Yalanın Birey Üzerindeki Kötü Sonuçları

Nevin Yapıcıoğlu
Farklı sebeplerle yalana başvuran ve işlerin yalanla çözüldüğü yanılgısına giren insan; yalanı alışkanlık haline getirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İnsan, ünsiyet kurma özelliği taşır. Bu özellik hayırlı şeylere alışma noktasında bir avantaj iken şerlere düşme noktasında da bir dezavantajdır. Çünkü nefs-i emmarenin istekleri yerine geldikçe, alışkanlıklar meleke haline dönüşebilmektedir.
Farklı sebeplerle yalana başvuran ve işlerin yalanla çözüldüğü yanılgısına giren insan; yalanı alışkanlık haline getirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İnsan, ünsiyet kurma özelliği taşır. Bu özellik hayırlı şeylere alışma noktasında bir avantaj iken şerlere düşme noktasında da bir dezavantajdır. Çünkü nefs-i emmarenin istekleri yerine geldikçe, alışkanlıklar meleke haline dönüşebilmektedir.

Mesela başı sıkışan adam kurtulmak için bir yalan söyler. Sonra o yalanın ortaya çıkmaması için başka yalanlar söyler. Bir yalan, başka yalanları doğurur; başka yalanlara mukaddeme olur. İlk etapta vicdanı rahatsız olurken, gaflet perdesi kalınlaşıp alışkanlık haline geldikten sonra sanki vicdanı uyuşur da hiçbir şey hissedemez olur. Hayâsını yitirdiği için yüzü kızarmaz, heyecan yapmaz. Nefsi güçlenmiş olan bu adamın dilinin kontrolü iradesinin elinde çıkar. Farkında olmadan yalan söyler. Artık bu insan bozuk, zararlı ve tamire muhtaç bir makine hükmüne girer.

Yalanın tahribatına dikkatimizi çeken Muhammedü’l-Emin Efendimiz (SAV) şöyle buyurur; "Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur..." (Mu vatta)

Yalanın maneviyat üstündeki etkisine işaret eden İmam Cafer-i Sadık da şunları söyler; "Yalandan daha büyük bir hastalık yoktur.”

“Doğruluk, gönül rahatlığı ve iç huzurudur, yalan ise kararsızlıktır." (Müsned)

Yalancı, özü itibariyle gerçek olmayan yalan ve gerçek arasındadır. Nefsinin ve vicdanının arasında sıkışmış bir ruh hali yaşar.

Yalanlarının ortaya çıkma korkusu onu tedirgin eder, psikolojisini bozar. Doğrulukta ise rahatlık vardır, gerçek özgüven vardır, izzet vardır.

Toplumda sözlerine itimat edilmeyen yalancılar sevgiden ve saygıdan mahrumdurlar. Bir delikten ikinci defa ısırılmaktan men edilen Müslümanlar bu bozuk karakterlilerle hiçbir ilişki içine girmek istemez. Yalanlarına şahit olunan bu insanların doğru sözlerine de şüpheyle bakılır. Çünkü o yalancı dükkânında doğru söz ile yalan sözünü aynı fiyata satmıştır. Mümin de çürük mal aldığı dükkânın, sağlam malına da güvenmez olur. Bu durum yalancının yalanlarının bu dünyadaki bir cezasıdır.

Diğer bir cezası da gördüğü rüyaların, gerçekleşmeyerek onu yalanlamasıdır. "Müminin rüyası neredeyse hiç yalan çıkmaz. Dili en doğru olanın rüyası da en doğru olur." (İbn-i Hacer)

Doğruluk dünyada müspet manada etkilerini gösterdiği gibi asıl etkisini ahirette göstereceğini bu ayet ve hadis bize haber verir.

“Allah şöyle buyurur; Bu (gün) doğru olanlara doğruluklarının fayda vereceği gündür! ... Allah onlardan razı olmuştur ve (onlar da) O’ndan razı olmuşlardır.’ İşte büyük kurtuluş budur" (Maide / 119)

"Doğruluktan ayrılmayınız, doğruluk sizi iyiliğe o da sizi cennete ulaştırır. Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa, Allah (CC) katında sadıklardan yazılır. Yalandan sakının. Yalan insanı günaha o da cehenneme götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa Allah katında yalancılardan yazılır." (Buhari)

Yalan hastalığı birey için böyle kötü sonuçlar doğurduğu gibi toplumda da insanların birbirine olan güven duygusunu ortadan kaldırır. Güvenin olmadığı bir ailede ya da bir arkadaş grubunda sevgiden, saygıdan, dayanışmadan, yardımlaşmadan bahsedilebilir mi? Ancak menfaate dayalı, çürük, kopmaya müsait bağlarla bir arada duran bu ilişkilerin ömrü ne kadar olur? Böyle bir toplumda Allah`ın emrettiği kardeşlik de tesis edilemez. Kardeşliğin olmadığı yerde nefret ve düşmanlık olacaktır.

