Zengin-Fakir, Alim-Zalim Herkesin Eşit Olduğu Yer: Gasilhane

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için gassal Belgin Yeni Hanımefendi ile röportaj yaptık. Kendisine yaptığı işin inceliklerini ve hayatına yansımalarını sorduk. Bu işe başlarken üstesinden gelip gelemeyeceği konusunda tereddütleri olmuş, “acaba yapabilir miyim?” diye sormuş kendi kendine. Ancak daha sonra “Eğer yapamayacak olsaydım Rabbim bana bu kapıyı açmazdı” diye düşünmüş ve “madem Rabbim bu kapıyı açtı, o zaman beni burada terbiye edecek” diye umutlanmış…
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için gassal Belgin Yeni Hanımefendi ile röportaj yaptık. Kendisine yaptığı işin inceliklerini ve hayatına yansımalarını sorduk. Bu işe başlarken üstesinden gelip gelemeyeceği konusunda tereddütleri olmuş, “acaba yapabilir miyim?” diye sormuş kendi kendine. Ancak daha sonra “Eğer yapamayacak olsaydım Rabbim bana bu kapıyı açmazdı” diye düşünmüş ve “madem Rabbim bu kapıyı açtı, o zaman beni burada terbiye edecek” diye umutlanmış…

Her an ölüme, ölenlerin hallerine şahit olan Belgin Hanım “İnsanlar ölümü tam olarak idrak etseler; ne kavgalar olur ne de gürültüler” derken şahit olduğu manzaralardan sunduğu kesitlerle, ibret dolu bakışları payidar ediyor…

Sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz…

“ÖLÜ, KENDİSİNİ YIKAYANA TESLİMDİR”

Hocam bir gassal olarak, dar-ı imtihan olan bu dünya hayatını nasıl yorumlarsınız?

Bazı şeyler vardır okursunuz, yazarsınız, söylersiniz; fakat bizzat yaşamayınca tam olarak idrak edemezsiniz. İşte bizim yaptığımız iş, bu (okuyup yazdığımız, konuştuğumuz) şeyleri tam olarak idrak etmek…

Evet, dünya bir imtihandır ve zengin-fakir, âlim-zalim herkesin, doğduğu gibi çırılçıplak taşın üzerine gelişi, sadece insan olarak orda bulunuşu sokaktakinin de saraydakinin de eşit olduğu yerdir. Ne diyebilir ki insan “Ben şu makamdayım, şöyleyim, böyleyim...” Ne de diyebilir ki “Aman beni incitmeyin, ben hassasım onu bunu beğenmem…” O kimse ki artık ölüdür; kendisini yıkayana teslimdir.

Evet, orda –gasilhanede- artık ölüsünüz, hiçbir makamınız, hükmünüz, mevkiniz yok…

İnsan olarak ne idiniz peki? Allah için ne yaptınız?

Yaşadığınız gibi ordasınız işte. Hep sorarım insanlara, cenaze yakınlarına. Eğer bir insan güzel yaşamışsa, insanlara yük olmamışsa, insanlara hayatı boyunca inanın orda da yük olmaz, eziyet olmaz. Edepli hayâlı ise adeta orda da edebini ve hayâsını korur. Bu çok ilginçtir. Böyle seyredersiniz bu hali, mevtanın üstünde. İşte o zaman Rabbinize hamd eder, şükreder ve dua edersiniz “Allah’ım beni de edebimle, hayâmla yaşat’’ diye. Rabbinize niyaz edersiniz “Rabbim beni edeple yaşat, edeple yanına al’’ diye…

“ALIŞMAM EPEY BİR ZAMAN ALDI”

Bu işe başlarken “Acaba yapabilir miyim?’’ gibi kaygı ve endişeleriniz oldu mu? Olduysa eğer bunların üstesinden nasıl geldiniz?

İşe başlarken yapabilir miyim acaba, diye düşündüm. Fakat daha sonra düşündüm ki; eğer yapamayacak olsaydım Rabbim bana bu kapıyı açmazdı. Hiç düşünmediğim bir şey, hiç hayal etmediğim bir meslek… Madem Rabbim bu kapıyı açtı, o zaman beni burada terbiye edecek, diye düşündüm. Alışmam epey bir zaman aldı. Kendi kendimle baya imtihanlar yaşadım. Çelişkiler, gelgitler yaşadım. Fakat şuan her gün şükrediyorum ‘Ya Rabbi bana nasıl güzel bir kapı açtın, kuluna hizmet ettiriyorsun! Sen aslında sana hizmet ettiriyorsun Ya Rabbi. Bu kullar senin. Senin huzuruna gelecek kulları ben sana hazırlıyorum. Hakkını vermeyi nasip eyle’ diye.

