Ümmetin Evladı, Gençliğin Işığı; Yasin Börü!

Esra Gülşahin
Yasin, aslen Diyarbakırlı olup Diyarbakır’da yaşayan Lise 3. sınıf öğrencisiydi. 16 yaşında zalimane bir zulme kurban giden bir fidandı. İstedik ki Ekim ayına onu işleyelim, yüreğe nakış nakış işlenmiş olan hayatına bir göz atıp tekrar dirilelim. Onun yolundan gitme kararlılığına bir kez daha ahit üzere birleşerek, öncü olan yaşantısının parlaklığına mürit olabilelim.
GENÇ ÖNCÜLER
Ümmetin Evladı, Gençliğin Işığı; Yasin Börü!


Ey Amed!
Bu kaçıncı adanmışlık?
Bu nice kazanmışlık?   
Alnın nur dolar, ruhun gül kokar
Kanlarıyla yazdılar bak yollarını
Geleceğin takip edeceği iz olsun diye
Şehadet kolyelerini taktılar şehrin boynuna
Nazenin bir damat sadedinde uğurlayalım diye
Vallahi kazandılar!
Can dolusu teslimiyetle gittiler Rabbe…
Siz gözlerimize özü içiren şehitler
O güne andolsun ki dünya değeri beş para etmiyor
Bu dersi gönüllere serpmek ne büyük kazançtır
İşte gidişiniz
Belki şehadete hazırlanan önceki hayatınız
Hayat bilgimize bu dersi verdi…
Sonra anladık ki;
Şehitliğe aday nice gönüller var
Anladık ki;
Şahitliğe meydan okuyan ne erler var
Varsın üzülen, acı çeken, kanla masumiyeti ispatlayan bizler olalım
Ama zalim değil!
Sen nazenin yüreklimiz,
Yaşı küçük ruhu büyük Yasin’imiz!
Ne çok iz kattın hayatımıza
Ne çok aşk akıttın dimağlarımıza
Gençliğine hicret etti hayaller
Yoluna kurban oldu ayaklar
***

Ekim denilince Yasin gelecektir akla…

Yasin, aslen Diyarbakırlı olup Diyarbakır’da yaşayan Lise 3. sınıf öğrencisiydi. 16 yaşında zalimane bir zulme kurban giden bir fidandı. İstedik ki Ekim ayına onu işleyelim, yüreğe nakış nakış işlenmiş olan hayatına bir göz atıp tekrar dirilelim. Onun yolundan gitme kararlılığına bir kez daha ahit üzere birleşerek, öncü olan yaşantısının parlaklığına mürit olabilelim.

Pak ve temizliğine yaşı, kanı, duruşu, hayatı, amacı, gençliği şahit olan Yasin ki; zamanın İsmail’i, zamanın Habibun-Neccarı, zamanın Musab b. Umeyr’i... Yasin ve arkadaşları hak tarafın kurbanları olarak hayat ve mazlumlukları ölmeden yaşayacak olan, ölümsüz bir örnekliğe yol açacak olan Amed’in yiğitleridir...

Son yılların öncüsü olmuş, son zamanların ihlasını bu kadar açığa çıkarmış ve düşmanların zalimliğini, mazlumluğun samimiliğini aşikâr ederek; ümmete ölümsüz evlat, gençliğe ışık, umut, yol ve rehber olmuştur.

Yasin bir destandır okumasını bilene... Yasin bir hakikattir, basireti olana... Yasin bir çığlıktır, sağırlaşmamış kulaklara... Dilerseniz öncelikle, Yasin nasıl bir çocuktu, ona bakalım:

Annesi anlatıyor Yasin’i; “Çok hayâlıydı. Utancından başını önüne eğerdi. İbadetlerine düşkündü. Küçük yaşlardan itibaren ibadetlerini aksatmazdı. Küçükken defalarca hastalık geçirdi, büyüyünce kendine geldi. Yasin daha okula başlamadan ben ona yazmayı öğrettim. Öğretmenleri ondan çok memnundu. Hemen öğrenirdi. Her şeyi hemen kavrıyordu. Yaşıtlarına göre çok daha olgun ve ibadete düşkündü. Zamane çocukları gibi alışkanlıkları yoktu. Zamanını gereksiz işlerle harcamıyordu. Küçük yaşına rağmen yaşıtı olan kızlara karşı mesafeliydi. Müslümanlara her zaman faydalı olmaya çalışırdı. Yardım kuruluşlarında ücretsiz çalışır, fakirlerin yardımına koşar, kimseyi yarı yolda bırakmazdı.

