Sünnet-i Seniyye’ye İttiba - 2

Zehra Yüksek
Bahtiyar odur ki, bu sünnete uymakla hissesini ziyadeleştirsin. Tembellik ederek sünnete uymamak büyük bir hasarettir; ehemmiyetsiz görerek sünnete uymamak ise, büyük bir cinayettir; yalanlar bir tarzda eleştirmek ise büyük bir dalalettir.
Beşinci nükte: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki Allah da sizleri sevsin” (Al-i İmran / 31) ayeti, sünnet-i seniyyeye uymanın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu kat’i bir surette gösteriyor ve diyor ki: “Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Habibullah’a uymalısınız. Uymazsanız sevgi yok demektir.”

Evet, Allah-u Teâlâ O (SAV)’nu muhabbetinin kıstası yapmış, insanlara muhabbet etmesinin şartı koymuştur. Resulüne itaat eden kulunu sevdiğini ilan ediyor. Dolayısıyla günahlarımızın bağışlanması da Ona tabi olmaya bağlıdır. Allah’ın yardımına mazhar olup rahmetine erişebilmemiz, ancak Ona itaatle mümkündür.

Hiç şüphesiz Onun yolunu takip ettiğimiz müddetçe, kalplerimiz Allah’ın dışındaki tüm korkulardan emin olur. Kendi aramızdaki ihtilaflardan kurtulur, kişisel zaaflarımızı bertaraf eder, güçsüzlüğümüzü kuvvete dönüştürürüz.

“Evet, Cenab-ı Hakk’a iman eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü, en doğrusu ve en kısası, hiç şüphesiz Habibullah’ın gösterdiği ve takip ettiği yoldur. Bu kâinatı bu derece nimetlerle dolduran Cenab-ı Allah’ın, bizlerden o nimetlere karşı şükür istemesi, haktır. Cenab-ı Allah kullarına hakkı iletmek ve hidayete çağırmak için bir imam göndermiş ve Ona en kâmil bir ubudiyet vazifesi vererek Onu ümmetine numune-i imtisal kılmıştır. Cenab-ı Allah, ümmetini de Ona uymaya sevk etmiş ki; Onun güzel vaziyeti başkalarında da görünsün”.

Altıncı nükte: Resulü Ekrem (SAV) ferman etmiş: “Bütün bid’atler dalalettir. Bütün dalâletler de ateştedir.” Yani “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim” ayetinin sırrı ile yüce şeriatın kuralları ve sünnet-i seniyyenin düsturları tamamlandıktan sonra, yeni icatlarla o düsturları beğenmemek veyahut hâşâ eksik görmek bid’atları icat etmek dalâlettir, ateştir.

Yedinci nükte: Sünnet-i seniyye, edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki; altında bir nur, bir edep bulunmasın. Resul-i Ekrem (SAV) “Beni Rabbim terbiye etti; ne güzel terbiye etti” der.
Öyle ki O, kavmi içerisinde taş parçaları arasında tıpkı yakut ve mercan gibiydi. Zira Onun terbiyesini ne annesi ne de babası vermişti. Onu Rabbi terbiye etmişti ve ne güzel terbiye etmişti. Çocukluğundan itibaren terbiyesi ve edebiyle tanınan biri olmuştu. Doğru sözlülüğü, güvenirliği ve yumuşak huyluluğundan dolayı, müşrikler tarafından ‘El-Emin’ (güvenilir) diye anılırdı. “Evet, Peygamberimizin yaşantısına dikkat eden ve sünnet-i seniyye’yi bilen, kat’iyyen anlar ki, Cenabı Hak bütün edebi davranışları Habibinde toplamıştır. Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.”

Sekizinci nükte: Sünnet-i seniyye düsturları, ruhi, akli ve kalbi hastalıklarda, özellikle de toplumsal hastalıklarda gayet faydalı birer ilaçtır. Sünnet-i seniyyenin yerini başka felsefi ve ideolojik meselelerin tutmadığı bir hakikattir. İşte böyle bir zatın sünnet-i seniyyesine elden geldiği kadar uymaya çalışmak, ne kadar kârlı ve ebedi hayat için ne kadar saadetli ve dünya hayatı için ne kadar menfaatli olduğu kıyas edilsin.

Dokuzuncu nükte: Sünnet-i seniyyenin tamamına bilfiil uymak, evliyalara dahi ancak müyesser olur. Ona bilfiil olmasa da, halis bir niyet ve kasıtla, gerekliliğini bilerek talip olmak, herkesin elinden gelir. Zaten farz ve vacip kısımlara uymada mecburiyet var. Hem sünnet-i seniyye, nur isteyenlere kâfidir; dışarıda nur aramaya ihtiyaç yoktur.

Onuncu nükte: Cenab-ı Hakk’ın hadsiz merhameti olduğu gibi, hadsiz bir muhabbeti de vardır. Bütün kâinattaki sanatının güzelliği ve süslendirmesiyle kendini hadsiz bir surette sevdirdiği gibi, sanatına sevgi ile mukabele eden mahlûkatı sever. Cennet’in bütün latif, hoş, leziz nimetlerinin sahibi olan Cenab-ı Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışmanın ne kadar mühim ve yüce bir gaye olduğu hiç şüphesiz anlaşılmaktadır.

Madem ayette O (CC)’nun muhabbetine, yalnız sünnet-i Ahmediye (AS)’ye uymak ile ulaşılır; o halde sünnet-i Ahmediye’ye uymak, en büyük bir gaye ve en önemli bir beşeri vazife olduğu ortaya çıkar.

On birinci nükte: Evet, madem dost ve düşmanın ittifakıyla Resul-i Ekrem güzel ahlakın en yüksek mertebelerine sahiptir. Ve madem ittifakla beşeriyet içinde en meşhur ve seçkin bir şahsiyettir. Ve madem binlerce mucizenin deliliyle ve Kur’an-ı Hakim’in hakikatlerinin tasdikiyle, en mükemmel bir mürşittir. Ve madem Ona uymakla milyonlarca ehli kemal mükemmellik mertebelerinde yükselip her iki dünya saadetine vasıl olmuşlardır. Elbette o zatın sünneti, hareketleri, gerçekleştirilecek en güzel örneklerdir. Ve takip edilecek en sağlam rehberlerdir ve düstur kabul edilecek en sağlam kanunlardır.

Bahtiyar odur ki, bu sünnete uymakla hissesini ziyadeleştirsin. Tembellik ederek sünnete uymamak büyük bir hasarettir; ehemmiyetsiz görerek sünnete uymamak ise, büyük bir cinayettir; yalanlar bir tarzda eleştirmek ise büyük bir dalalettir.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de: “Muhakkak ki sen yüce bir ahlak üzeresin” diye buyurur. Hz. Âişe-i sıddıka (R. Anha) gibi seçkin sahabeler, Hz. Peygamber’i tarif ettikleri zaman “Onun ahlakı Kur’an’dı” diye tarif ediyorlardı. İşte böyle bir zatın söz, fiil ve halleri, nevi beşere birer model hükmüne geçmeye lâyıkken; ona iman eden ancak sünnetine ehemmiyet vermeyen veya tağyir etmek isteyen kişilerin ne kadar bedbaht olduğunu divaneler de anlar.

Selam ve dua ile…

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Mayıs 2015 (42. Sayı)
 


 
24-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.