Zayıf ve Şişman Adam’ın Esirleri

Rumeysa Durmaz
Kapkaranlık, leş kokan bir zindan; dört yanı demir parmaklık… Zincirler, kelepçeler, prangalar… Ve zindan alabildiğine kalabalık… Kaçıp kurtulmak için çırpınıp duranlar bir yana, hiçbir tepki vermeyip esareti çoktan kabullenmiş zavallı esirlerin yanı sıra, kovulsalar dahi bulundukları rezil ortamı terk etmek istemeyenlerin hepsini aynı anda ve bir arada barındıran bir zindan…
Kapkaranlık, leş kokan bir zindan; dört yanı demir parmaklık… Zincirler, kelepçeler, prangalar… Ve zindan alabildiğine kalabalık…

Kaçıp kurtulmak için çırpınıp duranlar bir yana, hiçbir tepki vermeyip esareti çoktan kabullenmiş zavallı esirlerin yanı sıra, kovulsalar dahi bulundukları rezil ortamı terk etmek istemeyenlerin hepsini aynı anda ve bir arada barındıran bir zindan…

Her zindanın olmazsa olmazı burada da var, iki gardiyan! Biri zayıf, biri şişman… Birbirine ebedi dost görünen iki gardiyan… Bütün insanları zindanlarına doldurmak için yardımlaşacaklarına dair sözleşmiş birer sahtekâr!

Zayıf ve şişman adamın el birliğiyle inşa ettiği karanlık zindanın gönüllü muhafızları ise, kovulsalar dahi o pis zindanı terk etmeye yanaşmayan nasipsizler… Olur da biri zincirinden, prangasından bir şekilde kurtulup kaçmaya çalışırsa, asıl gardiyanlar olan zayıf ve şişman adama iş bırakmayan, onlardan önce koşan ahmaklar!

Zayıf ve şişman adamın hallerine katıla katıla güldüğü bu gönüllü muhafızlar; aslında kime hizmet ettiğinin, nerede olduğunun ve bu işin sonunun nereye varacağının farkında olmayan, ağlanacak durumdaki zavallılar…

Nitekim bir süre sonra zindanın kapısı onlar için açılacak! Tek sıra halinde, kumandası başkasının elindeki oyuncak misali, mekanik robotlar gibi yola koyulacaklar. Ne yola, ne de ayan beyan görünen yolun sonuna hiç ama hiç bakmadan…

Bu vahim ve elim manzarayı film seyreder gibi bir ekrandan temaşa ettiğini sanan genç kadın, nasıl olduğunu anlamadan kendisini dört yanı kalın demir parmaklıklarla çevrili zindanın içinde buldu. Zincire vurulmamıştı. Kelepçe ve pranga da yoktu. Bu iyi bir şey miydi? Bilemiyordu… Fakat halinden memnun olanlardan değildi. Mutlaka bir şekilde bu izbe zindandan kurtulmak niyetindeydi.

Neden sonra, zindandan çıkmanın tek yolunun, zindandan çıkmayı istememek olduğu zehabına kapıldı. Kendince mümkün değildi bu ancak, çıkabilmek için de böyle davranmak gerektiği inancındaydı.

Nitekim öyle de davrandı! O berbat zindanda gayet mutlu ve rahatmış gibi tavırlar takındı. Ve bir süre sonra, zindanın kapısı bir kez de onun için açıldı…

Dışarıda gördüğü manzara karşısında dehşete düşen genç kadın afalladı. Zindandan çıkmasam daha mı iyiydi acaba, diye düşündü bir an. Ancak kendini ele vermemek için toparlanması da geç olmadı.

Zindandan çıkan herkes gibi o da yola koyuldu. Yol, önce düz gidip sonra sola dönüyordu. Yolda gidenler tekli bir sıra oluşturmuştu. Ve yolun sonu; herkesi yutabilecek kadar büyük, alevleri göklere yükselen bir ateş çukuruydu!

‘Bu kadar insan nasıl oluyor da sonu açıkça görünen bir yolda gözünü bile kırpmadan ilerleyebiliyor ve nasıl oluyor da sırası geldiğinde usulca ateşe giriyor, aklım almıyor’ diye düşünürken, sırada ilerleyen birinin kaçmaya çalıştığını gördü. El Aman! O da neydi Ya Rabbi! Tek sırada ilerleyen o insanlar bir anda dev bir yılana dönüştü. Yılan ani bir hamleyle kafasını kaldırdı ve son anda aklı başına gelen o zavallıya yöneldi ve onu bir lokmada yuttu! Sonra bir anda sıra eski haline döndü ve ateşe yolculuk kaldığı yerden devam etti. Bu manzarayı bir köşeden seyreden zayıf ve şişman adamın ise keyfine hiçbir diyecek yoktu.

