Ya Sen, Gönlünü Kime/Neye Kaptırdın?

Elif Yüksek
Akıllara zarar haller yaşıyoruz şu aralar! Bir o kadar hatta daha fazla gönüllere zarar… Vicdanlara zarar… Aile içi ilişkilere, sosyal dokuya zarar… En çok da kulluğa zarar haller, yaşadıklarımız.
Bismihi Teâlâ…

Akıllara zarar haller yaşıyoruz şu aralar! Bir o kadar hatta daha fazla gönüllere zarar… Vicdanlara zarar… Aile içi ilişkilere,  sosyal dokuya zarar… En çok da kulluğa zarar haller, yaşadıklarımız.

Nasıl oldu, neden oldu, daha anlayamadan topyekûn bir simülasyonun içinde bulduk kendimizi! Dışımız, bir takım tavırlarımız Müslümanca olsa da bir benzerlikten öteye geçmediğinin kanıtı oluyor; yaşantımızın temelini oluşturan hallerimiz… Konuşmalarımızın özeti hükmündeki sözlerimiz de bu yönde… İşin kötüsü hala farkına varabilmiş değiliz; içimizi dışımıza, sözlerimizi inancımıza ve yaşantımızı hayat rehberimize uyduramayışlarımızın… Dünyevileşme temayüllerimizin… Maddeye endeksli bir yaşam sürdüğümüzün…

Belki de kabullenemiyor birçoğumuz!  Kim ister ki bunu? Öyle ya, ‘dünyevileşme’  hastalığına kapıldığına inanmak, her zaman olumlu sonuçlanmıyor nihayetinde…

Ama bir de inancın başarıya götüren etken olduğu hususu var! Şunu demek istiyorum…  Elim bir hastalığın pençesinde kavrulan bir kimse, teşhisin kesinliğine rağmen,  damarlarında hastalığı barındırdığına inanmıyor;  bunu kabullenmek istemiyorsa tedaviyi gerekli görmediği gibi iyileşmek de istemez.

Hangisi daha acı sahi? En vahim olanı, neresi? İçinde bulunduğumuz hal mi, bu halden bihaber hallerimiz mi?

Galiba bihaber oluşumuz! Zira insanız,  beşeriz; haliyle şaşarız… Şaşabilir; günaha ve dahi dünyaya dalabiliriz…  Zira buna meyilli bir fıtratımız ve daima kötülüğü emreden bir nefsimiz (Yusuf / 53) var. Ancak Gafur olan Halim olan; kötülükleri, günahları bağışlayan hatta bağışlamakla da kalmayıp iyiliğe/sevaba çeviren bir Rabbimiz var.  Sırtımızı dayayabileceğimiz sağlam, güçlü bir dayanağımız var.

Ancak hastalığı teşhis edilen kimse gibi manevi bir takım hastalıkların pençesinden sıyrılmamız; iyileşme girişimlerinde bulunabilmemiz için farkındalık gerektiriyor. Kabul ve pişmanlık gerekiyor. Bunların da ötesinde doğru düzgün ve devamlı/kararlı bir tedavi gerekiyor.

Nedir tedavi? Nedir ilaç?

Çare iman merkezli bir hayattır! En etkili tedavi metodu; nebevi sünnete sıkı sıkıya sarılmaktır… Dünya hayatının (içindeki her şeyle),  bir imtihan vesilesi olduğunu belirten ayeti kerimelerdir ilaç…

“İnsanlar sevilmek için yaratıldı. Eşyalar ise kullanılmak içindir.  Dünyadaki kaosun nedeni;  eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmalarıdır.” (Cemil Meriç)

İslam toplumundaki küffarca asimilasyonların, simülasyondan ibaret Müslüman sayısındaki artışın da temelinde bu husus yatıyor olması, kuvvetle ihtimal!

