Şu Nefsi Ne Yapmalı?

Rana Çeçen
Nefis; Arapça kökenli bir kelimedir. Sözlükte ruh, bir şeyin kendisi, akıl, insan bedeni, ceset, kan, azamet, arzu ve kötü istekler gibi manalara gelmektedir. Kur’an’a ve sünnete baktığımızda ise genel olarak iki anlamda kullanıldığını görürüz. Bunlardan biri bizzat insanın kendisini, benliğini ifade eder. Diğeri ise kötü istek ve duyguların sebebi olan, insanı yaratıcısından uzaklaştırmaya çalışan, zevk ve sefa dışında başka bir gayesi olmayan, şeytanın dostu ve yardımcısını ifade eder.
Bismilllahirrahmanirrahim.

Nefis; Arapça kökenli bir kelimedir. Sözlükte ruh, bir şeyin kendisi, akıl, insan bedeni, ceset, kan, azamet, arzu ve kötü istekler gibi manalara gelmektedir. Kur’an’a ve sünnete baktığımızda ise genel olarak iki anlamda kullanıldığını görürüz. Bunlardan biri bizzat insanın kendisini, benliğini ifade eder. Diğeri ise kötü istek ve duyguların sebebi olan, insanı yaratıcısından uzaklaştırmaya çalışan, zevk ve sefa dışında başka bir gayesi olmayan, şeytanın dostu ve yardımcısını ifade eder.

Peki, bizler kul olarak nefse nasıl yaklaşmalıyız?

“Her nefis ölümü tadıcıdır”(1) ayeti kerimesine bakarsak, nefsin karşılığı “candır”. Allah Teâlâ, insanı en güzel şekilde yarattı, sonra ona ruhundan üfürüp (Secde / 9), ruh ve beden bütünlüğü ile dünyaya gönderdi.

Hz. Yunus (AS)’un balığın karnındayken yaptığı “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum.” (Enbiya / 87) duasından da anlayabileceğimiz gibi nefis kişinin kendisidir, ondan ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Resulullah (AS)’ın birçok hadisi şeriflerinde “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki …” diye başladığını görürüz. O halde bir yönüyle nefis, bizzat kişinin şahsıdır. Onun, benliği ve kendisinden ayrılmayan şahsiyetidir.

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems / 7-8-9)

İnsan, iyilik ve kötülük yapabilme kabiliyetiyle yaratılmıştır. İnsanın imtihanının sırrı da buradadır. Tamamen iyi veya tamamen kötü ile donatılmış olmak insanın yeryüzündeki vazifesine terstir. Bu yönlerinden hangisinin baskın olacağına karar verecek olan, kişinin kendisidir. Onun içindir ki Rabbimiz “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” buyurur.

Nefsi arındırmaktan kast edilen şey nedir? Nefsi tamamen öldürüp devre dışı mı bırakmak, yoksa onu terbiye mi etmek gerekir?

Nefsi öldürmek elimizde değildir. Bizden ayrılmayan, bizzat kendi benliğimizi öldürebilmemiz mümkün değildir. Zaten Rabbul Alemin’in bizden istediği de bu değildir. Helal dairesi içerisinde kalmak şartıyla nefsin isteklerini de yerine getirmek gerekir.

İlk Müslümanlardan olan Osman b. Ma’zun ile ilgili anlatılan şu durum nefse nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlayabilmemize yardımcı olacaktır:

Osman b. Maz’un’un hanımı Havle binti Hâkim, bir gün Allah Resulü’nün evine misafir olur. Üstü başı perişan haldedir. Kureyş kadınlarının önde gelenlerinden birisi olan Havle’nin durumu Efendimiz’in hanımlarını rahatsız eder. Neden bu halde olduğunu sorduklarında, Havle halini şöyle anlatır:

“Benim eşim gecelerini namazla, ibadetle geçiriyor, gündüzleri ise oruç tutuyor.”

Eşinin ilgisizliği sebebiyle kendisini ihmal ettiğini söyleyen Hz. Havle’nin şikâyeti Efendimiz’e haber verilir. Allah Resulü hemen Osman b. Maz’un’un yanına gider ve sorar:

“Ey Osman, ben senin için güzel bir örnek değil miyim?”

“Anam babam Sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! Bu sorunun sebebi nedir?”

“Sen gündüzleri hep oruç tutuyor, geceleri de namaz kılıyormuşsun, öyle mi?”

“Evet, Ya Resulallah!”

“Böyle yapma! Gözlerinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Namaz kıl ama sonra uyu. Oruç tut ama bazen de tutma.”

Efendimiz (SAV)’in bu ikazından birkaç gün sonra Havle binti Hâkim yine Hücre-i Saadet’e misafir olur. En güzel elbiselerini giymiş, adeta yeni gelinler gibi süslenmiştir. (Ahmet b. Hanbel)

Demek ki Allah Resulü’nün tavsiyeleri hemen hayata geçirilmiştir.

İslam, dünya ve ahiret dinidir. Dünyadan tamamen yüz çevirmeyi uygun görmediği gibi, ahiret için çalışmamayı da uygun görmez. Onun için –helal dairesi içerisinde- nefsin nefes almasına izin vermek gerekir. O zaman daha çok işimize yarayacaktır.

Şöyle düşünelim, daha çabuk pişsin diye düdüklü tencereye koyarız bazı yemekleri. Daha da çabuk pişsin diye hava akışını sağlayan mandalı tamamen kapatırsak, tencerenin patlamamasına engel olamayız. Tamamen açık bırakırsak da düdüklü tencerenin hiçbir faydası olamaz. Yapılacak en sağlık şey kapağı kapatıp, hava akışını sağlayan mandalı normal şekilde bırakmaktır.

Nefis de böyledir… Onu öldürmeye çalışmak, devre dışı bırakmak kişinin kendisine yapacağı bir zulümdür. Eninde sonunda insanı patlatır. İplerini bırakmak da insanı felakete götürür. Nefsi ıslah etmek, Rabbinin emrinde onu çalıştırmak, ondan doğru şekilde istifade etmek hem dünya hem de ahiret saadeti için yapılacak en akıllıca şeydir. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine de baktığımızda Rabbimiz, nefsin kötü emel ve arzularına uymaktan bizi men ediyor.

“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü?” (Furkan / 43)

Allah’ın emir ve yasaklarına karşı nefsin isteklerine uymak, kişiyi felakete götürür. Daima rahatlığı, oyun ve eğlenceyi, sınır tanımamayı ister nefis. Sıkıntıya gelemez, zorluk ve meşakkatlere tahammül edemez. Hz. Yusuf (AS)’un da ifade ettiği gibi “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder.” (Yusuf / 53) Ancak onun kötülüğü emrediyor olması ıslah edilemeyeceği anlamına gelmemelidir.

“Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa; şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.” (Nazi`at / 40-41)

Allah’ın emir ve yasaklarına uyan nefis temizlenmiştir. Cennet de arınmış nefislerin mekânıdır.

1) Al-i İmran / 185, Enbiya / 35, Ankebut / 57

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Kasım 2016 (60. Sayı)
 
23-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.