Ümmet-i Muhammed’in İmtihan Vesilesi

Rana Çeçen
Yıllar önce bir dosta misafir olmuştum. O gece birkaç akrabasıyla yaptıkları sohbetleri vardı ve beni de davet etti. Her hafta birisi simit alıyormuş. ev sahibi de çay ve peynir hazırlıyormuş, onun dışında bir ikram yapılmıyormuş. Bu çok güzel bir kuraldı…
Bismillahirrahmanirrahim.

Yıllar önce bir dosta misafir olmuştum. O gece birkaç akrabasıyla yaptıkları sohbetleri vardı ve beni de davet etti. Her hafta birisi simit alıyormuş. ev sahibi de çay ve peynir hazırlıyormuş, onun dışında bir ikram yapılmıyormuş. Bu çok güzel bir kuraldı…

Simitleri aldık beraberce sohbetin yapılacağı eve gittik. Ev o günün şartlarında gayet lükstü. Bütün misafirler geldikten sonra konuya başlandı. Konu Hz. Fatıma (R. Anha) annemizin hayatıydı. Evlenince çeyizi birkaç parçayı geçmiyordu, şöyle sıkıntılar çekti, şu zorluklara katlandı… Anlatıldıkça herkesi bir hüzün kapladı. Teyzeler gözyaşlarına hâkim olamadılar.

İki cihan serverinin biricik gülünün çektiği onca eziyete duygulanmamak elde değildi. Ancak bir yandan evdeki süslere, lükse, bir yandan da ağlayan teyzelere bakınca –belki de hakkım olmayarak- biraz yadırgadım. “Ya Rabbi ne hallere geldi Ümmeti Muhammed” demekten kendimi alamadım.

Sade yaşamı, dünyanın zevklerine sırt çevirmeyi Peygambere, ehli beytine ve ashabı güzine yakıştırdık. Hani Peygamber her şeyiyle örnek ve rehberdi? Hani Onun gibi yaşanınca kurtuluşa erişilirdi? Yoksa hepsi kitap sayfaları arasında mı kaldı?

Yaşam tarzımızı, gayri Müslimlerin yaşamlarından ayıran hiçbir fark kalmadıysa oturup Müslümanlığımızı sorgulamamız gerekmez mi? 

Bu gün dünyanın süsüne, nimetlerine kavuşma yarışındayız. Oysaki Habibullah ve ashabı isteseydiler eşyaların en güzeline, yiyecek ve giyeceklerin en güzeline sahip olamazlar mıydı?

Resulullah (AS)’ın hayatındaki şu kesiti bilmeyen var mıdır acaba?

Hani, Resulullah Efendimiz (AS) bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafı üzerinde iz bırakmıştı. “Ya Resulullah sizin için bir döşek edinsek?” denilince; 

“Benim dünya ile ne ilgim kaldı ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim” buyurdular.

Evet, dünya güzeldir. Dağıyla, ovasıyla, ağacıyla, çiçeğiyle, deniziyle, gölüyle... Bütün doğasıyla güzeldir. Hiçbir eksiği ve kusuru yoktur. Çünkü yaratan güzeldir. Yaratan güzel olunca yaratılan da güzel olur. Ancak gözümüzle gördüğümüz tüm bu güzellikler, asıl güzelin bir suretidir. Hatta belki suret bile olamaz dünya gözüyle göremediğimiz güzelliklerin yanında.

“Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur, keşke bilselerdi.” (Ankebut / 64) 

Onun içindir ki dünyadaki nimetler, asla ulaşmak için bir basamak olmalıdırlar. Eğer temel hedef olarak görülüp her şeyi onun için harcarsa insan, işte o zaman helak olur. Rabbimiz (CC) dünyayı Kur’an-ı Kerim’de şöyle tasvir ediyor:

“Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki; onunla yeryüzünün bitkileri gelişip birbirine karışır ve sonunda rüzgârların savurup uçurduğu kuru bir çöp kırıntısı haline döner. Allah, her şeyi meydana getirmeye gücü yetendir. Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ebedi kalacak iyi işler ise Rabbinin katında hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf / 45-46)

