Zikrullah!

Fahriye Genç
“Ey iman edenler! Allah`ı çokça zikredin.” (Ahzab / 41) Zikir, lügatte; anmak, hatırlamak, yâd etmek manalarındadır. Tasavvuf ıstılahında ise zikir; Allah`ı anmak ve hatırlamak, O`nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak demektir.
“Ey iman edenler! Allah`ı çokça zikredin.” (Ahzab / 41)

Zikir, lügatte; anmak, hatırlamak, yâd etmek manalarındadır. Tasavvuf ıstılahında ise zikir; Allah`ı anmak ve hatırlamak, O`nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak demektir.

Bir başka ifadeyle zikir; ‘Allah’ lafz-ı celalini veya ‘lailaheillalah’ kelime-i tevhidini söylemek, sıkça tekrarlamaktır.

“...Allah`ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya! İşte Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab / 35)

Zikrin dünya hayatında verdiği kalp huzurunun yanında, yüce kelamda geçtiği gibi Allah`ın rızasına mazhar olmak ve ahirette de mükâfatlara layık olmanın yoludur.

Zikir, muhabbet ve sevginin alametidir. Sık sık sevdiklerimizi hatırlayıp, onları anmak; iyilik ve güzelliklerini başkalarına da anlatmak isteriz. İşte bu zikrin asıl sebebidir; karşılıksız duyulan muhabbet...

Mahlûkat içerisinde zikirden uzak bir varlık düşünülemez. İstisnasız hepsi; Âlemlerin yegâne yaratıcısını kendi dillerince-hallerince zikredip tesbih ederler.

“Hiçbir şey yoktur ki, Allah`ı tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra / 44)

“Rabbini zikredenle Rabbini zikretmeyenin misali; ölü ile diri gibidir.” (Buhari)

Zikr-i cehri ve zikr-i hafi olmak üzere iki türlü zikir vardır.

Zikr-i cehri (aleni zikir), dille ve sesli olarak yapılan zikirdir. Dille-sesli yapılan zikri esas alan tarikatlara, “Cehri Tarikat” denir.

Zikr-i hafi ise gizli yapılan zikirdir. Buna “Zikr-i Kalbi” de denir. Kalbi zikir de dil dâhil hiçbir aza müdahil değildir, hareketsizdir; Mezkûru (Allah`ı) sadece kalp zikreder.

Mutlak zikir, her halükarda yapılabilirse de, usul ve adabına uygun kalbi zikir için öncelikle zikre hazırlık babında yapılması gereken bazı hususlar vardır. Bunlar;

1- Tam bir taharet -temizlik- ve abdest... Yani kişinin gerek şahsi ve gerekse zikirde bulunacağı mahallin temizliği…

2- Ayrıca zikir mekânının tenha olması, kalbi meşgul edecek dış tesirlerden uzak olması…

3- Zikrin mahalli olan kalbin temizliği için istiğfar…

4- Kalbin her şeyi unutması için bir süre rabıta, sonrasında da zikir...

Zikrin yeri ve zamanı var mıdır?

Zikrin yeri içinde yaşadığımız dünyadır. Zamanı bize verilen ömür sermayesidir. Öldükten sonra zikirle meşgul olmak mümkün değildir. Her şey gibi zikir de zamanında ve zemininde yapılırsa makbuldür.

Mutlak zikrin ne muayyen bir zamanı, ne de hususi bir mekânı vardır. Her yerde her zaman ve her pozisyonda yapılabilir. Nitekim bu husus Kur’an`ı Kerim`de, “Onlar (Müminler) ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken hep Allah`ı zikrederler” (Al-i İmran / 191) diye açıklanmaktadır.

Zikrullah kalben ve gizli yapıldığı için bir nevi tefekküre benzemektedir ve hiç kimse duyamayacağı ve bilemeyeceği için riya tehlikesi en az olan ibadetlerdendir. Hatta “riyasızdır” diyebiliriz.

Velhasıl kelam unutmayan unutulmayacaktır; ne dünyada ne de ukbada... Unutan ise unutulmaya mahkûmdur; hem de hatırlanmaya en muhtaç olduğu anda...

Rabbim! Bizleri bir an bile Seni unutanlardan eyleme. (Âmin)

Fahriye Genç / Nisanur Dergisi - Ağustos 2015 (45. Sayı)
 


 
24-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.