Evet, dünyaya ne kadar dalsak, ne kadar bağlansak bir tokat gibi yüzümüze şaklaması:

Ölüm var ey nefis! Ölüm var…

“FAKİR BİR AİLENİN, DÜNYAYA HIRSLA BAKAN EVLADIYDIM”

Her gün ölüm olayına şahit oluyorsunuz. Bir nevi her gün çoğu insanın unuttuğu ölümü hatırlıyorsunuz. Bu sizi nasıl etkiliyor?

Bizim kurumda çalışan birçok arkadaşı gözlemlediğimde gördüm ki; birçoğunun sıra dışı hikâyeleri, imtihanları var. Ben de, fakir bir ailenin dünyaya çok fazla hırsla bakan bir evladıydım. Fakat Rabbime çok dua ederdim. ‘Allah’ım beni bana bırakma, beni Sen terbiye eyle, en güzel şekilde terbiye eyle’ diye… Bu da, Rabbimin duama bir cevabı herhalde… Çünkü her gün ölüm ile haşir neşir olmak, dünya lezzetini değiştiriyor.

Şimdi hiç de eskisi gibi değilim. O hırslı kimsede muhakkak çok büyük değişiklikler oldu… Yaşadığım büyük olaylar beni artık çok fazla sarsmıyor yada çok çok mutlu etmiyor. Hep ‘Geçecek! Bu dünya ölümlü’ diyor insan. Fakat bunu dil değil, yürek söylüyor. İster istemez o noktaya geliyorsunuz…

“KİŞİ BAZEN YAŞADIKLARINI KENDİNDEN BİLİR”

Peki, gassal oluşunuzdan bu yana insanlara ve hayata bakış açınız nasıl değişti?

Kişi bazen yaşadıklarını kendinden bilir ya da kendinden zanneder. Hele bir de güzel şeyler yaşasın; “Onu ben yaptım, ben kazandım’’ der. Bir cenazeye gitmiştim. Çok lüks bit muhitte. Cenazenin yakınları yok, cenazeyi taşın üzerine bırakmışlar, etrafta kimse yok. Cenazeyi yıkıyorum, içimden öyle dua etmek geliyor ki mevtaya. Belki çok temiz bir insandı…

Arkadaşlarım da hep şunu söyler, “Sana kalsa herkesi cennete göndereceksin!’’ Kim bilir nasıl bir insandır. Belki hayatı boyunca hiç besmele çekmemiştir. ‘Rabbim’ dememiştir. Hem gülüyorum hem dua ediyorum, içimden öyle dua etmek geliyor ki. Dedim belki bu bayan umreye gitmiştir yada hacca gitmiştir. Belki mübarek yerlerde mübarek gecelerde Rabbini anmıştır. Bayan da çok bakımlı çok sosyetik bir hanıma benziyor. Ama böyle, Rabbim beni ona öyle güzel hizmet ettirdi ki, öyle güzel… Tam cenazeyi kefenlediğim anda dışardan koştura koştura bir hanım geldi. O da çok bakımlı bir bayan... Dedi ki “Ya Ben yetişemedim.’’ Ablacım Kimdi? Ne idi? diye sordum. Hanım; “O benim annem idi, daha umreden yeni dönmüştü’’ dedi.

Hasbunallah… Sen ne büyüksün Allah’ım! Biz hizmet etmeyiz, Sen hizmet ettirirsin. Dilediğine dilediğin gibi hizmet ettirirsin, dedim…

Bazı insanlara Rabbim kabiliyet vermiştir. Onları o kabiliyet yönünde hizmet ettirir, istihdam eder. Kişi dünyasını onarırken Hakkı hizmet ettiğini, Allah için dinine, vatanına hizmet ettiğini düşünürse, inşallah yaptığı ibadettir. Ben de yaptığım işi ibadet olarak görüyorum ve en güzel şekilde yapmaya gayret ediyorum. Ve şöyle diyorum. Rabbim beni diledi ve bu kapıda istihdam ettirdi. Ben kula değil Hakka hizmet ediyorum. Nasıl ki gelinler hazırlanır düğüne, ben de ahiret düğününe gelinleri hazırlıyorum. Allah mekânlarını cennet eylesin inşallah. Bir gün ben de oraya geldiğimde Rabbim benim de arkamda dua edecekler bana gönül hoşluğu ile hizmet edecekler nasip eylesin istiyorum. Çünkü benim önümdeki sadece insan, Allah’ın kulu, kim olursa olsun Rabbimin kulu. Rabbim en güzel şekilde kendisine dönenlerden eylesin inşallah.

