Yönsüz Uçuşların Müsebbipleri

Elif Yüksek
Şu bir hakikattir ki; sırf onlarla övünelim diye… Stresimizi atacak bir oyuncak niyetiyle… Elimizin altında her ihtiyacımızı görecek bir çırak olsunlar diye… Sevgi ve şefkat duygularımızı sayelerinde tatmin edelim, duygu yoğunluğumuzu atalım diye… Yarınlarımızı teminat altına alalım diye… Öfke patlamalarımızda birkaç tokat patlatalım diye… İçimizde ukde kalanları onlar üzerinde uygulayarak yaralarımızı saralım(!) diye, emanet edilmediler ellerimize!
Mini minnacık gözlerini ilk gördüğünde çektiğin bütün acılar, sıkıntılar siliniverir yâdından. O an hissettiğin acı, yerini tarifsiz bir mutluluğa ve coşkun bir sevince bırakır. Kocaman açtığı gözlerinin ilk olarak gözlerine değmesiyle oluşan şok dalgası; beyninde, kalbinde, ruhunda şimşekler çaktırır. Sevgi namına, şefkat namına her ne varsa içinde o an tavan yapmıştır.

Hislerinin ağırlığı altında ezildiğini sansan da, bir rahmet eli sana tadabileceğin en güzel ve en özel duyguyu pompalıyor. Rabbin, fıtrat hamuruna eklediği o müstesna duyguları galeyana getiriyor. Gönlünü besliyor… Ruhunu doyuruyor… Zihnini berraklaştırıyor… Ve bilsen, kalbini paklıyor… Seni ehem bir göreve hazırlıyor…

Küçücük ellerini, ellerine ilk aldığında yaşadığın o duygu karmaşası, leziz bir tadı gönlünün damağına sunma telaşıdır aslında. Bir yandan böyle küçük ve bakıma muhtaç bir canlıya nasıl bakacağını düşünürsün, kara kara. Şoku hala üzerindedir, bağrında gelişip kollarına verilen o minik insanın. Kucağına aldığında süzersin önce, uzun uzun. Ve sımsıkı basarsın bağrına… İnanamazsın… Mesuliyetin ağırlığı ve yeni bir insanı dünyaya getirmiş olmanın şaşkınlığı, hüzünle karışık bir gülümseme yayar yüzüne. Olgunlaşırsın o anda…

Yedirmen gereken, temizlemen gereken, uyutman gereken, sağlığına dikkat etmen gereken, ne için ağladığını kestirmen gereken, beden-duygu-düşünce gelişimlerini takip etmen gereken bir bebeğin vardır artık! Günden güne büyüyen, gelişen, değişen, öğrenen, hisseden, takip eden, beklenti ve ihtiyaçları artan ve farklılaşan bir bebeğin…

Sen gülünce o da güler. Yüzünü burksan ağlamaklı olur. Kızsan huzursuzlaşır. Ağlasan, avutmanın türlü yollarını dener. Oysa bir bakışı, bir gülüşü yeter keder bulutlarını dağıtmaya... Seni hayata yeniden bağlamaya…

Taze bir nefes olur, içine çekip de bırakamadığın…
Bambaşka bir ses olur, daha evvel hiç duymadığın…
Yepyeni bir bakış olur, hayatı yeniden anlamlandırdığın…
En güvenilir sırdaşın olur, her an derdini yandığın…
Arkadaşın olur, onunla yalnızlıklarını rafa kaldırdığın…

Öğrencin olur, öğretmenin olur. Yepyeni bir dünyanın kapılarını aralar sana. Neler neler öğrenirsin ondan sonra… En nihayet kocaman olsa da ‘Yavrucuğun’ olur, o senin. Yâdından hiç çıkarmak istemediğin…

Şimdi, bir anlığına kapat gözlerini! İlk anne olduğun anı anımsa. Her çocuğun için ayrı ayrı uygula ama…

Hissettiklerini, keşfettiklerini hatırla! Onunla heybene doluşanları… Kazanımlarını… O, hayatına ne kattı? Hayatından ne aldı? Seni nelere matuf ve nelerden mahrum kıldı? Hepsini, en ince detayına kadar düşün!

