Sünnet-i Seniyye’ye İttiba - 1

Zehra Yüksek
Unutmayalım ki; sevgi, delil ve ispat isteyen bir iddiadır. Ve her iddia da ispata muhtaçtır. Eğer ki bizler Peygamber Efendimiz’i sevdiğimizi iddia ediyorsak, bu iddiayı Onun sünnet-i seniyyesine sarılarak ispatlamamız gerekiyor.
Hamdolsun şanı yüce Rahmana!
Hamdolsun bizleri mümin olarak yaratana!
Hamdolsun bizleri Muhammed aleyhisselatü vesselama ümmet kılana!
Salat ve selam olsun Tevrat’ın Münhemannasına!
Salat ve selam olsun İncil’in Feraklitine!
Salat ve selam olsun Kur’an’ın Ahmedine, Muhammedine...

Toprağı yağmur ile nebatı güneş ile ve hasreti vuslat ile buluşturan bir Nisan ayındayız yine Elhamdülillah…

Evet, Nisan Kâinatın Efendisi (SAV)’ne duyulan aşkın zirveye ulaştığı, yüreklerden meydanlara taştığı, saadet atmosferinin kâinatı çepeçevre kuşattığı kutlu doğum ayıdır. Dolayısıyla bir heyecandır sarıyor bizi. Diller Onu anıyor, kalemler Onu yazıyor. Dağarcıklardaki en güzel kelimeler Onun için kullanılıyor. Ona olan aşklar sevgiler hep bu günlerde itiraf ediliyor.

Ancak şunu unutmayalım ki; sevgi, delil ve ispat isteyen bir iddiadır. Ve her iddia da ispata muhtaçtır. Eğer ki bizler Peygamber Efendimiz (SAV)’i sevdiğimizi iddia ediyorsak, bu iddiayı Onun sünnet-i seniyyesine sarılarak ispatlamamız gerekiyor. Aksi takdirde bu sevgi yerel deyimle “kuru kuru gadan alam” ucuzluğundan öte geçmez.

Kaldı ki insanın, ailenin ve toplumun saadeti, huzuru ve mutluluğu ancak ve ancak sünnet-i seniyyeye uymakla mümkündür. Hele de birçok değerlerin alt üst olduğu, kalbi ve ruhi hayatın iflas ettiği şu günlerde Peygamber Efendimiz (SAV)’in sünnetine daha sıkı sarılmalıyız ki ifna olmayalım.

Üstad Bediüzzaman sünnet-i seniyyenin ehemmiyetine binaen şöyle der:

“Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen ve her bir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faydalı görmek istersen ve âdetini ibadete, gafletini huzura kalbetmeyi seversen sünnet-i seniyyeye ittiba et.”

Dolayısıyla biz de, her yıl olduğu gibi bu yıl da Efendimiz’in sünneti seniyyesinin önemini, gerekliliğini ve faydasını bizlere anlatması için Üstad Bediüzzamanın kapısını çaldık. Üstad, on birinci lem’a da on bir nükte ile sünneti seniyyeyi telif ederken harikulade tespitler yapar. Biz de konuyu sadeleştirilmiş bir şekilde siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz:

Birinci nükte: Muhakkak ki bid’atlerin yaygın olduğu günümüzde sünnet-i seniyyeye uymak, pek kıymetlidir. Yani ümmetin fesada uğradığı bu zamanda sünnet-i seniyeyenin küçük bir adabına uymak, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı hissettiriyor. Bu konuda Resulullah (AS) şöyle buyuruyor:

“Ümmetimin ifsadı zamanında, kim benim sünnetime bağlanırsa, yüz şehidin sevabını kazanabilir.”

Doğrudan doğruya sünnete tabi olmak, Resul-i Ekrem (AS)’i hatıra getirdiğinden ilahi bir huzur verir. Hatta yeme, içme ve yatma gibi en küçük bir muamelede, sünnet-i seniyyeye uyulduğunda, o sıradan işimiz, sevaplı bir ibadet ve şer’i bir hareket olur. Çünkü bu sıradan işimizle Resul-i Ekrem’in sünnetine uymayı düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu zihnimizde şekillendiriyoruz. Cenab-ı Allah’ın sevgili kuluna benzemeye çalışıldığından kalbimiz Allah’a müteveccih olur, bir nevi huzur ve ibadet sevabı kazanır. İşte bu sırra göre sünnet-i seniiyyeye uymak adetlerimizi ibadete çevirir. Bütün ömrümüzü sevaplı bir ömre dönüştürür.

İkinci nükte: İmam-ı Rabbani (RA) demiş ki; “Ben ruhani âlemde yol alırken ve manevi mertebeleri kat ederken, evliya tabakaları içinde en parlak, en haşmetli, en letafetli, en emniyetli tabakanın sünnet-i seniyyeye uyarak, onu gerçek yol olarak kabullenenlerin tabakası olduğunu gördüm. Sünnet-i seniyyeyi esas tutan, Habibullahın gölgesi altında, ilahi şeref makamıyla şereflenir.”

Üçüncü nükte: Dehşetli ve karanlıklı manevi fırtınalar içerisinde sünnet-i seniyyeye tabi olmak bir pusula gibi insana doğru bir yolu gösterir. Bu pusula tereddütlerden ve vesveselerden, yani “Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahat mıdır?” şeklindeki endişelerden kurtarır. Selametli ve aydınlık bir yolu işaret eder.

Dördüncü nükte: Bir zaman ölümle kurduğum bağdan ve “ölüm hatır”ın geçekleşmesiyle oluşan tasdikten ve âlemin sona ermesinden gelen bir ruh haliyle daha önce ölenlerin ve şu anda yaşayan tüm canlıların kıyametle öldüklerini hayalen gördüm. Böylece kendimi de ölmüş olarak kabul ettim.

İşte o pek acayip ve çok üzüntülü halde iken, iman ve Kur’an’dan gelen bir yardımla “Eğer yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O, büyük Arş’ın Rabbidir” ayeti imdadıma yetişti ve gayet emniyetli ve selametli bir gemi hükmüne geçti. Ruh, kâmil bir emniyet ve sevinçle o ayetin içine girdi. Anladım ki; ayetin açık anlamının dışında başka bir mana, beni teselli etti ki, sükûnet buldum.

Cenab-ı Allah, Resul-i Ekrem’e buyurdu ki:

“Eğer ehli delalet sırt çevirip senin şeriat ve sünnetinden uzaklaşıp Kur’anı dinlemeseler dahi, merak etme! Ve de ki; Cenab-ı hak bana kâfidir. O’na tevekkül ediyorum. Sizin yerinize sünnetime uyacak olanları yetiştirir, taht-ı saltanatı her şeyi kapsar. Ne asiler, hududundan kaçabilirler ve ne de yardım isteyenler yardımsız kalırlar.”

Allah (CC)’a emanet olunuz.

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 


 
19-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.