Yasin! Sen Ölümsüz Bir Hakikatsin…

Esra Gülşahin
Ekim’in acısını içen ayların feryatlarıyla geliyorum sana Yasin! Tüm aylara yansıyan hayatının unutulmamasını zamanın diplerine kazırken, hıçkırık dolusu kelam sunmak istiyorum…
Ekim’in acısını içen ayların feryatlarıyla geliyorum sana Yasin! Tüm aylara yansıyan hayatının unutulmamasını zamanın diplerine kazırken, hıçkırık dolusu kelam sunmak istiyorum…

Unutulmuşluğa meydan okuyarak tüm annelerin gözüne seni ekmek, babaların acısına seni değdirmek, yaşıtlarının hedefine seni dizmek ve en çok da zulmü seninle ayan etmek istiyorum…

Vicdanlar, gökyüzü kadar haklılığına; yaşın kadar masumluğuna bakıp kulluğunun önünde eğilmeli Yasin. Ahlakının zerresinin olumsuzluğu topluma yansımazken, fakirlere kurban dağıtarak hayra yönelmişken, her anne çocuğunun ’sen’ olmasını isterken bu zulüm tozlu raflar ardında mı kalacak?

Bu mazlumluğu her dem yeniden kalemlerin taze, yüreklerin diri tutması gerekmez mi Yasin?

Acın kursağımıza dizilip vicdan olup ve ses ederken, hayatlar seninle diriliş bulmalı. Bulmalı ki gözlerinde ihanet olanlar gözyaşlarıyla aksın, özlerinde önyargı olanlar hayatınla p/aklansın…

Ne gündü Yasin? Sen ve arkadaşların zulüm aşamasından geçerken, biz TV karşısında son dakika akışında alırken haberi buz kesilmişti bedenimiz. Bu nasıl bir zulümdü Yasin? Tarihe yazılması için uğraşılan bir zulüm sahnesiydi sanki. Bir çocuk düşünce içi yanması gereken bir anne yüreği, bu zulmün bir parçası oluyor ve bir ‘zılgıt’ sevincini diline vuruyorsa bu hangi aklın izanına sığar?

Şeytan kin ve nefreti yüreğe galebe çalıyorsa annelik taş olur. Geriye isim kalır, ruh ölür. Zulmün boyutu her vicdanı uyandıracak kadar büyüktür...

Sonra annen Yasin! Sen onda yaşayıp, o sen de yaşlandıkça yâdımız olacaksın. Annenin dilinden okumak isterdim seni, fakat yürek yangınını hakkıyla anlatacağım kelam yok.

Gözyaşlarına takıldıkça yokluğunun hüznüne düşüyoruz. Ya baban Yasin? Hüznün bakışları acıya olta olunca çekemiyorum ben acısını bakışlarıma. Baktıkça gözlerim susuyor bir Yasin varlığına...

Ey anneler! Ölümün böylesini yüreklerinize sorsanız kaç yürek kaldırır? Empati kursanız bir anlığına kaç yangın büyür annelik tarafınızda?

Sensizlik vurdu şehrin kıyılarına Yasin! Sensizlik ağlattı ve gözyaşı olup aktı denizlere. Yeni doğan çocuklara adın verilirken, mücadelen büyüyecek çağlar ötesi. Analar çocuklarına seni anlatırken, büyükler de yolunun ışığını şiar edinecek Yasin.

Gidişin ne çok şeyi getirdi beraberinde bir bilsen! Hak ve batıl mücadelesini derinden okuyup, kulluk iklimlerinden tarihi günümüze taşıdık. Bir İsmailvari teslimiyete boyanırken gözlerimiz, Habibun Neccar misalince kurban oluşunu seyrettik sen ve arkadaşlarının. Bize birçok şeyi hatırlatırken en çok da dünyaya dair hesaplarımızın ahiret eksenli olmayınca bir hiç olduğunu öğrettin…

Şehitliğini görüp mazlumluğuna şahit oldukça biz daha çok yürek iklimlerimize mücadele ruhunu ekmeye çalıştık. İşte masum ve de yaşantısıyla parlak olan bir çocuğu öldürecek kadar zalim, kirli bir düşman. Beddua dolusu kin ve öfke kusarız zalime. Mazlumluk dolusu ellerimizi açarız Rabbe ‘Ya Kahhar’ diye...

Ey çocuk yaşım, hüzün bakışlım! Hala kirlenmemiş yüzler ve masivaya ahdetmiş yürekler vardır. Gönlünden semaya yükselen, bir kuş özgürlüğünce hakikate çırpınan teslimiyetinden öpüyorum. Şehitlik nur dolu bakışına, azadelik Allah’a teslimiyet biçmiş hayatına ne de çok yakıştı Yasin! Geriye nur dolu ve buruk bir tebessümü simanda taşıyan fotoğrafın kaldı. Baktıkça, senin sevincine ortak olup, biraz da yokluğuna akıyorum. En çok da annenin yürek telinden nağmeler çalıp onunla yaşamak istiyorum Yasin.

Ey nazenin yüreklimiz, yaşı küçük ruhu büyük şehidimiz! Hayatına gıpta ederken, yerinde olmak isteyen binlerce genç varken ve sen en güzel örnek olmuşken söyle bu ölüm, nice kazanımların yanında nedir ki? Gökyüzü dolusu teslimiyet biçip kazandınız. Hakk’a gönül bağlayan hayatın, nice zalimi korkuttu. Ki cansız bedenine bile işkence ettiler. Kinleri ve korkularını içlerinden atamazken vahşetin her rengine boyandılar.

Kurban eti dağıtırken kurban olmak! Bunu tüm Müslümanlar görmeliydi. Bayramda Allah’a olan yakınlaşmayı fakirlere et vererek değil, kendi canını teslim ederek yapmak… Bu güzel tevafukun sonrasında tüm Müslümanlar asıl olan ‘yakınlaşmanın’ görüntüsünü dünyaya gür sesle duyurmalıydı…

Ah Yasin, işte yine bir Kurban bayramı yaklaşmakta... Sevinçler yokluğunun kursağına dizilirken bizim yâdımız sen kokacaksın. Kurban’ın maneviyatını sen de bulurken, şehadet yıldönümüne bakıp aşkına galibiyet biçeceğiz.

Şehitlik kokan bayramımız en çok annenin yüreğine değecek. Sen’siz bir bayrama uyanırken elinde kurban değil, yüreğinde Yasin adamış olacak Rabbine...

Bir kez daha firakın taşları gözbebeklerine batarken, bu bayram en çok Sen kokacaksın Yasin!

Ya baban? Alanındaki izzet, yüreğindeki hasret, dilindeki onur olacaksın…

Ümmetinse hiç unutmayacağı, hatırladıkça sırat-ı müstakim yoluna tutunacağı bir yol olacaksın. Çünkü sen baştan sona bir hakikatsin Yasin!

Esra Toprak / Nisanur Dergisi - Eylül 2015 (46. Sayı)
 
26-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.