Bundan 1150 sene önce “Ey insanlar! Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayseri’nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra’nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun’un anlayışına,  saltanatınız Firavun saltanatına, nefisleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe’nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor” diyor ve “Allah için söyleyin bana, Muhammedî olanlar nerede?” diye soruyor, Yahya bin Muaz…

Bakıyorum da aradan geçen uzun yıllar, Müslüman toplumların İmam Muaz’ın serzenişte bulunduğu o gidişatında bir düzelmeden ziyade,  neredeyse  ‘zirve’  olacak şekilde bozulmanın  (dünyevileşmenin) olduğuna şahitlik edip durmuş. Hal böyleyken aynı soruyu sorma düşüncesi bile ürpertici…

Öyle ya; kardeşimizi, dostumuzu, komşumuzu basit bir dünyalık uğruna kıracak,  incitecek kadar kalbimizi sardıysa dünya sevgisi... Evimizin dekoru, giyimimiz, kuşamımız, dünya telaşımız, tabağımız, elektrik süpürgemiz vs. indimizde kardeşlerimizden daha çok kıymetli ise... Ticareti için, menfaati için, rahatı için gözünü kırpmadan kardeşini, eşini, evladını, komşusunu harcayan bir Müslüman profiliyse karelere yansıyan…

Mümin hanımlar olarak;  tabağımız kırılır da yemek takımımız bozulur korkusuyla konu komşuya ayda yılda bir gönderdiğimiz yemeği eski bir kapta yolluyorsak... Yeni aldığımız elektronik ürünü, ihtiyacı olduğunu belirttiği halde kardeşimize, komşumuza  ‘ya bozarsa’ endişesi ile vermekten kaçınıyorsak… Eve gelen misafir çocuğu halıya bir şey dökmesin, bir yerleri kırıp zarar vermesin diye annesine ziyaretini zehir edecek kadar pimpirikli davranıyorsak… Üstüne bir de sözlerimizle geldiğine bin pişman ediyorsak…

Şayet böyle ise, söyleyin Allah aşkına; hangimiz Muhammedî olduğunu iddia edebilir? Durum tam da bundan ibaretse; hangimiz dünyevileşen benliğini inkâr edebilir?

Mümin bir hanımefendinin indinde, rızayı ilahi; her şeyin ama her şeyin önünde olmalı! Oysa bugün öyle mi?

Yakın çevremiz dâhil, muhafazakâr ve İslamcı geçinen çevrelerden edindiğimiz izlenimler ve günümüz mümin kadın profili; ne yazık ki bunun tam tersini gösteriyor. Şu halde geliniz, dünya ve içindekileri, süsü, geçici metaları elimizin tersiyle itelim! Bir an evvel… Hiç vakit kaybetmeden...

Nasıl mı?  Elbette tası tarağı toplayıp atacak;  ev eşyalarımızı kıracak değiliz! Bize lazım onlar… İşimizi görüyor; hayatımızı kolaylaştırıyorlar (her ne kadar, günümüzde tam tersi olsa da)…

Lakin biz gönlümüzü onlara kaptırdık! Sorun tam da burada...

Çekip alalım gönlümüzü ellerinden! Allah için çekip alalım. Ne olur çekip alalım.  Bunun için birbirimize yardım edelim. Destek olalım. Örnek olalım. Ve Allah için her birimiz, kendimizi bir hesaba çekelim! Hiçbirimiz nefsini temize çıkarmaya kalkışmasın!  Bunun için çabalamasın… Nefsine avukat kesilen değil hâkim kesilen bir hanımefendinin, izzet ve iffetinin –ona verdiği gücün- yerine ne geçebilir söyler misiniz?

Altın mı? Mobilyalar mı? Güzel ve alımlı elbiseler mi? Ne çelebilir onun aklını? Yakışıklı bir erkek mi ya da?

Vallahi hiçbir şey onun karşısında duramaz! Böyle bir müminenin karşısında hiç kimse duramaz... Tıpkı Hacer’in çabasının asırları aştığı, Asiye’nin karşısında Firavun’un duramadığı, Meryem’in iffetine kimselerin kara çalamadığı, Haticet-ul Kübra’nın inancını kimselerin sarsamadığı ve Zeyneb’in feryadını Yezidin bastıramadığı gibi…

Elif Yüksek / Nisanur Dergisi - Şubat 2016 (51. Sayı)
 
21-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.