“KİŞİ YAŞADIĞI GİBİ ÖLÜR’’

Âmin. Mevtaların yüzlerine bakınca size cennet veya cehennemi anımsatanlar oluyor mu?

“Mümin, ya hayır konuşsun ya da sussun’’ buyuruyor Allah Resulü. Biz o yüzden insanların üzerinde gördüğümüz kötü halleri ya hastalığındandır, ya da belki onun halinden değil de Rabbim bize öyle gösteriyordur, diyoruz. Hoş olmayan bir manzara gördüğümüzde ona yorum yapmayı pek uygun görmüyoruz. Fakat güzel olan muhakkak kendini gösteriyor.

Özellikle bazı özel zamanlarda; özel günlerden ve özel gecelerden sonra vefat eden mevtaların yakınlarına soruyoruz. Muhakkak ki Allah Resulü (SAV)’nün de buyurduğu gibi “Kişi yaşadığı gibi ölür.’’ Hayatta nasıl yaşamışsa, mesela namazı çok seven insan ya namaz kılarken, ya abdest alırken ya namaza hazırlanırken, ya duasını bitirmişken vefat ediyor. Ya da Kur’an’ı seven insanlar yine Kur’an ile haşir neşirken hatta birçoğu kendi hatmini bitirmiş, duasını yapmış olarak vefat ediyor.

“NE EKERSEK ONU BİÇİYORUZ”

Yıkadığınız mevtalarda ilginç ya da dikkatinizi çeken durumlarla karşılaştınız mı? Bize biraz karşılaştığınız ilginç örneklerden bahsedebilir misiniz?

Bir gün, 95 yaşında hafız bir teyzeyi yıkadık. Ya Rabbi o ne güzellikti öyle. Eli, ayağı, yüzü nur, nur mübarek! Ellerinin biri semaya açılmış dua ediyor niyazda; diğeri Mevlana misali sanki Haktan geleni halka verir hesabı tam tersi çevirmiş. Öyle bir güzel duruş… Hani dizler kırılmış, karnına doğru çekilmiş biraz. Ayaklar uzatılmamış. Öyle bir edep… Öyle güzel bir duruş… Öyle güzel bir koku… Tebessüm ediyor mübarek. Bazı yakınları bize dediler ki: “Gözleri açık. Acaba arkasından birini mi götürecek? Ya da dünyada göremediği birini mi özlüyor.” Güzel kardeşim! Siz sınava girdiğiniz zaman ailenizi, sevdiklerinizi mi düşünüyorsunuz? Yoksa o an o büyük sınavlarda kendi telaşınızla sorularla mı telaştasınız? Kişi hayatındaki o son anı, en büyük sınavı veriyor. Sevdikleriyle dünya ile ne işi var onun? Orada kurtuluş mücadelesi veriyor. Orada artık kendi hesabı ile meşgul, dedim…

Derler ki “Azrail aleyhiselam mü’mine cennet mekânıyla gelir, güzel sıfatla gelir. Mü’min onu seyre dalar.” Biz gözleri açık, tebessüm eden insanlar için diyoruz ki; O inşallah kabirdeki güzel halini seyrediyor, cennetteki makamını seyrediyor. Azrail (AS) ona güzel geldi inşallah.

Çok korktuğumuz haller de var. Hani çok iyi bilinen insanların bazen öyle değişik halleri oluyor, öyle ağırlık veren halleri oluyor ki ‘Ya Rabbi bu insanlar bile bu kadar zorlandıysa; Allah’ım bizim halimiz nice ola’ diye bazen günlerce sarsıldığımız olaylarla karşılaşıyoruz. Fakat söylediğim gibi biz diyoruz ki, o kişi belki güzel idi, Rabbim bize onu öyle gösterdi. Belki o an bizim bir imtihana ihtiyacımız vardı da bize öyle göründü. O yüzden şu da şöyle kötüydü, diyemeyiz. Zaten bu bizim ne haddimize. Manevi değerimiz ne ki? Biz onu nasıl değerlendirebiliriz? Biz bilemeyiz…

Bir defasında çok ilginç bir şeyle karşılaşmıştım. Bir mevtayı yıkadım. Yanımda da başörtülü bir bayan… Sürekli ağlıyor. Hanımefendi, dedim. Bilmem ki dünyada örtünmeyi sever miydi? Biz onu örteceğiz ama malum kefenin bir de başörtüsü var, dedim.