Oğlum Yasin çok iyi bir insandı, beni asla üzmezdi. Ona namaz kılmayı ben öğrettim. Sürekli namazını kılardı. Hiç kötü arkadaşları yoktu. Yasin, boş yerlere gitmezdi. Birkaç tane arkadaşı vardı, onlar da onun gibi iyi insanlardı. Bütün dersleri çok iyiydi. Okuldan eve evden de okula giderdi. Beni hiç üzmezdi. Bütün anneler evlat kaybetmenin acısını iyi bilir. Gözümü her kapattığımda Yasin’imi görüyorum. Yürüdüğünü, ev içindeki hal ve hareketlerini görüyorum. Yasin, kardeşlerini, özellikle 7 aylık olan kardeşini çok severdi. Onu görmediği zaman dayanamazdı. Okuldan geldiği zaman hemen ona sarılırdı. 7 aylık kızım sürekli Yasin’i kokluyordu. Belki de onunla vedalaşıyordu.”

16 yaşın asil ve olgun duruşunu sergileyen Yasin’in, İslami hassasiyetlere dikkat çeken davranışı ve İslami hassasiyete olan ilgisi takdire şayandır. Derslerindeki başarısı, ibadetlerindeki düşkünlük, en çok erkeğe yakışan Yusuf misali hayâsı ve halka elinden gelen yardımı yapması; hayatının en önemli süreçleri ve gençliğin izlemesi gereken en önemli hususlardır...

Yasin’in hayatı merhameti o denli işlemişti ki, şehit olmadan bir hafta önce araştırıp kaleme aldığı şu notları annesine okuyacaktır: “Merhamet; acımak, bağışlamak, şefkat göstermek iyilikte bulunmaktır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) canlılara karşı şefkatli ve merhametliydi. Akrabalarını ve komşularını ziyaret eder, onlara şefkat gösterir, yetimi, düşkünü ve mazlumu gözetirdi. Peygamberimiz hastaları ziyaret eder, köle ve fakirlerle oturur onlarla yemek yerdi.”

Bu hayırlı hayatı Rahman şehadetle mükâfatlandıracaktır. Ve zalim, bu hayırlı hayata tahammül etmeyerek ortadan kaldırma planları içindedir. Doğu’da sol örgütün başını çeken Marksistlerin İslam’a olan düşmanlıkları her daim olmuştur. Doğu’daki Kürt Müslümanlara yaşam hakkı tanımayan bu örgütün yapmadığı halt kalmamıştır. İşte böylesi zamanlardan bir zaman… Selahaddin Demirtaş’ın talimatı ve Kobane olayları bahanesiyle ortalığın viraneye döndüğü, insanlara zarar verildiği anlardır...

Kurban Bayramı’nın dördüncü gününde ise Yasin ve arkadaşları kurbansız kalan evlere et ulaştırmak derdindeler... Fakat Kobane bahanesiyle dışarda cesaret sergileyen alçak mahlûklar, ellerinde tüfek, tabanca, satır, bıçak, keser ve sopalarla Yasin ve arkadaşlarının etrafını sarıyorlar. Daha sonra Yasin ve arkadaşları bir eve sığınıyorlar. Fakat zalim iş başındadır ve o eve girerek onları binadan atıyorlar. Üstelik gençlerin atılan cesetlerine işkence yapılıyor. Zalim kinini kusamıyor bir türlü ve Yasin’in üstünden arabayla geçiyor. Başlarını taşla eziyorlar, yetmiyor yakıyorlar...

6-8 Ekim (2014) olayları olarak tarihe damgasını vuran bu katliam asla unutulmayacaktır!

Yasin’in hayatı kadar Onun ve arkadaşlarının zalimane katledilişleri de asla unutulmayacaktır. Onların yaşantıları konuşulduğu kadar onları öldürenlerin vahşetleri de konuşulacaktır! Yaşantıları düşmanı nasıl bir kine büründürmüş ki; içlerindeki vahşilik son bulmuyor ve cesetlere ellerinden gelen zulmü sergiliyorlar. Bir annenin(!) ceset başında zılgıt çekmesi kadar insanlıktan çıkıp esfele yuvarlanabiliyorlar...

