Müslümanların asırlar boyu insanlığa önderlik etmesi sadece askeri veya siyasi bir güçle değil, temelde bir temsil ve ahlak üstünlüğüyle gerçekleşmiştir. Endülüs’ten Bağdat’a kadar İslam medeniyeti; bizlere bilginin hikmetle, sanatın estetikle, ticaretin ise dürüstlükle harmanlandığı bir model sunmuştur. Kur'an-ı Kerim de bu ideal toplumu şöyle tarif eder: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân Suresi, 110. Ayet)
Bugün bu numune-i imtisal yani örnek olma vazifesi; fiziksel meydanlardan dijital meydanlara, yani sosyal medyaya taşınmıştır. Geleneksel İslam düşüncesinde mekan, ibadetin ve tebliğin kalbidir. Camiler, medreseler ve tekkeler asırlar boyu hakikatin yankılandığı merkezler oldular. Ancak bugün, insanlığın toplandığı pazar yeri değişti. Artık şehir meydanlarında değil, pürüzsüz cam ekranların ardındaki dijital koridorlarda buluşuyoruz.
Modern dünyada tebliğ sadece kürsülerde değil, artık 15 saniyelik dikey videolarda gerçekleşiyor. Bir video ile dünyanın öbür ucundaki bir insanın kalbine dokunmak mümkün. Görmezden gelmek isteyen ve inkar edenler olsa da artık sosyal medya, genç kuşağın kimlik inşa ettiği temel mecradır. Z kuşağı ve sonraki nesiller dünyayı sosyal medya üzerinden anlamlandırıyor. Maalesef gençler kendi değerlerini temsil eden, hem çağdaş hem dindar başarılı figürler görmediğinde; tamamen seküler ve inanç dünyasına uzak hayat tarzlarını tek seçenek olarak algılamaya başlar. Tıpkı bugün olduğu gibi. Dijital dünyada kendi düşüncelerinin karşılığını bulamayan genç, inancını yaşarken kendini azınlıkta ve demode hissedebilir.
Eğer, Müslüman entelektüeller, sanatçılar ve davetçiler bu alanda aktif olmazlarsa, oluşan boşluk yıkıcı akımlarla dolacaktır. Aktif çalışma, sadece paylaşım yapmak değil, bir dijital bilinci oluşturmaktır.
Boşluk kabul etmeyen dijital dünya, sizin anlatmadığınız her şeyi başkasının kurgusuyla doldurur. Dolayısıyla Müslümanların dijital sahada varlık göstermesi bir tercih değil, modern dünyada bir sorumluluk halini almıştır.
Meydan boş kaldığında, İslam hakkındaki bilgileri Müslüman olmayanlar veya İslam’a ön yargıyla yaklaşanlar tanımlamaya başlar. İslam’ın temel değerleri yerine yanlış yorumlanan bilgiler dijital evrende daha hızlı yayılır. Toplumsal olaylarda merhamet, yardımlaşma ve kul hakkı gibi İslami değerlerin sesi duyulmaz olur. Sadece başkalarının ürettiği içerikleri tüketen bir kitle, zamanla o içeriklerin değer yargılarını fark etmeden içselleştirir.
Dahası; İslam’ın sanat, edebiyat ve nezaket dili sergilenmediğinde, din sadece bir yasaklar bütünü gibi algılanmaya başlar. Müslüman gençler için sosyal medya sadece bir tebliğ sahası değil, aynı zamanda nefes aldıkları, eğlendikleri ve sosyalleştikleri bir mecra. Eğer biz bu alanı sadece ağır nasihatler ve soğuk kurallar bütünü olarak kurgularsak, gençleri bu mecranın doğal akışından ve neşesinden koparmış oluruz.
İslam, hayatın kendisidir; hayatın içinde ise mizah, macera, estetik ve dinamizm vardır. Müslüman gencin eğlence anlayışı da İslam’a göre şekillenmelidir.
Bugün içerik üretimi, çağın emr-i bi'l-ma'ruf yani iyiliği emretmek yöntemidir. Ancak burada düşülen en büyük tuzak, estetiği ihmal etmek veya mesajı popülizme, algoritma kaygısına ve alkış cazibesine feda etmektir. Müslüman içerik üreticisi, ihsan kavramını yani yaptığı işi en güzel şekilde yapmayı merkeze almalıdır.
Ve Müslümanlar olarak bizler de algoritmaların bizi yönetmesine izin vermek yerine, hayırlı mesajları yaymak için bu sistemlerin nasıl çalıştığını öğrenmeliyiz.
İslam’ın zarafet, nezaket ve estetik anlayışını içerik ve paylaşımlarımızda yansıtmalı, İslami içerik kalitesiz olur algısını kırmalıyız.
Müslüman bir kullanıcı için ilk adım, bu mecrayı bir vakit öldürme aracı değil, bir emanet olarak görmektir. Zaman, Kur’an-ı Kerim’in üzerine kasem ettiği en kıymetli sermayemizdir. Vaktimi mi öldürüyorum, yoksa bir hayra mı vesile oluyorum sorusunu kendimize sorarak niyet tashihi yapmak hayatidir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur, “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizî, Zühd, 11)
Dijital ahlakın da temel ilkeleri olmalı elbet; fiziksel dünyada gösterilmeyen tavırların, anonimliğin arkasına sığınarak dijital dünyada sergilenmemesi gerekir.
Görsel odaklı bu çağda haya ve mahremiyet çizgisi titizlikle korunarak sınırlar belirlenmeli.
Teyit edilmemiş bilgiyi paylaşmamalı;
"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsrâ Suresi, 36. Ayet) ayeti gereği hakikati korumalıyız.
Sadece dini metinler paylaşmak yerine; adaleti, çevre bilincini ve merhameti modern dünyanın diliyle yeniden yorumlamalıyız.
Sonuç olarak; Müslümanlar sosyal medyada sadece tüketici değil, kaosun ortasında sükûneti, cehaletin ortasında hikmeti temsil eden birer kutup yıldızı olmak zorundadır. Asırlar boyu yeryüzünü imar eden bu ruh, bugün pikselleri ve algoritmaları da hayırla imar etmelidir.
Zeliha Elter