Bir çocuğa tesettürü öğretmek, ona yalnızca neyi giyip neyi giymeyeceğini anlatmak değildir. Tesettür; daha çocukluk yıllarında gönle yerleştirilen bir mahremiyet şuuru, hayâ duygusu ve Allah’ın sınırlarına karşı hassasiyet kazandırma meselesidir.
Bugün bir anne, çocuğunun dışarıda nasıl giyindiğine dikkat ediyor. Elbette bu güzel ve önemlidir. Ancak mesele yalnızca dışarıdaki kıyafet değildir. Evimizin içinde de mahremiyetin, hayâ ve edebin bir ölçüsü olmalıdır. Çocuk, daha küçük yaşlarda bedeninin kendisine ait bir emanet olduğunu, herkesin her şeyi görmesinin ve bilmesinin doğru olmadığını öğrenmelidir. Çünkü çocuklukta sıradanlaştırdığımız pek çok şey, büyüdüğünde değiştirmekte zorlandığımız alışkanlıklara dönüşebilir.
Elbette 8-9 yaşındaki bir çocuğu yetişkin gibi görmekten ya da henüz üzerine farz olmayan bir hükmü, taşıyamayacağı bir yük hâline getirmekten söz etmiyoruz. Bizim vurguladığımız husus, farzın vaktinden önce onun şuurunun ve zeminini oluşturan bilincin kazandırılmasıdır.
Çocuk namaza alışırken nasıl yavaş yavaş namazı seviyor, abdest almayı öğreniyor, Rabbine yönelmeyi hayatının bir parçası hâline getiriyorsa; tesettürün de hikmetini ve güzelliğini küçük yaşlardan itibaren tanıması gerekir.
Onlara Allah’ın emrini sevdirerek, mahremiyetin kıymetini anlatarak ve kendi yaşantımızla örnek olarak öğretirsek, tesettür yalnızca bir kıyafet olmaktan çıkar; kişinin Rabbine karşı taşıdığı bir kulluk sorumluluğuna dönüşür inşallah.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve kendiliğinden görünen kısmı müstesna, ziynetlerini açığa vurmasınlar.” (Nûr Suresi, 31. Ayet)
Tesettürün bir yönü elbette kıyafettir. Fakat tesettürün ruhunda hayâ, edep, ölçü, bakış, konuşma ve davranış da vardır. Bu yüzden çocuğumuza yalnızca “Şunu giyme, bunu ört.” demek yeterli değildir. Ona neden örtündüğünü, kimin rızasını gözettiğini ve bir Müslümanın hayatında mahremiyetin neden önemli olduğunu da anlatmalıyız.
Bir de şu yanılgıya düşmemeliyiz: Tesettürü zamanın modasına göre şekillendirmek...
Oysa Allah’ın emri moda gibi mevsimden mevsime değişmez. Nasıl ki “Bu yıl namazın şekli değişti.” demiyor, öğle namazının dört rekâtını iki rekât kılmıyorsak; tesettür konusunda da ölçüyü modanın belirlemesine izin veremeyiz.
Elbette kıyafetin rengi, kumaşı ve mevsime uygun şekli değişebilir. Fakat ölçü değişmemelidir. Çocuğumuza tesettürün özünün modaya uymak değil, Allah’ın emrine uymak olduğunu öğretmeliyiz.
Bunu yaparken de sertlikten önce sevgiye, baskıdan önce örnek olmaya ihtiyacımız var.
Çocuk, annesinin ve aile büyüklerinin mahremiyete nasıl dikkat ettiğini görmeli. Anne ve baba mahremiyet konusunda ne kadar hassas ve samimi olursa, çocuk da bunu o kadar doğal bir davranış olarak benimser. Çocuk çoğu zaman anlatılanı değil, gördüğünü öğrenir.
Fakat burada çok önemli bir denge vardır: Tesettürlü olmak, güzel ahlaklı olmanın alternatifi değildir. Tesettür ve güzel ahlak birbirinden koparılamaz.
Örtünüp insanlara kötü davranmak, örtünüp kalp kırmak, örtünüp kibirlenmek, örtünüp başkasının hakkına girmek tesettürün ruhuyla bağdaşmaz. Çünkü Allah’ın bizden istediği yalnızca bedenimizi örtmek değil; hayatımızı da O’nun razı olacağı bir ölçüyle yaşamaktır.