Kur’an-ı Kerim’deki mesel ayetlerinden biridir bu ayet-i kerime. Yağan yağmurlar nasıl ki kuru toprağa hayat verip canlandırdıktan belli bir süre sonra kuru çöpler haline geliyorsa, dünya hayatı da yaşanır ve ölümle kurur. Daima yeşil kalacak olan sadece ahiret hayatıdır. Bu gerçeğe bütün benlikleriyle iman eden Allah Resulü (SAV) ve ashabı, yüzlerini ahirete, sırtlarını dünyaya çevirmişlerdir. Dünyanın cazibesine karşı da, sık sık ümmetini uyarmıştır Resulullah (AS).

“Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümit ediniz. Allah’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum.” (Buhari, Müslim)

Ne kadar da yerinde bir endişe! Ne yazık ki ümmet-i Muhammed tam da bu yarış içerisinde. O kadar da süse, ihtiyacından fazla yeme-içmeye, giyime karşı hevesi olmayan ya da kendisini bunlara karşı muhafaza etmeye çalışanlara karşı; bir şeyden anlamayan, zevksiz, medeniyet görmemiş muamelesi yapılmaktadır. İşin en acı tarafı, bunu artık her kesimden insanın yapar hale gelmesidir.

Hiçbir faydası olmayan, öylece bir köşeye konulan süslere ve gereksiz eşyalara verilen paralar ile kaç fakirin karnı doyardı acaba?

Bir gün sahabe Allah Resulü (SAV)’nün yanında dünyadan bahsettiler. Bunun üzerine Resulallah (SAV) şöyle buyurdu;

“Siz işitmiyor musunuz? İşitmiyor musunuz? Sade yaşamak imandandır. Sade hayat sürmek imandandır.” (Ebu Davud, İbni Mace)

Acaba Allah’ın Resulü (SAV), günümüz Müslümanlarının konuşmalarını işitseydi neler söylerdi?

“Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi (imtihan vesilesi) de mal sevgisidir.”
(Tirmizi)

Mal sevgisi yerleşti mi bir kalbe, başka bir sevginin orada yeşermesine imkân vermez!

Bir aralar bir yardım kuruluşundan, “Acil yardıma ihtiyacı olan Müslüman kardeşlerimize bağış yapmak için beş lira değerinde bir mesaj atın” diye bir mesaj almıştım. O anda yanımda bulunan birine de söyledim bunu. “Benim mesaj hakkım yok” dedi. Zaten tarife dışından değerlendirilecek dedim. Demek istediğim şu, çoluk çocuğumuzun çikolatası için, ya da fuzuli süsler için onlar, yüzler harcarız da, bir Müslümanın belki de bebeğinin karnını doyuracak bir süt parasını, “bedava mesajım yok” diye cevapsız bırakırız. Bu fitne değil de nedir?

Dünya malı bir imtihan vesilesidir! “Dünyada varlığı çok olanlar ahirette sevapları az olanlardır. Yalnız sağına, soluna ve ardına şöyle şöyle verenler müstesnadır. Fakat onlar da ne kadar azdır” der Hz. Peygamber (AS).

Şu bir gerçektir ki, ne kadar kazanılırsa kazanılsın hepsi en sonunda -eğer varsa- mirasçılara kalacaktır. İnsana kalan ise, Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın hayatı doğrultusunda kazanılanlardır.

“Kişi öldüğünde onu üç şey takip eder. İkisi geri döner biri onunla kalır. Onu takip edenler; ailesi, malı ve amelidir. Ailesi ve malı geri döner, ameli ise onunla kalır.” (Buhari, Müslim)

Acıdır ki; insanların genellikle tüm gayretleri, o geride bırakacakları içindir. Oysaki Rabbimiz “Yarışanlar ahiret nimetlerine kavuşmak için yarışsınlar” (Mutaffifin / 26) diye buyurur.

Kur’an ve sünnette bu konuyla ilgili söylenen çok söz, yapılan çok uyarı vardır aslında. Rabbul Âlemin bizleri sözü dinleyip uyanlardan eylesin. (Âmin)

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Şubat 2016 (51. Sayı)
 
18-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.