Temizliği Ayetle Tescillenen Kadın

Esra Sivi Türk
Önceki yazımızda Hz. Aişe’nin hayatına genel bir bakışla değinmiştik. Bu yazımızda ise Hz. Aişe validemize itham edilen ancak, yedi kat göklerden indirilen ayetlerle temize çıkarıldığı ‘İfk Hadisesi’ni ele alacağız.
Önceki yazımızda Hz. Aişe’nin hayatına genel bir bakışla değinmiştik. Bu yazımızda ise Hz. Aişe validemize itham edilen ancak, yedi kat göklerden indirilen ayetlerle temize çıkarıldığı ‘İfk Hadisesi’ni ele alacağız.

Bu olayın içeriği Hz. Aişe’nin hayatından bir kesit olsa dahi umum manada bütün ashaba ve ümmete, kendilerini yargılamak üzere Nur Suresi’nde vazedilmiştir. Zira inen ayetler, kayıtsız bir iftiranın peşinden sürüklenen Müslümanlara ithaf edilmiştir.

İfk hadisesinin tarihsel seyrine kısaca değindikten sonra inen ayetleri inceleyeceğiz.

Resulullah Efendimiz (AS), bir sefere veya savaşa çıkmak istediği zaman hanımları arasında kura çeker onlardan hangisinin ismi çıkarsa onun¬la giderdi. Ben-î Mustakıl Seferi için Hz. Aişe’nin adı çıkar ve bu yolculuk Hz. Aişe ile gerçekleşir.

İslam ordusu dönüş için Medine`ye doğru yola çıkmıştır. Medine`ye yakın bir yerde konaklarlar. Aişe validemiz ihtiyacını gidermeye giderken gerdanlığını kaybeder ve onu aramaya koyulurken kervan gider. Kendisini arayacaklarını ve onun yanına tekrar geleceklerini düşünerek daha önce kaldığı yerde bekler. Ora¬da otururken gözlerini uyku bürür ve uyuyup kalır.

Ordunun artçılarından olan Safvan İbnu`l Muattal ge¬ride kalan eşyayı bulup götürmek için ordunun arkasında kalmıştır. Sa¬bahleyin Safvan İbnu`l Muattal Hz. Aişe’nin bulunduğu yere gelince Safvan, “İnnâlillâhi ve innâileyhirâciûn” deme¬ye başlar. Kendisiyle konuşmaktan sakınan hayâ ve iffet sahibi Saffan, İnnâlillâhi`yi tekrarla¬yıp durur.

Daha sonra deveyi yaklaştırır ve şöyle der: “Ey anne, kalkıp biner misin?”
Aişe validemiz Allah’ın peygamberinin sahabesine güvenerek, hiçbir art niyet gözetmeden deveye biner. Safvan İbnu`l Muattal devenin yularını çeke¬rek hızla yürümeye başlar.

Ordu Medine’ye vardığında Hz. Aişe’nin olmadığı fark edilir. Hz. Aişe’yi arama telaşına girmişken Hz. Saffan’ın atı belirir. Resulullah (AS), geride kalmasının sebebini Aişe validemizin kendisinden dinler ve hiçbir şeyi yadırgamadan eve dönerler.
Yolculuğun stres ve yorgunluğundan olsa gerek Hz. Aîşe validemiz hastalanır. Kalplerinde nifak tohumları yerleşmiş, imanın nuru ağızlarından kalplerine inememiş hastalıklı insan, münafıkların başı Abdullah b. Ubeyy b. Selul bunu fırsat bilerek; “Vallahi ne Aişe o adamdan dolayı kurtulur, ne de o adam Aişe`den dolayı kurtulur” demek suretiyle hayâsız ithamlara başlar. Bazı Müslümanlar da Abdullah b. Ubeyy b. Selul`un sözünü tekrar edip dururlar.

Allah Resulü’nün hanesi zorlu bir sürecin eşiğindedir. Bir yandan hakkında tereddüt dahi edemeyeceği eşi ve Bedir Gazvesi’ne katılmış sahabesi, öte yanda bir söylentinin peşine düşmüş sahabe topluluğu. Allah Resulü Rabbinden bir çıkış yolu, bir vahiy beklemektedir. Ancak bir ay boyunca vahiy kesilir, vahiy geciktikçe münafıklar iftiranın dozajını artırır ve sahabelerin çoğunu bu iftiraya alet ederler.

Hz. Aişe bir ay içerisinde o ithamların ve en önemlisi canından çok sevdiği eşinin ilgi ve iltifatından mahrum kalmanın ıstırabını yaşarken Müslümanlar da kendi imtihanlarını yaşarlar.

Allah Resulü ve eşi Hz. Aişe ile birlikte ailesi ve tüm sahabeler imtihan içerisindeyken; Allah (CC), imtihanı bitiren ve Hz. Aişe’nin temizliğini öne çıkaran, iftiracıları tevbeye çağıran ve münafıkları da azapla müjdelediği ayetleri nazil ediyor.

“Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye, kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene (Abdullah b. Selul) ise büyük bir azap vardır.” (Nur / 11)

Bu ayeti kerime, Hz. Aişe’nin yedi kat semadan temizliğine şahitlik etmektedir. Ancak sonraki ayetler, Müslümanların içine düşmüş olduğu iftira ve dedikodunun Allah katındaki vahametine vurgu yapmaktadır.

“Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: ‘Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür’ demeleri gerekmez miydi?” (Nur / 12)

Burada Müslümanlardan istenilen, mümin bir kardeşi hakkında bir söylenti işittiğinde kardeşi hakkında hüsnü zanda bulunmasıdır.

“Siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o, Allah katında çok büyük (bir suç)tür.” (Nur / 15)

İftirayı ağzımıza almak, doğruluğu hakkında bilgimiz olmayan başkasından duyarak ağzımıza almak ve bunu konuşurken yaptığımızın ne kadar büyük bir vebal olduğunun farkında olmamak. Allah-u Teâlâ bunların kendi katındaki büyüklüğüne dikkat çekmektedir.

“Onu işittiğiniz zaman: ‘Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah`ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?” ( Nur / 16)

Bu ayeti kerime, Ebu Eyyub ve Ümmü Eyyub’un arasında geçen konuşmaya işaret etmektedir. Zira bu iftira konuşulduğunda Ebu Eyyub eşine: “Sen Aişe’nin yerinde olsan öyle yapar mıydın?” diye sorar. Eşi “Hayır vallahi yapmazdım” der. Eşine döner ve bütün Müslümanlara nasihat olacak şu sözü söyler.

“Vallahi Aişe senden de benden de daha hayırlıdır. Öyleyse bunu konuşmak bize düşmez.”

Bu mevzu, hatasının farkına varıp dillerini başkalarının ardından düşman yapmaktan vazgeçen, imanı kalbinde yer eden Müslümanlara ulvi bir nasihatle son bulur.

“Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.” (Nur / 17)

Rabbim bizleri bu açık ayetlerden öğüt alanlardan eylesin. (Amin)
Kaynaklar:

İbn-i Kesir Tefsiri
Abdulaziz eş Şennavi - Sahabe Hayatından Tablolar


Esra Türk / Nisanur Dergisi - Aralık 2016 (61. Sayı)
 
23-12-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.