Şu bir hakikattir ki; sırf onlarla övünelim diye… Stresimizi atacak bir oyuncak niyetiyle… Elimizin altında her ihtiyacımızı görecek bir çırak olsunlar diye… Sevgi ve şefkat duygularımızı sayelerinde tatmin edelim, duygu yoğunluğumuzu atalım diye… Yarınlarımızı teminat altına alalım diye… Öfke patlamalarımızda birkaç tokat patlatalım diye… İçimizde ukde kalanları onlar üzerinde uygulayarak yaralarımızı saralım(!) diye, emanet edilmediler ellerimize!

Onlara, bize verilmiş hediyeler gibi davranmaktan vazgeçelim artık! Üzerlerinde tasarruf hakkımız, sandığımız gibi ve kullandığımız kadar değil. Bunu anlayalım artık!

Evet, onlardan çok şey öğreniyoruz! Hayata bakış açımızı safileştiriyorlar. Çünkü temiz bir ahlak üzereler. Çünkü İslam fıtratı üzerinde, bizlere teslim edildiler. Merhameti, sevgiyi, güzelliği, iyiliği içselleştirmiş olarak bizimleler.

Peki ya bizden öğrendikleri neler? Biz hayatlarına dâhil olduğumuz sürece, ne ektik belleklerine? Ne öğretiyoruz, almaya hevesli ve pek elverişli o bireylere?

Hatırlamış olman lazım! Seni an be an takipteler, değil mi? Adeta gözünün içine bakıyorlar, her saniye. Neye kızacaksın, seni ne üzer ve ne sevindirir, tepkilerinin dozu ve mahiyeti nedir… Hepsini kontrol ediyor, ona göre formül geliştiriyorlar. Öyle de zekiler ki, fıldır fıldır gözleri… Seni can damarından yakalamakta, en zayıf noktandan vurmakta üzerlerine yoktur eminim. Kocan bile o kadar tanıyamamıştır seni!

Ağzından çıkan her söz, yaptığın her eylem mühimdir onlar için! Seni can kulağıyla dinliyorlar. Dikkatle gözlemliyorlar. Onlara demediklerini bile kayıt altına alıyor, davranışlarınla davranışlarını şekillendiriyorlar. Senin gözünden kaçan onlardan kaçmıyor. Senin unuttuğunu onlar asla unutmuyor. Not alıyor, kendi çaplarında değerlendiriyor ve ilk fırsatta uyguluyorlar…

İşte bu yüzden kendine çeki düzen vermen şart! Anne olarak, ilk muallimisin bebeğinin. Babasından çok seni görüyor, en çok seninle vakit geçiriyor. Aile çatısı altında en etkin modeli sensin. Davranışlarınla çelişen söylemlerinin bir kıymeti yok nazarında! O seni bir bütün olarak izliyor… Ve hiç ummadığın kadar çok önemsiyor…

Bu birkaç yıllık dönemde sevgisini kazanamazsan bil ki nefreti galip gelir. Onu başından savarsan, bil ki vurdumduymazlığı seni bezdirir. Takva yönünden ziyade fücur yönünü beslersen, gün olur sana ‘illallah’ dedirtir.

Oysa aile sıcaklığını tattırabilirseniz, ebeveyn faktörünü yerli yerine oturtabilirseniz; nitelikli bir birey, kâmil bir insan olma yönünde sapasağlam bir temel atmış olursunuz! Ve o temel, ömrü boyunca üzerine inşa edeceği sahih ve hadim bilgilerin ve salih amellerin ortağı eder sizi… İşte o zaman övünseniz de yeridir, yarınlarınızın teminatı olarak görseniz de…

Esasen konu uzun, mevzu derindir! Sözün özü ‘aile’ bir kaledir ve ‘anne’ onun en kâhil bekçisidir. Bu sıfata hakkıyla haiz olamadı da mı, kale içten fethedilir… Yuva sıcaklığı yerini tahammülsüzlüğe bırakır… Ebeveyn faktörü, dikta rejimine atfedilir ve her fırsatta baştan savmanın yollarına bakılır... Toplumlar perişan, bireyler yönsüz uçuşlara duçar olur.

İşte bu yüzden, anne kuş doğru bir sistemle uçmak ve doğru bir yön tayin etmek zorundadır! Ki; yavrular da uçacağı zamanı ve konacağı yeri bilebilsinler… Her şeye rağmen ters istikamete uçan bir kuş varsa, bilinmelidir ki o da imtihandandır. Ve mühim olan misyonunu hakkıyla yapıp yapmadığıdır.

Elif Yüksek / Nisanur Dergisi - Haziran 2016 (55. Sayı)
 
20-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.