önce dönemin mümin kadınları üzerinden tüm mümin kadınlara şu uyarıyı yapmıştı:

“Evlerinizde dahi vakarla oturun ve cahiliye dönemi kadınları gibi açılıp saçılmayın.” (Ahzap Suresi / 33)

Evet, o gün “modernizm” diye bir şey yoktu. Ancak insan nefsinin fücur tarafı her daim devreye girebilirdi. Bu nedenle Rabbimiz biz kadınları bu şekilde uyarmaktadır.

İşin zor olan tarafı cahiliye âdeti olan teberrüc (açılıp/saçılma) bugün çok daha revaçta ve toplumsal baskıların azaldığı şehir ortamlarında takva örtüsünü zihinsel olarak kuşanmamış olanlar için etkisi daha fazla.

Burada kilit kavram bana göre ‘Takva giysisi’ dir. Araf suresi 26. ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve süs kazandıracak bir giyim var ettik. Takva giysisi ise işte o hepsinden daha hayırlıdır.”

Burada bahsedilen takva giysisi bir giysi çeşidi değildir. İnsan, zihni ve bilincini takva ile donatırsa zaten ortaya çıkan tavır ve davranışları ve kıyafeti de bu zihinsel duruşa uygun olarak tezahür edecektir.

“TEBLİĞİMİZDEKİ ÖNCELİKLERİMİZİ YENİDEN GÖZDEN GEÇİRMELİYİZ”

Peki, sosyal alanda kişiliğiyle, bilhassa da Müslüman kimliğiyle bulunması gerektiğini nasıl kavrayacak kadın?

Bu sorun yukarıda bahsettiğimiz takva giysisini öncelikli olarak bilincimize, düşüncelerimize giydirmekle çözülebilir. Bugün gençlerimize yalnızca şöyle örtün, böyle örtün diyerek, tesettürün sınırlarını anlatarak etkileyemiyor, yozlaşmanın önüne geçemiyorsak nedeni onların algı dünyalarını yönlendiren faktörlerle mücadele etmeyişimizdir. Onun zihin yapısını takva bilinciyle yani Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle kuşatmadan sorunun önünü alamayız.
Bunun için daha derinlikli ve nitelikli bir şekilde gençlerimizle ilgilenmeli; tebliğimizdeki önceliklerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.

“TESETTÜR, YALNIZCA KÖTÜ NİYETLİ ERKEKLERİN BAKIŞLARINDAN KORUNMAK İÇİN DEĞİLDİR”

Malumunuz hocam, günümüzde giyimi ile ya da sadece başına iliştirdiği bir eşarpla ‘Müslüman’ intibaı uyandıran ancak İslami değerleri alaşağı edecek derecede sevimsiz tavırlar takınan kadınlar oldukça çoğunlukta. Bu ‘kimlik ibraz fecaatini’ nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortaya çıkan bir devekuşu modeli var. “Deve” desen değil “kuş” desen değil. Bir yandan başına örttüğü bezle dindarlığını ortaya koyuyor bir yandan “ben sizin bildiğiniz dindarlardan değilim” mesajını vermek için İslami kimlikle çelişen bir hayat biçimi sergiliyor.

O yüzden örtünmenin sosyal hayatta kadına kimlik ibrazı olacak bir fonksiyon gördüğünü anlatmak zorundayız. Tesettür, yalnızca kötü niyetli erkeklerin bakışlarından korunmak için değildir. Tesettür aynı zamanda İslami kimliğimizin sosyal hayatta üzerimizdeki tezahürüdür.
Böylelikle örtülü bir kadın İslam’ı temsil eden biri olarak kendini görürse; davranışlarına daha fazla çeki düzen verecektir.

Böylelikle hem kadın davranış ve kıyafetleri ile İslam ile çelişmemenin iç huzurunu yaşayacak ve bu kimlik, toplum için örnek olabilecek mümin kadınların sayısını arttıracaktır.

“BU KİTAP, KENDİLERİNİ RABLERİNE ADAMA NİYETİNDE OLAN KADINLAR İÇİN YAZILDI”

İnşallah Hocam. Son olarak kitabınız hususunda sormak istiyorum. ‘Kur’an-Hayat Ekseninde Mümin Kadın’ın yazılma serüvenini bizimle paylaşır mısınız? Tabi Kur’an-hayat eksenindeki Mümin kadın portresini de ekleyerek…

Aslında bu konuda kitap yazmayı şartlar zorladı diyebilirim. En az 15 yıldır yakından ilgilendiğim, çeşitli platformlarda konuştuğum bir konuydu İslam’da kadın. Bana konuyla ilgili ‘Hangi kitabı okuyalım?’ diye sorduklarında gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğim kitap olmayışı üzerimde bir sorumluluk oluşturdu. Kitap ağırlıklı olarak Kur’an’da kadın konusunda yoğunlaşıyor. Çok eşle evlilik, şahitlik, tesettür, kadının sosyal hayata katılımı gibi çok tartışılan konular yanında Resullullah (AS)’ın mümin kadına çizdiği rota ve bu rotanın tarih içinde nasıl yön değiştirdiği ile ilgili bilgiler var.

Bu kitap daha çok kendilerini eşlerine ya da çocuklarına değil, Rablerine adama niyetinde olan kadınlar için yazıldı. Ve onların bu yolculuklarında karşılaştıkları zihinsel ve pratik sorunlar ve İslami yaklaşım biçimleri kitabın öncelikli konuları arasında.

Elbette yaşadığımız dünyada pek çok sorunla karşı karşıyayız. Ama madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde Mısır, Suriye, Filistin gibi kendi coğrafyamızda da tüketime karşı itidali, iffetsizliğe karşı tesettürünü koruyan, İslami mücadelenin bir ferdi olarak kendini gören mümin kadınların varlığı -belki geçtiğimiz yüzyıllara göre çok daha fazla sayıda- bir umut ışığı olarak yanmaya devam ediyor. Bu ışık bizim gözbebeğimiz aynı zamanda onurumuzdur.

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim…

Röportaj: Elif Yüksek / Nisanur Dergisi - Ağustos 2015 (45. Sayı)
 
24-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.