Genç kadın da dehşet içinde ateşe yaklaşıyordu. Böyle devam ederse kısa bir süre sonra ateşe gireceğini biliyordu. Kaçmaya kalkıştığı vakit akıbetinin ne olacağını da görmüştü az evvel. Ama bir şeyler yapmalıydı. Sonu böyle olmamalıydı. Neden sonra kararını verdi. Ne pahasına olursa olsun kaçacaktı!

Ani bir hamleyle çıktı sıradan. Avazı çıktığı kadar haykırdı;

“Euzubillahi mineş-şeytanirracim! Bismillahirrahmanirrahim!”

Bu sözcükleri haykırmak planda yoktu oysa... Gözlerinde ise yaşlar sel olmuştu, önünü görmesini ve ilerlemesini zorlaştırıyordu. Öte yandan sıradaki nasipsizler çoktan dev bir yılana dönüşüp kendisine yönelmişti bile. O yılandan kaçabilmesi mümkün görünmüyordu. Bitti… Dedi, ama bitmedi!

Ne olduğunu anlamadığı bir şey, onu son anda kurtarmıştı yılana av olmaktan, uçsuz bucaksız ateşlerde yanmaktan…

Bir anda değişmişti mekân. Karanlık ve onlarca kapısı olan bir odada buldu kendini. Artık güvende olduğunu biliyordu ancak gözyaşları hiç durmuyordu. O kadar korkmuştu ki genç kadın… “Bu odanın kapıları bir daha açılmayacak Rabbim! Sana söz veriyorum!” diyordu. Ağlıyordu, ağlıyordu… Gözyaşı deryasında ruhunu ve bedenini arındırıyordu…

Birden mekân değişti yine. Genç kadın yatağındaydı, bütün yaşayıp gördükleri bir rüyaydı… Rüya âleminden gözyaşlarıyla birlikte dönmüştü, yastığı sırılsıklamdı.

Yaşadıkları bir rüya olduğu için şükretti Rabbine ve bir anda şimşekler çaktı zihninde. Gördüğü rüyanın tevilini hissetti mevcudiyetinin her zerresinde!

Zayıf adam iblisti, şişman adam nefis! Ve o pis zindan; nefsini şişmanlatıp şeytana dost kılan nasipsizlerin göz göre göre esareti kabul edip de girdikleri mekân…

Zindandan kaçmaya çalışanlar, zerre kadar da olsa henüz vicdan ve iman sahibi olan insanlar… Tepkisiz duranlar, nefsine ve dolayısıyla şeytana teslim olanlar… Ve kovulsalar bile zindanı terk etmeyen ahmaklar; nefsi kudurmuş, şeytanlaşmış, ifsat ehli olanlar…

Zindandan çıkıp girdiğimiz yol, cehennem yolu! Son pişmanlıkla kaçmak isteyenleri yılan suretine bürünüp yutan o yolcular ise, Âdemoğlunu kendisiyle birlikte ateşe sürükleyeceğine ahdetmiş Şeytanirracim’in torunu!

“Beni yılandan ve ateşten kurtaran, son anda Rabbimin merhametiyle O (CC)’na sığınmamdı. Karanlık oda, her daim temizliğiyle övündüğüm kalbimdi! Ve o odadaki onlarca kapı da, araladığım takdirde şeytanın ve nefsimin kolayca içeriye sızabileceği yollardı. Bu yüzden O kapılar bir daha açılmayacak Ya Rabbi, diye feryat ediyordum demek ki…”

Genç kadın düşündü, düşündü… Düşündükçe tüm parçalar oturdu yerine. Ve parçalar yerine oturdukça gözyaşları daha bir arttı. Secdeye kapandı saatlerce ağladı, ağladı...

Öyle ya! Her ne kadar peygamberlerle ve kitaplarla Hakkı ve batılı bizlere bildirmişse de Rabbimiz, yine de ara sıra böylesi rahmet tokatlarına muhtacız her birimiz! Zira bizler aciziz!

Ve nefsimiz! Kendi ellerimizle şişmanlatmadığımız sürece bize zarar veremeyecektir. Çünkü şeytan zayıftır ve gücünü şişmanlamak suretiyle azmış nefisten alır!

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Eylül 2016 (58. Sayı)
 
19-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.