Yazık Oldu Salebe’ye…

Rumeysa Durmaz
Nefis… Dünyanın tamamına sahip olsa ikincisini isteyecek kadar doyumsuzdur. İmkânının, gücünün, vaktinin çoğunu-istediklerini verdikçe canavarlaşan- nefsi doyurmaya adayan kişi, mutluluğu en fazla Salebe’nin elde ettiği kadar elde edebileceğini iyi bilmelidir.
Medine Müslümanlarından Salebe, mala ve mülke karşı aşırı derecede hırslıydı. Zengin olmak istiyordu. Nihayet bir gün Efendimiz (SAV)’in huzuruna çıkarak şöyle dedi:

- Ya Resulullah! Allah’a dua et de zengin olayım.

Allah’ın Resulü, Salebe`nin bu isteğine şöyle cevap verdi:

- Şükrünü yapabildiğin az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır.

Salebe, bir süre bu hadisin anlamı üzerinde düşünerek benliğini saran aşırı hırstan birazcık olsun kurtuldu. Fakat bu duygu, onun yakasını bir türlü bırakmıyordu. Tekrar Peygamberimiz (AS)’e müracaat etti:

- Ya Resulullah! Dua et de zengin olayım.

Bu sefer biraz daha açık konuşan Resulullah şöyle buyurdu:

- Ben senin için kâfi bir örnek değil miyim? Allah’a yemin ederim ki isteseydim şu dağlar altın ve gümüş olarak arkamdan akıp geleceklerdi, fakat ben kabul etmedim.

Resulullah’ın sözlerine rağmen Salebe ısrar etti:

- Seni hak peygamber olarak gönderene yemin ederim ki; eğer beni zengin ederse fakir fukarayı koruyacak, her hak sahibine hakkını vereceğim.

Salebe`nin bu kadar ısrarı üzerine Resulullah (SAV), “Rabbim Salebe’yi istediği mala kavuştur” diye dua etti.

Salebe bundan sonra koyun alarak otlatmaya başladı. Koyunları sürüler tutacak kadar çoğaldı. Daha evvel bütün namazlarını cemaatle kıldığı için "Cami Kuşu” diye anılan Salebe, artık sadece öğle ve ikindiyi cemaatle kılabiliyordu. Diğerlerini koyunlarının ardında, bazen de kaza olarak kılıyordu.

Salebe’nin kısa zamanda bereketlenip çoğalan koyunları Medine yakınlarına sığmaz oldu. Uzak çöllere, sulak yaylalara gitme gereği ile karşılaşan Salebe, artık öğle ve ikindi namazlarına da gelmiyor, sadece cumaları mescitte görülüyordu. Nihayet koyunları, ona Cuma namazlarını da unutturdu.

Bir gün Resulallah (SAV): “Salebe görülmüyor,nerededir?” diye sordu. Sahabeler:

- Koyun aldı. Koyunları buralara sığmaz olduğundan şimdi çöllerde, sürüsünün ardında dolaşıyor, dediler.

Resulallah (SAV), “Yazık oldu Salebe’ye!” buyurdu.

Bu sırada zekât ayeti nazil olarak, mali durumu iyi olan Müslümanların, geçim sıkıntısı içinde bulunan kardeşlerine yardım etmeleri emredildi. Bu emre büyük bir istekle uyan Müslümanlar, mallarının bir kısmını, geçim sıkıntısı içinde yaşayan kardeşlerine seve seve verdiler. Salebe ise mallarının zekâtını istemek üzere gelen görevlilere: “Bu sizin yaptığınız, düpedüz haraççılıktır.” diyerek onları eli boş çevirdi.

Haberi duyan Resulallah (SAV) üzülerek, “Yazık oldu Salebe’ye” sözünü tekrarladı.

Salebe, zengin olmak için; “Seni hak peygamber olarak gönderene yemin ederim ki eğer beni zengin ederse fakir fukarayı koruyacak, her hak sahibine hakkını vereceğim.” diye yemin etmişti. Fakat zengin olunca yeminini unutmuş ve bu durum üzerine şu ayetler nazil olmuştu;

“Yine onlardan kimi de Allah`a şöyle ahdetmişlerdi: ‘Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse biz de elbette zekâtı veririz ve kesinlikle salihlerden oluruz.’ Ne zaman ki, Allah lütfedip onlara ihsanda bulundu, onlar da cimrilik edip yüz çevirdiler ve zaten yan çizip duruyorlardı.” (Tevbe 75 / 76)

Ayetlerin kendisini münafıklar sınıfına dâhil ettiğini anlayan Salebe, Resulallah (SAV)’a müracaat ederek yoksulların hakkını getirdiğini söylediyse de Resulallah (SAV) kabul etmedi.

- Senin yardımını alamam artık Salebe! Allah (CC) beni bundan men etti. Haydi git! Diye karşılık verdi.

Resulallah (SAV) Salebe’nin zekâtını almamıştı. Çünkü onun münafık olduğu ayetle bildirilmişti ve münafık olduğu açıkça bilinen birinden zekât alınamazdı.

Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir`e başvuran Salebe, sırasıyla Hz. Ömer ve Hz. Osman’a da müracaat etti. Ancak onlar da, “Resulallah‘ın almadığını biz kabul edemeyiz” dediler. Salebe Hz. Osman zamanında ölürken kulaklarında şu sözler çınlıyordu:

-Ya Salebe! Şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü yerine getiremediğin çok maldan hayırlıdır.

Nefis… Dünyanın tamamına sahip olsa ikincisini isteyecek kadar doyumsuzdur. İmkânının, gücünün, vaktinin çoğunu-istediklerini verdikçe canavarlaşan- nefsi doyurmaya adayan kişi, mutluluğu en fazla Salebe’nin elde ettiği kadar elde edebileceğini iyi bilmelidir.

Asıl mutluluk ise sahip olduklarına şükredip, sahip olamadıklarına hayıflanmamaktadır. Hatta sahip olduklarından da Allah (CC) için vazgeçebilmektir mutluluk. Hz. Ebubekir gibi bütün malını hak yolda feda ettikten sonra, “Ben kendime ve aileme Allah (CC) ve Resulünü bıraktım.” diyebilmek, bu suretle cennetle birlikte daha ve en önemli hazineyi kazanabilmek; Allah (CC) ve Resulünün rızasına erebilmektir mutluluk.

Özellikle ümmetin kan ağladığı böylesi vakitlerde mutlu olabilmenin tek yolu, nefsimizi olabildiğince geri planda tutup, yaralı kardeşlerimize elimizden geldiği kadar merhem olmaya çalışabilmektir. Unutmamamız gerekir ki her birimiz Tevbe 75/76 ayetlerinin muhataplarıyız. Bu gerçeği görmezden gelerek kendi eliyle kendine yazık edenlerden olmamak duasıyla…

Rumeysa Durmaz | Nisanur Dergisi | Şubat 2017 | 63. Sayı
 
21-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.