‘Vuslat Tuzağı’na Kapılmaya Gör!

Elif Yüksek
Dünyanın yükü üzerindedir sanırsın! Belin bükük gözlerin yaşlıdır. En çok yüreğinin gamı ağır basar. En çok seni, o yaralar. Gam yüküdür sana, en ağır gelen; nasıl çekecem, dedirten. İçten içe düşüncelerini kemiren. Oynak, inatçı bir kurtçuk misali… Küçücük ama derinlere yol alan. Ufacık ama depremler oluşturan.
Dünyanın yükü üzerindedir sanırsın! Belin bükük gözlerin yaşlıdır. En çok yüreğinin gamı ağır basar. En çok seni, o yaralar. Gam yüküdür sana, en ağır gelen; nasıl çekecem, dedirten. İçten içe düşüncelerini kemiren. Oynak, inatçı bir kurtçuk misali… Küçücük ama derinlere yol alan. Ufacık ama depremler oluşturan.

Yük çekenin, yol gidenin demişler. Demişler mi sahi, aklıma öyle geldi. Denilmemişse de ben demiş olayım şimdi. Yük çekenindir illaki. Ama yükten öte yükler var. Yükümüzden öte yüklendiğimiz… İnadına talip olduğumuz. Cılız omuzlarımıza almaktan tarifsiz bir haz aldığımız. Anlamsız bir istekle benimsediğimiz.

Öyle ya! Kaldıramıyorsak bir yükü; ya hakkıyla omuz vermiyoruzdur (nasıl taşıyacağımızı bilmiyoruzdur) ya da o yük bizim değildir (inadına yüklenmişizdir). Zira Âlemlerin Rabbi “Biz kimseye taşıyabileceğinden fazlasını yüklemeyiz.” buyuruyor. Rabbimiz, tek ve bir olan ilahımız, tek ve emin mededgahımız böyle buyuruyor.

Yüreğinin gamı ağır mı basıyor? Ezdikçe eziyor mu duygularını? Telaş mı katıyor hayatına? Söyle, gam dağları mı bindi(rdin) sırtına?

“Gam görünce istiğfar et.” diyor bir gönül eri. “Çünkü gam, Yaradanın emri ile tesir eder. Allah dilerse bizzat gam ve sıkıntı, sana neşe bile olabilir.” diye de ekliyor.

İstiğfar! Mağfirete vesile; huzura, aydınlığa, dinginliğe, istikrara, en nihayetinde cennete kapıdır biiznillah…

‘Estagfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etubu ileyh’ dedi kul. Yangın yeriydi içi. Yaşlıydı gözleri. Ve… Ve gamlıydı yüreği.

Dedi ki; ben bu yükün altından nasıl kalkacağım?

Ve sordu; ben bu yükün altından kalkabilecek miyim?

"Şayet siz günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi giderir, sizin yerinize günah işleyen ve Allah`tan mağfiret taleb eden bir kavim getirir." (1) buyuran Resulü hatırla! Hani, kendisine günahlarından şikâyet eden sahâbilere öyle söylemişti…

Hem biliyor musun? Rabbinden mağfiret taleb etmen için illa ki günahkâr olman gerekmiyor! Öyle olsa, Hz. Peygamber (SAV) günde yüz defa mağfiret taleb eder miydi hiç?

"Şüphe yok ki, görmedikleri halde Rablerinden korkanlara mağfiret ve büyük bir ecir vardır." (Mülk / 12)

“Gam ve kederin anahtarı sabırdır.” dedi gönül eri. Ve devam etti: “Endişe etmekten sakın, sakin ol. İlacın başı perhizdir. Düşünce ve mantık perhizi yap ki, can kuvvetini göresin.”

Perhizine mani olan(lar) mı var? Düşüncelerini bulandıran… Can kulağını tıkayan…

Sen ki insansın! Halifesi en kudretli, en yüce olanın… Halel getirme makamına. Tamam dinle, konuş, tartış; istişare et! Ancak ısmarlama eylemlerden, köhne düşüncelerden, etki alanlarından sıyrıl. Sıyrıl be azizem… Endişeye mahal yok gerçekten. Kimin halefiysen, ders almaya bak itina ile. Hz. Âdem atamızı düşün! Hz. Havva anamızı düşün! Resulullah Efendimizi, yaşadıklarını/uygulamalarını düşün! Çok şeyler fısıldayacaktır can kulağına, âlem…

Şimdi de “Gamdan sevinmeye çalış.” diyor, aynı kişi. Ve devam ediyor. Bam teline değiyor. Altın vuruşla vuruyor:

“Gam, vuslat tuzağıdır. Bu yolda aşağıya düşüş aslında hakikate yükseliştir. Gam bir hazinedir. Senin zahmet ve meşakkat çekişinse maden. Gam derdine düşen, madeni kazmaya başlamıştır. Azimle kazan kişi, defineye ulaşır.”

Azim! Emsalsiz bir yol azığı… Mağfirete bile o götürmüyor; idraki o celb etmiyor mu? Azmini kıran nedir, söyle? Kim, çelmede aklını? Neden başaramayacağını düşünmektesin böyle? Ah o ‘kovulmuş’ yok mu? Kendi gibi kovulsun istiyor insan! Kendi gibi pespaye, rezil-i rüsva…

Gam yükünü sırtlanmış giden yolcu, ey! Eğilip bükülmede değil ar. Yaftalayıp düşmede hiç değil… Yeniden kalkacak mecali bulamamak, daha doğrusu aramamakta. Azmini bilememekte. Rehavete düşmekte. Şer görünen hallerdeki hayrı gözlememekte. Çetin bir imtihanın ortasında, kendine biçareliği biçmekte. Evet, asıl ar bun(lar)da…

Dinle bak, ne diyor ruhun! Sana neler anlatıyor! Kurtuluş reçeteni mühürlüyor!
Haydi, mahzun olan yüreğine haykır! De ki; Allah’ın indinde olandadır hayır. Ondadır güzellik. Ondadır huzur. Ondadır maslahat…

Gör bak, ne ediyor derdin! Seni nereye götürüyor! Adımlarını vuslata sürüyor! Seni hazineler adasına yolluyor! Öyle ki adım atsan define, adım başı hazine… Yeter ki gönül gözünü ve kulağını parmaklarınla tıkama! Ve tıkatma…

Nefsine ve şeytan aleyhilla’neye demesini bildiğin gibi çevresel faktörlere de bir ‘dur’ de! Bu etki, en yakın(lar)ından gelse de…

"Ey insanlar Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah`a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış göğün genişliği kadar olan Cennete koşuşun. Bu Allah`ın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah büyük lütuf sahibidir." (Hâdîd / 21)


1-(Müslim, Tevbe,11; Ahmed b. Hanbel, II, 309)

 

Elif Yüksek | Nisanur Dergisi | Kasım 2017 | 27. Sayı


 


 
16-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.