Zekât, Malı Temizler ve Bereketlendirir

Rana Çeçen
Gönderilen bütün şeriatlarda zekât, şartları ve şekli farklı olsa da emredilen işlerdendir. Hangi çağda ve zamanda olursa olsun, Allah’a iman eden kişi dünyada ve ahirette mutlu olabilmek için dua eder.
Bismillahirrahmanirrahim.

Kelime olarak artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hâl ve övgü anlamlarına gelen zekât, dinî bir terim olarak; asli ihtiyaçlar dışında nisab miktarı mala sahip olan ve bu sebeple zengin sayılan Müslüman’ın, bu malının üzerinden bir tam yıl geçtiğinde dini yükümlülük gereği Kur’an-ı Kerim’de belirtilen sınıflardaki kişilere vermesi gereken miktara denir.

Mal ile yapılan ibadetlerden biri olan zekât, İslam’ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Ramazan orucundan sonra Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de genellikle namaz ile birlikte zikredilen zekât, “Onlar ki, zekâtı verirler…” (Mü’minun / 4) ayetince mü’minlerin özelliklerinden sayılmıştır.

Kelime anlamından da anlaşılacağı üzere zekât, malı temizleyen, görünüşte eksiltse de aslında arttıran, bereketlendiren bir ibadettir. Hem sadece malı değil, aynı zamanda insanın kalbindeki mal sevgisini de temizler. Cimrilikten, bencillikten kurtarır. Zengin ile fakirin arasına şefkat, merhamet ve sevgi yerleştirir. Allah-u Teâlâ’nın bazı kullarına ihsan ettiği malın hakkını verebilmektir.

Gönderilen bütün şeriatlarda zekât, şartları ve şekli farklı olsa da emredilen işlerdendir. Hangi çağda ve zamanda olursa olsun, Allah’a iman eden kişi dünyada ve ahirette mutlu olabilmek için dua eder.

“Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” (A’râf / 156)

Ayette açıkça ifade edildiği gibi Rabbimiz rahmetini zekâtı verenlere, ayetlere iman edenlere yazmıştır. İslam bir bütündür, hiçbir emir ve yasak bir başkasından daha ehemmiyetsiz değildir. Her biri kendi alanında asla ve asla taviz verilmeyecek önem ve kıymettedir.

“Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size ‘Müslümanlar’ adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!” (Hac / 78)

Müslüman, teslim olan kişidir. Rabbinin her emrine teslim olan, gönül huzuruyla yerine getirmeye çalışandır. Gerçi her şeyde olduğu gibi şeytan bu konuda da insana vesvese vermeye çalışır, onu hayrından mahrum etmek için uğraşır.

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vadediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara / 268)

Şeytanın ‘malın eksilecek, hem bak senden çok daha zengin olanlar var bırak önce onlar versin, biraz daha zengin olunca verirsin’ vesveselerine kanan insan bilmez mi ki; veren almaya muktedirdir. Bu, biraz da şuna benzer; baharda dalları azalmasın diye üzüm bağını budamayan kişi, meyve zamanı eli boş kalır. Çünkü budama görünüşte her ne kadar ağaçtan bir şeyler eksiltse de, zamanı gelince yerine yepyeni ve daha verimli dallar çıkarmaya vesile olur.

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” (Rum, 39)

Zekât vermemek Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle müşriklerin özelliklerindendir:

“Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkâr edenler de onlardır.” (Fussilet / 7)

Zekâtı verilmeyen mal, bu dünyada bereketsiz olacağı gibi ahirette de sahibinin azabını arttırmaktan başka bir fayda sağlamayacaktır. Resulallah Efendimiz (SAV)’in şu hadisleri bunu gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.”
(Müslim)

Zekât, cennetin anahtarlarındandır. Borcundan ve asli ihtiyaçlarından başka 81 gr. altını veya o değerde malı olanlar dinen zengin sayılır. Ve o mallarının üzerinden bir yıl geçtikten sonra belirlen miktarı, Tevbe Suresi 60. ayetinde sıralanan kişilere vermekle mükelleftirler:

“Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir.”

Yazımızı sonlandırmadan önce şu hususu da belirtelim ki; dinin emir ve yasakları kadın-erkek herkesi kapsıyor. Onun için kadının da kendisine ait herhangi bir zekât malı varsa onun hakkını ödemesi gerekir. Kadının ziyneti olan altınlar ise, Hanefi âlimlerine göre nisab miktarına ulaştıkları taktirde zekâta tabidirler, hakkını vermek gerekir.

Selam ve dua ile…

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Mayıs 2016 (54. Sayı)
 
18-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.