Bir önceki yazımızda dijital çağda Mümin kadını konuşmuş ve çağın sosyo-kültürel değişimine sebep olan etkenleri ele almıştık. Bu ay ki yazımızda sizlerle teknoloji ve hız çağında ebeveynlik üzerine konuşmamız olacak. Ebeveynlik sıradan bir sorumluluk değil, aksine büyük ve ağır bir mesuliyettir. Evlat, anne ve babaya verilmiş en büyük emanetlerden biridir. Emanetin hakkı ile korunması sadece bedeni ihtiyaçların karşılanmasıyla değil, aynı zamanda ruhi ihtiyaçlarının da muhafazası ile mümkündür. Bu sebeple ebeveynlik, bir bakıma terbiye etme, yön ve istikamet verme vazifesidir. Bir ağaç sulanır ise çiçek verir, meyveleri dallarında büyür. Çocuk da bir bakıma ağaç misalidir. Merhamet ve sorumluluğun bilincinde yetiştirilmesi gerekir.
Evde verilen eğitim, öğretilen değerler ve gösterilen örnek, çocuklarımızın karakterinin temelini oluşturur. Bu sorumluluk sadece sözle değil, aynı zamanda hâl ile gösterilen davranışlarla yerine getirilir.
Çağımızda bu sorumluluk biraz daha ağırlaşmış, dış dünyadaki her türlü olumsuzluklardan korurken, evdeki dijital ortamdan korumak bazen mümkün olmamıştır. Bugün iki parmak ucuyla dünyaya açılan bir penceremiz oluyor. Doğru ve yanlış bu pencereden görünüyor. Bu pencereyi çiçek bahçesine veya diken dolu bir bahçeye açtırmak beşer olarak bizlerin elinde. Bu bağlamda evlatlarımızın yönünü de bizim hâl, tutum ve söylemlerimiz belirler. Sosyal medya, oyunlar, internet ve çeşitli cihazlar, çocuklarımızın dikkatini dağıtmakla kalmıyor, aynı zamanda onların değerler ve ahlak konusunda doğru rehberlik arayışını da etkiliyor. Bu noktada dijital ebeveynlik, sadece ekranı kontrol etmek değil, çocukların teknoloji ile ilişkilerini bilinçli bir şekilde şekillendirmeyi gerektirir.
İslam ve nebevi metod her alan da vasatı (orta yolu) bulmayı emrederken, yaşantımızın bir sorumluluğu olan ebeveynlikte de sürekli yasaklayıcı veya tamamen serbest bırakmış bir sorumluluğu istemez. Bir çocuğu sürekli olarak herhangi bir şeye “zararlıdır” teskinini verirsen bir müddet sonra o merak halini uyandırır. Zaten serbestiyetin zararlarını saymaya gerek yok. Bugün ailelerin, bazen kendi konforları uğruna çocuklarının eline ekranı sıkıştırıp hayatlarını daha rahat yaşama düşüncesi olabiliyor. Ne yazık ki artık çocukların en mutlu olduğu alan parklarda dahi, bazen çocuğun elinde o dijital ekranı görmek mümkün. Koşması, dolanması, oyunların içine karışması beklenirken üstelik...
Tüm bunların yanında, teknolojiye tamamen sırt çevirmek de çözüm değildir. Çünkü bu çağda kaçınmak değil, yön vermek gerekir. Önemli olan, teknolojiyi amaç değil araç haline getirebilmektir. Faydalı içeriklere yönelmek, süreyi sınırlamak ve alternatif uğraşlar sunmak, dengeyi kurmanın temel yollarındandır.
Ayrıca evlatlara küçük yaşlardan itibaren haya, edep ve sorumluluk bilincinin kazandırılması büyük önem taşır. Bu değerlerle yetişen bir çocuk, dijital dünyada karşılaştığı içerikleri daha sağlıklı değerlendirebilir. “Allah beni görüyor” şuuru (murakabe bilinci), çocuğun yalnız kaldığında dahi doğruyu tercih etmesine yardımcı olur. Bu bilinç, dijital çağın görünmeyen tehlikelerine karşı en güçlü kalkandır.
Kontrol merkezli yasaklayıcı değil, sınırlı bir tavır, sürekli göz üstünde muamelesi değil, hal dili ile yapılan davranış, çocuğu istikamete götüren bir unsur olur.
Aile içi muhabbetler, haftalık İslami sohbetler ve bu anlamdaki programlar, çocuk ile yapılan farklı dış ve ev içindeki aktiviteler çocuğun ekran süresini kısaltan olumlu değerlerdir.
Bugün elinde sürekli bir telefon ile gezen, aile içi muhabbetin, sohbetin öldüğü bir evde, çocuğunun ekran başından kalkmadığını şikâyet eden bir anne baba bu bağlamda ne denli samimi olur?
Çocuklar hâl diline daha çok bakar. Doğru temsiliyetin yüklü olduğu bir ebeveynlikte, çocuğun sorumluluk ve istikamet bilinci daha çok olur. Rol model olmak bu yolculukta çok önemlidir.
Ekranda vakit kaybı, çocukta sabır, dikkat ve hareket bozukluğuna yol açtığı gibi, bir takım kişilik bozukluğuna dahi götürebilir. Yine bu noktada kritik mesele olarak yasaklama değil kontrollü bir kullanım tavsiye edilmeli.
Dijital çağda ebeveynliğin temel meselesi, çocuğun kalbini koruyabilmektir. Çünkü kalp, insanın merkezidir. Gözün gördüğü, kulağın işittiği her şey kalbe tesir eder. Bu sebeple ebeveyn, evladının ne izlediğini ne dinlediğini ve ne ile meşgul olduğunu bilmekle sorumludur. Ancak bu kontrol, baskıcı ve yasaklayıcı bir şekilde değil, bilinç kazandırarak yapılmalıdır. Ayrıca çocukla kurulan iletişim, bu süreçte hayati bir öneme sahiptir. Evlat, hatasını gizlemekten korktuğu değil, paylaşmaktan huzur bulduğu bir aile ortamında yetişmelidir. Güven duygusu oluştuğunda; çocuk, dijital dünyada karşılaştığı tehlikeleri ailesine anlatmaktan çekinmez. Bu da ebeveynin rehberliğini mümkün kılar.
Sonuç olarak ebeveynlik, her çağda olduğu gibi bugün de sabır, ilim ve hikmet gerektiren bir vazifedir. Dijital çağ ise bu vazifeyi daha hassas ve dikkat gerektiren bir hâle getirmiştir. Mü’min anne ve babaların görevi, evlatlarını sadece teknolojiyi kullanabilen bireyler olarak değil, kalbi diri, ahlakı güzel ve Rabbine bağlı kullar olarak yetiştirmektir. Teknolojiyi araç, ahireti ise gaye edinen bir anlayışla hareket edildiğinde dijital çağın imtihanı da bir fırsata dönüşebilir.
Rabbimiz bizlere çocuklarımıza doğru ve güzel bir şekilde yetiştirme gücü versin. Kalplerini imana, akıllarını hikmete açsın, mahremiyetlerini ve değerlerini muhafaza etmeyi nasip eylesin. Yine bizlere rehber olmayı ve onları da şefkat ve hikmetle büyütmeyi kolaylaştırsın. Âmin.
Mümine Balca Koca