Rabbimiz şöyle buyurur, “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır.” (A‘râf Suresi, 26. Ayet)
Ne güzel bir ölçüdür: Takva elbisesi...
Çocuğumuza hem örtünmeyi hem de diliyle kimseyi incitmemeyi, bakışıyla rahatsız etmemeyi, arkadaşının hakkına girmemeyi, büyüklerine saygı göstermeyi, küçüklere merhamet etmeyi de tesettür şuurunun bir parçası olarak anlatmalıyız.
Çünkü bizim gayemiz sadece “kapalı bir çocuk” yetiştirmek değil; Allah’ın sınırlarını bilen, hayâyı seven, mahremiyetin değerini anlayan, örtüsünü Rabbine karşı bir kulluk bilinciyle taşıyan güzel ahlaklı bir insan yetiştirmektir.
Çocuklarımızı nazik, merhametli ve yumuşak kalpli yetiştireceğiz. Fakat söz konusu mahremiyetleri olduğunda, sınırlarını koruyabilen, kendisine uzanan dile ve ele karşı gerektiğinde güçlü bir duruş sergileyebilen bireyler olmalarını da öğreteceğiz.
Bazen anne babalar bütün gayretlerine rağmen çocuklarının ileride farklı tercihler yaptığını görebilir. İşte burada bize düşen, üzerimize düşeni hakkıyla yapmaktır. Tohumu güzel atmak, toprağı hazırlamak, sulamak ve büyümesi için gereken emeği vermek bizim vazifemizdir. Fakat kalpleri çeviren, hidayeti veren Allah’tır.
“Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas Suresi, 56. Ayet)
Öyleyse çocuklarımızı yetiştirirken ne ihmalkâr olalım ne de onların bütün geleceğini kendi kontrolümüzde sanalım.
Peki Çocuklarımıza Tesettürü Nasıl Öğretir ve Sevdiririz?
Önce biz örnek olmalıyız. Çocuk, anlatılanı değil çoğu zaman gördüğünü öğrenir. Anne ve baba mahremiyet konusunda ne kadar hassas davranırsa, çocuk da bunu o kadar doğal bir davranış olarak benimser.
Tesettürü bir yasak gibi anlatmamalıyız. “Bunu giyemezsin, bunu yapamazsın.” demek yerine, “Allah bunu seviyor, Rabbimiz bize böyle güzel bir ölçü vermiş.” diyerek sevgi merkezli bir dil kullanmalıyız.
Bir çocuğun eğitiminde süreklilik ne kadar önemliyse, tesettür konusunda da aile tutumu ve istikrar o kadar önemlidir. Çocuk, kendisine öğretilen bir davranışın ne kadar ciddiye alındığını, büyüklerinin o konudaki kararlılığını ve yaklaşımını zamanla öğrenir.
Küçük yaşlardan itibaren çocuk eşarbını bir oyuncak gibi görüp istediğinde takıp istediğinde çıkarabilir. Bu yaşlarda bunu bir öğrenme ve tanıma süreci olarak değerlendirebiliriz. Fakat tesettür bilinci kazandırılırken, ilerleyen yaşlarda bunun yalnızca bir oyun veya geçici bir heves olmadığını da çocuğumuza anlatmalıyız. Eşarp takmak, fotoğraf çektirmek ya da bir merasimde güzel görünmekten ibaret değildir. Tesettürün bir inanç, hayâ ve kulluk sorumluluğuyla ilişkili olduğunu yaşına uygun bir dille öğretmeliyiz.
Çocuğun küçük yaşta eşarp takması ile tesettürün dinî sorumluluğunu taşıması aynı şey değildir. Çocuk henüz farz yaşına gelmeden ona tesettürü sevdirmek, hazırlamak ve bilinç kazandırmak ailelerin eğitim sorumluluğu içinde değerlendirilebilir. Ancak bu süreçte çocuğun yaşı, gelişimi, duyguları ve anlayışı gözetilmeli; tesettür korkuyla, utandırmayla veya zorlamayla değil, sevgi ve hikmetle anlatılmalıdır.
Pınar TAŞ