Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, iki cihan serveri Hazreti Muhammedin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerine olsun.
Komşuluk, hayatımızdaki belki de en önemli yakınlıklardan biridir. Çünkü daha önce tanımadığımız, karşılaşmadığımız insanlarla aynı apartmanı paylaşır, hatta zaman zaman iki adım mesafede yaşarız.
Aynı alanı paylaşıyoruz. Her sabah aynı merdivenlerden iniyor, aynı asansöre biniyoruz. Ayak seslerimizi duyuyor, kapıların açılıp kapanmasına kadar pek çok hareketten haberdar oluyoruz. Hatta evlerden gelen yemek kokularından insanların ne pişirdiklerini bile anlayabiliyoruz. Her şeyden haberdar olduğumuz bu yakınlıkta, aramızdaki ilişkinin ne kadar derin olduğunu sorgulamak gerekir.
İki adım ötemizde, karşı dairemizde oturan insanların adını bile bilmediğimiz zamanlar oluyor.
Çocukluk yıllarımızda şahit olduğumuz komşuluk ilişkileriyle günümüzdeki komşuluk ilişkileri arasındaki farkları görüyoruz. Eskiden annelerimiz, bir tabak yemek göndermek için sebep aramazdı. Hatta çoğu zaman en özenle hazırlanan yemek komşuya ayrılırdı. Hastalanınca ziyaret edilir, dertlenince derdi dinlenirdi. Sevinçli anlarında yanlarında olunur, bayramlarda ilk önce onların kapısı çalınırdı.
Ne yazık ki günümüzde bu değerler eski önemini yitirmiş durumda. Bir evde kahkahalar yükselirken diğer evde insanlar, kimsenin haberi olmadan hastalıklarla mücadele edebiliyor. Bütün bunlar habersiz ve sessiz bir şekilde yaşanıp gidiyor.
Oysaki İslam dinine göre komşuluk ilişkileri sıradan değildir. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, kullarına anne babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik etmeyi emrederken “yakın komşuya ve uzak komşuya” da iyilik edilmesini emreder. (Nisâ Suresi, 36. Ayet) Komşuluk, yalnızca geçmişten gelen güzel bir gelenek değil, aynı zamanda İslami ve ahlaki bir sorumluluktur.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise komşuluk hakkı konusunda ümmetini defalarca uyarmıştır:
“Cebrâil bana komşuyu o kadar tavsiye etti ki onu mirasçı kılacağını zannettim.” (Buhârî, Edeb, 28)
Müslüman olmak, yalnızca ibadetlerimizi yerine getirmekle sınırlı değildir. Yanı başımızdaki insanın durumundan haberdar olmak, hâlini hatırını sormak ve ihtiyacını giderebilmek de Müslümanlık görevlerimiz arasındadır.
Bunlar ağır sorumluluklar değildir. Asansörde karşılaştığımızda selam vermek, yeni taşınan komşumuza “Hoş geldiniz.” diyebilmek, yaşlı komşumuzun poşetlerini taşımaya yardım etmek, özenle hazırladığımız yemekten bir tabak komşumuza ayırmak, başka bir insanın hayatında derin izler bırakabilir.
Komşuluk, derin bir ilişkidir. Belki de hayatımızdaki en yakın ilişkilerden bazılarını komşularımızla kurarız. Hastalandığımızda ilk onlardan yardım isteriz. Bu sebeple haklarına en çok riayet etmemiz gereken kişiler arasında onlar da vardır.
Komşularımızın huzurunu korumak, haklarına saygı göstermek ve kendi rahatımız uğruna başkalarını rahatsız etmemek gerekir. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna eziyet etmesin.” (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)
Bu hadis, apartman hayatında her gün karşılaştığımız pek çok meseleye ışık tutmaktadır. Gece geç saatlerde yüksek sesle konuşmak, komşunun dinlenme hakkını gözetmemek, ortak alanları kirletmek veya apartman sakinlerinin haklarını önemsememek yalnızca görgü meselesi değildir; kul hakkı bakımından da düşünülmesi gereken davranışlardır.
Bir müminin ahlakı, yalnızca ibadetlerini yerine getirirken sergilediği davranışlarla değil; evinde, apartmanında ve komşularıyla kurduğu ilişkilerde de kendini gösterir. Müslüman bir kadın, evinde temizliği ve düzeni gözettiği gibi komşuluk ilişkilerinde de haklara saygı gösteren, hâl hatır soran ve komşusunu gözeten bir tutum sergilemelidir.
İyi komşuluk, yalnızca yardım etmekle değil, sınırları bilmekle de mümkündür. Her kapıyı çalmak, her meseleyi sormak veya duyduğumuz her şeyi başkalarına anlatmak yakınlık değildir. Komşumuzun ailevi meselelerini araştırmamak, özel hayatına saygı göstermek, kusurlarını yaymamak ve ihtiyaç duyduğu zaman mahremiyetini korumak da güzel ahlakın bir parçasıdır.
İslam, insanın onuruna ve özel hayatına büyük önem verir. Allah, müminleri gıybetten, koğuculuktan ve tecessüsten men etmiştir. Bu uyarılar, komşuluk ilişkilerimiz için de son derece önemlidir. Birbirimize bu kadar yakın yaşamamız sebebiyle zaman zaman bazı olaylara şahit olabiliriz. Mümin bir kadın, şahit olduğu olayları yaymaz, başkalarının özel hayatını araştırma çabası içine girmez ve insanların arkasından konuşarak kusurlarını dile getirmez.
Bir apartmanda huzurun oluşması için insanların yalnızca birbirine yardım etmesi yetmez; birbirine güvenmesi de gerekir. Güven, dedikoduyla değil anlayışla; merakla değil saygıyla; yargılamakla değil empatiyle oluşur.
Kapılarımız kadar gönüllerimiz de yakın olsun. İlişkilerimizde merhamet, güven ve anlayış daim olsun duasıyla…
Senanur Gizli