“Üç Aylar, Sefahatlerin ve Zulümlerin Kirlettiği Manevi Havamızı Temizler”

Zehra Yüksek
Recep ayında hayat tarlamıza güzel ve faydalı tohumlar ekmeli, Şaban ayında ise o güzel ekinlerin arasındaki zehirli otları temizleyip çapalamalıyız ki Ramazan ayında o bereketli mahsulleri elde edebilelim.
Bismihi Teâlâ!

Malumunuzdur ki imandan gelen bir heyecanla ibadet hayatımızın daha canlı ve diri tutulduğu feyizli ve bereketli olan bir üç aylar mevsimindeyiz yine, elhamdülillah. Madem böyle bir güne eriştik ve Allah-u Teâlâ böyle güzel zaman dilimlerini bizler için fırsat olarak lütfetti öyle ise bizler de birçok mübarek gün ve geceleri bağrında taşıyan ve “on bir ayın sultanı” olarak bilinen Ramazan’ın müjdecisi ve habercisi olan Recep ve Şaban aylarını fırsat bilerek ahiret hayatımıza bolca yatırım yapmak için çabalamalıyız.

Recep ayı girince Resulullah (AS) “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana ulaştır” (Ahmed bin Hanbel) diye dua ederdi.

Ve yine “Receb, Allah’ın ayı; Şaban, benim ayım; Ramazan da ümmetimin ayıdır” diye buyurmuştur.

Recep ayı tevbe ayıdır, tevbe ise dönüş demektir. Şu halde bu güzel günlerin Hakk Teâlâ’nın yoluna dönüş için müthiş bir fırsat olduğunun idrakine vararak gerek nefsin tembelliğinden gerekse dünyevileşmenin getirdiği gafletten dolayı yaptığımız hata ve kusurlarımızı bir an önce affetmesi için yönümüzü gaffar olan Allah’a çevirmeliyiz.

Allah Resulü “Günahtan tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir” buyuruyor (İbn-i Mace). Evet, işittiğimiz bu müjdeden sonra günahlarımızı itiraf ederek tevbemizi tekrar tekrar yenileyelim. Zira tevbe, ulaşamayacağımız makamların kapılarını aralayacak en önemli vasıtamızdır.

Ancak bu sadece dil ile ‘estağfirullah’ ve ‘etubu ileyh’ demek olmasın! Bütün aza ve uzuvlarımızla hayra dönüş yapalım ki tevbe yerini bulsun ve takdire şayan olsun.

Nasıl ki evimize çok kıymetli bir misafirin geleceği haberini aldığımız zaman bir telaş, bir heyecan sarar bizleri… Sağı solu temizlemeye koyuluruz hemencecik… Bir yandan en leziz yemekleri pişirirken öte yandan “acaba hangi kıyafetimi giysem” düşüncesi sarar benliğimizi… İşte tabiri caizse o çok kıymetli ve değerli misafirlerimizi karşılar gibi, hatta daha da kıymetli olan Ramazan ayını manevi kirlerden arınmış ve temizlenmiş bir şekilde karşılamamız gerekmiyor mu dersiniz?

“Recep ekim, Şaban bakım ve Ramazan ise mahsulü elde etme ayıdır”
diyor bazı âlimlerimiz. Bu anlamda Recep ayında hayat tarlamıza güzel ve faydalı tohumlar ekmeli, Şaban ayında ise o güzel ekinlerin arasındaki zehirli otları temizleyip çapalamalıyız ki Ramazan ayında o bereketli mahsulleri elde edebilelim. Zira hayırlı bir sonuç; hayırlı bir başlangıç ve hayırlı bir gidişle gerçekleşir.

Recep ayından sonra Şaban ayına baktığımız zaman her dem hayat örneğimiz olan Resulullah (AS)’ın bu ayı da bambaşka bir şekilde ibadetlerle ihya ettiğini şu hadise ile anlıyoruz. Enes bin Malik anlatıyor:

“Peygamberimiz bir gün beni bir iş için Hz. Ayşe’nin evine gönderdi. Eve varınca Hz. Ayşe’ye ‘Çabuk ol, çünkü ben Peygamberimiz etrafındakilere Şaban ayının on beşinci gecesini anlatırken ayrıldım’ dedim. Bunun üzerine Hz. Ayşe bana buyurdu ki: ‘Ya Enes, otur da sana Şaban ayının on beşinci gecesi hakkında bir hadise anlatayım. O gece sıra bende idi. Peygamber eve geldi, yanımda yatağa girdi fakat geceleyin uyanınca onu yanımda bulamadım. İçimden, herhalde Kıpti cariyesinin evine gitti, dedim. Evden mescide vardım. Karanlıkta ayağım ona takıldı. O şöyle diyordu:

‘Sana cismim ve duygularımın kemali secde etti. Kalbim sana inandı. İşte elim ey yüce Allah! Onunla işlediğim bütün kusurlara gelince, her yüceden istenir. Sen de büyük günahlarımı bağışla. Yüzüm; yaratıcısına, biçimlendirenine ve üzerine göz ve kulak açana secde etti.’

Arkasından başını kaldırıp şöyle dedi: ‘Allah’ım bana, içinde senin korkunu taşıyan, şirkten ari ve uzak, kâfir ve günahkâr olmayan bir kalp nasip eyle!’

Arkasından yine secdeye kapanarak şöyle dedi: ‘Öfkenden kaçınıp rızana, cezandan çekinip affına, senden uzak kalmaktan sakınıp sana sığınırım. Ben seni övecek sıfatları sayamam. Sen kendini övdüğün gibisin. Ben kardeşim Davud gibi efendim için yüzümü toprağa sürdüm, efendimin şanına yaraşan affetmektir diyorum.’

Arkasından başını kaldırınca O’na: ‘Anam babam yoluna feda olsun. Sen bir vadidesin ben bir vadide (sen ne yapıyorsun benim aklıma gelen ne idi manasına gelen bir şey)’ dedim. Bunun üzerine bana şöyle buyurdu:

Ey Hümeyra! Bu gecenin, Şaban ayının on beşinci gecesi olduğunu bilmiyor musun? Yüce Allah, bu gece Kab kabilesinin sürüsünün kılları sayısı kadar kişiyi cehennemden azad eder. Yalnız şu altı kişi müstesna: Devamlı içki içenler, ana-babanın kalbini kıranlar, zinaya düşkün olanlar, alamayacağı bir malın fiyatını yükseltmek için alışverişe karışanlar, suret/resim yapanlar ve koğucular.”

“Bu geceler gibi, şeair-i İslamiyeye karşı hürmetsizlik edenlerin hatalarına bir tekdir olarak kâinat bu gecelere hürmet eder. Neden siz etmiyorsunuz” diyor Üstad Bediüzzaman ve devam ediyor:

“Bu zaman dilimleri, kâinatın sahibine yapılan hürmetsizliklerle bunalan kâinat için bir nefes alma, bir temizlenme mesabesindedir. Zira bu zamanlarda ibadetlerde ve hizmetlerde artış olur ve sırf Allah rızası için ihlasla yapılan bu hizmetler; günahların, sefahatlerin ve zulümlerin kirlettiği manevi havamızı temizler.” (Kastamonu Lahikası)

Bu cevheri gecelerin gündüzlerini oruç ile gecelerini ise ibadet ve zikirlerle geçirmek ve bu manevi havayı ulaşabileceğimiz herkesin teneffüs etmelerini sağlamak temennisi ile mübarek üç aylarınızı kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim.

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
 


 
20-05-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.