“Hiç sever miydi” dedi. “Ben onun bakıcısıydım. Her gün bana ne hakaretler ederdi; ‘örtme başını diyorum sana’ diye.” Çok ilginçtir ki başörtü de ona öyle değişik oldu ki yüzü değişti… Evet, kişi nasıl yaşarsa öyle gider…

Bir cenazeye şahit olmuştum. Oğlu cenazeyi taşın üzerine bırakırken of çekiyordu. Zaten hayattayken de böyle eziyet ederdi. Zaten hep insanlara eziyet etmekti işi gücü. Taşın üzerine atar gibi bıraktı tabutu, hatta tekmeleyerek yerine itmişti. Çok ilginç gelmişti bu durum bana. Allah’ım insanın evladı bile en son yolculuğunda böyle mi uğurlar insanı! Ama ne ekersek onu biçiyoruz…

“KİŞİ ZANNEDER Kİ; ÖLÜM ONA DAVULLA ZURNAYLA GELECEK”

Sizi etkileyen, unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Tabi ki. Çok genç bir hanım yıkamıştım. Eşi şokta “Abla nasıl olur? Basit bir ameliyat geçirecekti. Hatta birkaç saat sonrası için misafir kabul etmişti. Bir saat sürecek, demişlerdi. Eşim gelecek misafirler için pastasını, çöreğini hazırladı, sarma daha sıcacık ocakta. Evde küçücük kızımız var. Nasıl olur?’’ diyerek deliler gibi dönüp duruyordu etrafımda. Basit bir burun ameliyatı geçirecekmiş. Narkoz fazla gelince masada kalmış.

Kişi, zanneder ki ölüm ona davulla zurnayla, bağıra bağıra gelecek! Bilemez ki ölüm onun burnunun dibinde! O zanneder ki ona çok uzak… Ne acıdır ki ölümün bize ne kadar yakın olduğunu nedense hiç idrak edemeyiz. Biz, başımıza gelmeden evvel musibetlerin, belaların, ölümün bize hep uzak olduğunu düşünürüz… Adama baktım, kadın gencecik… Ve hayatı hiç yarına ertelemedim. İbadetleri, tevbeyi, şükrü ve zikri ertelemeden ‘belki yarına çıkamayız’ diyerek yaşamamız gerektiğini bir kez daha idrak ettim.

Rabbim bu idraki cümlemize nasip etsin… Son olarak okuyucularımıza neler tavsiye edersiniz?

İnsanlar ölümü tam olarak idrak etseler; ne kavgalar olur ne de gürültüler… Şu dünyada hırsa kapılıp da birbirlerini yediklerinde; kul hakkı yetim hakkı yediklerinde her zerrenin hesabını vereceklerini aslında kefenin gerçekten cebi olmadığını bilseler… Çok ilginçtir ki; kalitesi bile olmadığını, zengini de fakiri de aynı bez parçasına aynı miktarda sardığımızı bilseler… Üstelik kefenin fazlası bile yok kardeşim. Bunu bir bilse bir idrak etseler; bu kadar kavga gürültü hiç yaşanmaz.

Öleceğini bilerek yaşarsa insan, herhâlde cennete daha yakın yürür. Daha güzel bir toplum olurdu herhalde… Rabbim bunu bize idrak ettirsin. İş işten geçmeden, vakit tamam olmadan Rabbim bize yıkanmayı, arınmayı nasip eylesin. Şöyle bir duamız vardır bizim. İşimizi bitirince deriz ki; “Ya Rab! Biz kulunu su ile yıkadık. Sen nurunla, rahmetinle yıka! Nefes tamam olmadan, iş işten geçmeden tevbesi ile yıka kulunu Ya Rabbi!”

Âmin. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz…

Belgin Betül Yeni Kimdir?
İmam Hatip mezunu olan Belgin Hanım, Yeni Mezarlıklar Müdürlüğü’nde Bayan Cenaze Hizmetlerinde gassal olarak yaklaşık altı yıldır çalışmakta. Alternatif tıp ve eğitimini almış olduğu çocuk gelişimi ile ilgileniyor. Bayanlara ve çocuklara yönelik Kur’an dersi veren Yeni, Nur Damlaları Çocuk Yuvasının da sahibi…


Röportaj: Münevver Aktaş / Nisanur Dergisi - Ekim 2015 (47. Sayı)
 
20-10-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.