16 yaşındaki masuma ve arkadaşlarına güdülen bu düşmanlık, onların şahsında İslam’adır aslında! Onların bu temiz ve asli duruşunun yanında bu zalimliğe duçar kalmaları, ümmete ve bilhassa Türkiye’deki Müslümanlara da bir işarettir. 90’lı yıllardan beri bilinçaltında yatan yanlış düşünce, iftira, karalamalara bir ışıktır. Dünün 90’lı yıllarındaki zulmün aynısı bugün işlenmiş ve medya vesilesiyle bu kamuoyunda görülmüştür. Bu anlamda Yasin ve arkadaşları sadece yaşıtlarına değil, tüm yanlış düşünceleri açığa çıkaran birer ışık olmuşlardır.

Allah onları şehadetleriyle öyle tanıtmıştır ki; tarihin sayfalarına öyle imza atmışlardır ki, hak yol bir kez daha açığa çıkmıştır. Gençlerin yürüyüşü Yasin, gençlerin hayali Yasin, gençlerin hedefi Yasin, gençlerin dilinden düşürmedikleri Yasin olmuştur. Yasin olmaksa onun iman olgunluğunun bütünlüğüne varmak, yaşamak ve şahit olmaktır... Hayatları amellere şahit tutmak gerekir ki; şehadet nasip olsun tıpkı Yasin gibi... İhlas o kadar büyük olmalı ki; öldükten sonra bile Allah tanıtsın âleme, tıpkı Yasin ve arkadaşları gibi...

İyi, temiz olduğu için oğlunun şehit olduğunu belirtiyordu Hatice Börü:

“Bugünü tahmin etmeliydim, çünkü çocuğum sıra dışı bir ahlaka sahipti. Onu İslami bir çerçeve içinde yetiştirmeye çalıştım. Yasin’in alnı çocukluğundan beri secde gördü. Kimseye bir kötülük yapmadı. Başkaları gibi evladımı sokağa salmadım, öfkeyle büyütmedim. İslam’a faydalı olmasını istedim. Oğlum Yasin, kimsenin canına, malına kastetmedi. Ben evladımla gurur duyuyorum. O sabah heyecanla evden çıktı. Bayramlık kıyafetlerini giydi. Bayramlıklarını bir kere bile yıkamadım, öylece askıda kaldı.”

Yasin’i günlerce hastanelerde ve karakollarda aradıklarını belirten annesi devamla diyordu ki:

“Bayramın dördüncü günü kahvaltı yaptıktan sonra derneğe gitmek için bizden izin istedi. Yarım saat sonra geldiğinde bayramlık kıyafetlerini çıkarıp normal kıyafetlerini giydi. Akşam vakitlerine kadar gelmedi. Onu aradım ama telefonu kapalıydı. İki üç gün boyunca hastanelerde, morglarda ve karakollarda aradık. Oğlumu görenler, yüzünün tanınamaz halde olduğunu, vücudunun her yerinde yaralar olduğunu söyledi. Zalimler, şehit olduktan sonra vücuduna işkence yapmışlar. Kafasını yere çarpmışlar. Yüreğim çok yandı. Bu İslam ümmetine yapılan bir zülümdür. Kimse bu zulme uğramasın. Bütün insanların bu zulmü görmelerini ve uyanmalarını istiyorum.”

Zalim bence yaptığının pişmanlığında! Çünkü Yasin ve arkadaşlarının şehadeti hiç olmadığı kadar safları ayırdı, belirginleştirdi, yüzlerini açığa çıkardı... Allah’ın tokadı öyle büyük oldu ki onlara; hala yalpalanmaktalar, kendilerine gelebilme ümidi yok ve dahi zaferleri yok! Bu zalimliğe karşılık Allah’ın vadettiği cehennem ise hazır haldedir inşallah... Ateş yakıcılığıyla secde ediyordur ve o zalimlerin yüreklerine işletilecektir...

Yalnız öyle bir durum var ki; geçen onca zamana ve katillere ilişkin onlarca delil var olmasına rağmen mahkeme kararı nihayete kavuşmuyor. Bu da işin başka bir boyutu, başka bir zulmü…

Rabbim Yasin’ce yaşamayı nasip etsin. Zalimleri kahr-u perişan eylesin! (Âmin)

Esra Toprak / Nisanur Dergisi - Ekim 2016 (59. Sayı)
 
28-10-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.