Toparla Bizi Ey Sevgili!

Esra Gülşahin
Nisan! Onun (SAV) gelişiyle birlikte bahara süslenen ay... O nurlu doğuş, kara kışa karşı aydınlık ve sıcak dolu yarınlar getireceğine delildir... Yüreklerin arayışına hakikati içirip, hayatın anlamına doğru anlam katan bir risalet öğretmeni... Onun var oluşuna muhtaçlık Mekke’yle sınırlı değil ve dahi bütün dünya Ona (SAV) muhtaç...
Nisan! Onun (SAV) gelişiyle birlikte bahara süslenen ay... O nurlu doğuş, kara kışa karşı aydınlık ve sıcak dolu yarınlar getireceğine delildir... Yüreklerin arayışına hakikati içirip, hayatın anlamına doğru anlam katan bir risalet öğretmeni... Onun var oluşuna muhtaçlık Mekke’yle sınırlı değil ve dahi bütün dünya Ona (SAV) muhtaç...

Bir güneş kâinatı parlatan… Bir hayat bütün hayatlara emsal olan… Bir ay karanlık yürekleri aydınlatan… Onu anlatmaya kelimeler nakıs kalır, yürekler duygu yoğunluğundan o duyguyu hakkıyla yansıtamaz...

Mekke, her türlü dağılmışlığa duçar! Onu ve dünyayı toparlayacak olan Resulallah! Ahlakta, yaşantıda, insanlıkta, İslam’da toparlayan bir önder... Ten, şehir, ülke, kabile, zengin-fakir farkı yok. Fark iman ve inançta, kelamda ve amelde… Bu farkı ortaya koyarak Resulullah’ın etrafında toplanan, dağılmışlıktan başıboşluktan kurtulan bir yıldızlar grubu. Onları bir araya getiren rıza-ı lillah ve bunu aşılayan göklerin öğretmeni Resulallah!

Bilalleri Ümeyyeler’den ayıran, Ebubekir ve Ali’leri Cehil’lerden Lehep’lerden ayıran bir iman hakikati ve o imanla büyüyen iman silsilesi. Resulallah dağınık insanlığı top(ar)lamaya geldi. Her konuda çürüklüğe gitmiş ahlakları, bozulmaya yüz tutmuş inançları, insanlıktan çıkmış kimlikleri Kur’an ve sünnet kılavuzuyla doğrultmaya, düzeltmeye gitti.

O zamanın insanları da dağınık bir dünyanın dağınık insanlarını temsil ediyorlardı. Suya güneşe muhtaç imiş gibi bir öndere açlık hissediliyordu. Ne zaman ki; öze dönüş olup o dağınık insanlardan gökteki yıldızlar kadar değerli insan profiline ulaşıldı, işte o zaman dünya huzur buldu. İşte o zaman mazlumlar gözyaşlarını sevince vururken, hakikat tuğlaları yerli yerince konulunca insanlık için muhteşem zirvede olacak bir imanın pratikteki hali inşa edildi. O süreci ne tarafından okursak o kadar çok ufkumuz açık olacak ve pratik anlamda muhakkak bir yol çizeceğiz kendimize.

Öyle bir Peygamber’in etrafında toplanmışlardı ve ağzından çıkan her kelime o kadar hızlı amele geçiriliyordu ki, sayı bakımından azınlık olunsa da galibiyet muhakkak onların idi. Samimiyet ve ihlas o kadar derindi ki, Allah’ın yardımı her zaman görülüyordu. İşte o en sevgilinin etrafındaki toparlanmışlık, asırlar sonrasına bile taşınıp arkalarından gideceğimiz bir ‘iz’ oldu.