Üstad yalanın bu gibi tahribatlarını şöyle özetlemiş; "Ahlâk-ı âliyeyi (üstün ahlakı) tahrip eden, kizbdir. Âlem-i İslâm`ı zehirlendiren, ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvâlini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemâlattan(faziletlerden) geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvây eden, kizbdir." (İşârâtü`lİ`caz, Bakara, 10. ayet tefsiri)

YALANDAN KURTULUŞ

Küfrün arkadaşı olan yalandan kurtulmak ancak imana dair hakikatleri iyice öğrenmekten geçer. “Ey iman edenler iman ediniz.” (Nisa / 136) İlahi ikazın gereği yerine getirilip yalanın haram olduğu gerçeği tekrar tekrar hatırlanmalıdır.

Bununla beraber dürüst insanlarla oturup kalkmak yalanı bırakma noktasında önemli bir faktördür. Çünkü kişi arkadaşının dini üzeredir. Arkadaşı ne ise o da zamanla onun gibi olur.

Dünyadaki her şey çevresi ile etkileşim içindedir. İnsan da diğer varlıklar gibi bir şekilde temas halinde olduğu eşyaların etki alanına girer. Bu temasın herhangi bir duyu organı ile olması sonucu değiştirmez. Mesela gördüğü güzel bir manzaradan haz duyar, duyduğu acıklı bir müzikten üzüntü içine girer. Yaşadığı yerin coğrafik yapısından etkilenir; ya sert mizaçlı olur veya yumuşak... Huyların da sirayet etme ihtimali göz önünde bulundurulduğunda arkadaş seçiminin önemi daha iyi anlaşılır.

Bizi bizden daha iyi bilen Terbiyecimiz (CC) şöyle emretmiştir; "Ey iman edenler! Allah`tan korkun ve sadıklarla beraber olun." (Tevbe / 119)

Sadıkların azınlıkta olduğu böyle bir zamanda zaruret dışında vaktini evde geçirmek en selametli yoldur. Hayırlı bir sebep olmadıkça nefsanî zevk adına sıkça yapılan ziyaretlerde problemler kaçınılmaz gibidir. Gereksiz diyaloglar, peşinden boş ve çok konuşmayı getirir. Sonrasından da çekişmeleri, zorda kalmaları ve belki de kurtuluş için yalanı netice verir. Dille yalan söylemese bile menfaat adına, kendini daha iyi gösterme adına ikiyüzlü tavırlar, suni nezaketler sergilemek zorunda kalınır ki bunlar da bir çeşit yalandır.


İslami hizmet adına canlarını, mallarını ortaya koyan, haftanın kaç günü İslami sohbetlere giden ve hatta ders verip kendilerine ‘tebliğci’ diyen bazı Müslümanlar maalesef rahatlıkla yalan konuşabiliyorlar. Doğru konuşmanın da adeta minnetini yaparcasına "ne yalan söyleyeyim" diyerek de aslında kendi potansiyellerini ele veriyorlar. Bu gibi insanlara sormak lazım:

Sen mümin isen “lafz-ı kâfir” olan yalanla ne işin olur?

İslam`ı temsil noktasında nasıl bir yıkıma sebebiyet verdiğinin farkında mısın? Senin yüzünden İslam`dan ve Müslümanlardan uzaklaşanların vebalini almaktasın.

Tebliğ vazifeni yaptığını sanıyorsun! Senin yalanlarına şahit olanlar hangi sözlerini kabul etsin? Sen nasihati dinlenecek saygınlığı kaybettiğini görmüyor musun?

İslam için canını ve malını ortaya koyarak veya ‘hacı’ lakabını alarak ya da sakal bırakarak, eşarp takarak, çarşaf giyerek fakat hepsini karalayan yalanı konuşarak nereye varacağını düşünüyorsun?

Senin muhatapların Muhammedü’l-Emin Efendimizin (SAV) muhatapları gibi sana "Şimdiye kadar hiç yalanına rastlamadık, hep doğru söyledin." diyebiliyorlar mı?

Eğer demiyorlarsa düşünelim ve şunu iyice bilelim ki;

“İslâmiyet`in esası, sıdktır. İmanın hassası (özelliği), sıdktır. Bütün kemalâta isal edici (ulaştıran), sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyâtın mihveri (ekseni), sıdktır. Âlem-İslâm`ın nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta (faziletlerin merkezine) îsal eden (ulaştıran) sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvük ettiren (üstün kılan), sıdktır. Muhammed-i Hâşimî aleyhissalâtü Vesselâmı meratib-i beşeriyenin (insani mertebelerin) en yükseğine çıkaran sıdktır.” ( İşârâtü’l İcaz, Bakara, 10.ayet tefsiri)

Rabbimiz rahmetiyle ve lütfuyla bizleri yalandan muhafaza etsin ve sıddîkînlerin arasına katsın. Âmin! Vel-hamdulillahi rabbilalemin.

SPOT 1: Yalan hastalığı birey için böyle kötü sonuçlar doğurduğu gibi toplumda da insanların birbirine olan güven duygusunu ortadan kaldırır. Güvenin olmadığı bir ailede ya da bir arkadaş grubunda sevgiden, saygıdan, dayanışmadan, yardımlaşmadan bahsedilebilir mi?

SPOT 2: Dürüst insanlarla oturup kalkmak yalanı bırakma noktasında önemli bir faktördür. Çünkü kişi arkadaşının dini üzeredir. Arkadaşı ne ise o da zamanla onun gibi olur.

Nevin Yapıcıoğlu | Nisanurdergisi | Eylül 2017 | 70. Sayı 
 


 
07-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.