Şimdi ise zamanımızın dünyası ve bizler... Dağınıklığımız, pejmürde halimiz, savruluşumuz, kayıplarımız, kirlenen ihlasımız, yozlaşan özümüz, tahrip olan bakışlarımız... İnsanlıktan çıkartan eylemlerimiz, muhafaza edemediğimiz imanımız, sadece sözde kalan hakikatlerimiz, yıpranan değerlerimiz, farkında olmadığımız günahlarımız, küçük gördüğümüz hatalarımız...

Her şeye rağmen iman ve inancımız var, evet. Fakat dağılmışlık, günün mevzu bahisi. Her açıdan toparlanamayışımız ve dağınıklığımız bizi değerlerimizden uzaklaştırıp gerisin geriye götürüyor. Her dem ileri adımlayan ve hedefleyen bir ashab-ı kiram tablosunun tersi bir durum var bizde. Bunun sebebi dağınıklığımız. Ashab gibi Resulullah’ın etrafındaki gibi bir duruşun olmayışı. O zaman Resulullah yaşıyordu ve içlerinde idi.

Şimdi dünyamız Resulullah’ın gelişine o kadar muhtaç ki! Biz Müslümanlar bile Onun yokluğunun zararlarını yaşıyorken Onun varlığını düşlediğimiz her düş huzur veriyor. Fakat ne acıdır ki Resulallah bir daha gelmeyecek ve biz Onu görmeyen ‘kardeşleri’ olarak kalacağız!

Fakat bu, yeise sürüklememeli… Çünkü Onun bedeni rahmete kavuşmuş olsa da yaşayan bir hayatı var. Yaşadıkça yaşatan bir liderliği ve önderliği var. Ona yapıştığımız sürece yine günümüz dağınıklığından kurtulup Onun etrafında birleşeceğiz. Her türlü dağınıklığa duçar olan bizler, Onu yaşamaya çalıştıkça toparlanacağız. Yaklaştıkça, Resulullah’ın hayatı bizi toparlayacak ve adam edecek. Sevgimizi dilden amele döküp, amelimizi Onun ameliyle şekillendirerek toparlanacağız.

Evet, şimdi toparlanma vakti! Bıktık bu dağınıklıktan, ağladık, üzüldük, öldürüldük, kendimize küstük, kardeşimizle aramıza uzun duvarlar ördük, eleştirdik, yargıladık, hüzünlendik ve hep dağıldık. Hep Ondan uzak kaldık diye oldu olanlar. Onun örnekliğini kuşanmadığımız için öldü değerler. Onun etrafındaki ashabın yaşayışını derinlemesine yaşamadık diye oldu kopukluklar, med cezirler. O (SAV) aramızda olmasa da yaşayan bir hayatı var aslında.

Onun etrafında sahabe gibi kenetleneceğimiz bir ‘yürüyen Kur’an’ var önümüzde. İzinden gidip Onun etrafında el ele tutuşacağımız bir ‘hayat rehberi’ var. Ondan uzaklık bizi dağılmışlığa itti; bizi bizden etti. Bizi bize getirecek olan da Odur aslında. Farkında olmayışımız, farkında olup da uygulamaya koymayışımız bizi daha çok heder edecektir. Baharları kışa çevirecektir.

Oysa O (SAV), Mekke’yi ve dünyanın kışlarını bahara çevirmeye gelmişti. Şimdi ki kara kışlarımızı bahara çevirmek de, Nisan’daki o kutlu doğuma dönmekle ve Onun etrafında kenetlenmeyle olacaktır. O zaman dağılmışlıktan kurtulup toparlanacağız ve öyle büyük bir müjde vereceğiz ki geleceğe, öyle büyük cevap vereceğiz ki yenilmişliklere, öyle bir destan yazacağız ki yeniden...

İşte her şey o En Sevgili’nin aşkını ciğerlerimizde hissedip her karmaşıklığı, her ihtilafı, her çirkinliği bırakıp Onun etrafında kenetlenmeyle olacaktır. O (SAV) bizi toparlayacaktır...

Esra Toprak / Nisanur Dergisi - Nisan 2016 (53. Sayı)

 
20-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.