Elhamdülillahi Rabbilâlemin ve akıbetü lil-müttakîn.
İslam mücahidi… Kafkasya’nın bağrından çıkan, dünya tarihinde kendisiyle mücadele eden Rusların bile hayran kaldığı bir kahraman… Hakkın ve adaletin yanında duran, “Hayat iman ve cihattır” sözünü kendisine rehber edinen bir yiğit… İmam Şamil kimdir, gelin onu tanımaya çalışalım.
İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Müslüman ve tarikat ehli bir ailenin çocuğuydu. Son derece sağlam bir İslami eğitim aldı. Dağıstan’ın sert ikliminde, Kafkas topraklarında büyüdü. Henüz on yaşlarındayken bile yaşıtlarından çok daha iri yapılı olduğu söylenirdi. Rivayetlere göre genç yaşlarında boyu iki metreye yaklaşmıştı.
Herkes tarafından Şamil olarak tanınırdı. Babasının yaptığı imamlığı devam ettirdi; cemaatlere namaz kıldırdı, medreselerde ders verdi. Kitabullah’ı ve Hak Dini Dağıstan ve Kafkasya’daki Müslümanlara anlattı.
Zamanla o bölgedeki Müslüman toplulukların başına geçti. O dönemde tam anlamıyla bir devlet olmadığı için “devlet başkanı” demek doğru olmaz; fakat Müslümanların liderliğini üstlendiğini söyleyebiliriz. Çeçenler, Çerkezler, Kumuk Türkleri, Çepniler ve Kıpçak Türkleri gibi pek çok topluluk onun etrafında toplandı.
Kumuk Türklerinden Hacı Murat isimli bir mücahit de onun en yakın yardımcılarından biri olmuştur. Tarihe “İmam Şamil” olarak geçmiştir.
1820’li ve 1830’lu yıllarda, Osmanlı Devleti’nin II. Mahmut ve ardından Abdülmecid dönemlerine denk gelen süreçte, Şeyh Şamil Dağıstan’da Müslümanların liderliğini üstlendi. Ruslarla son derece çetin savaşlar yapıldı. Ruslar sayı ve teçhizat bakımından üstün olsa da Müslümanlar imanlarıyla direniyordu. Zamanla Müslümanlar toprak kaybetmeye başladı, Ruslar ise adım adım bölgeye hâkim oluyordu.
Müslümanlar yalnızdı. Dost bildikleri ülkelerden yardım alamıyorlardı. Osmanlı Devleti de farklı cephelerde Ruslarla savaş halinde olduğu için fiilen destek veremiyordu.
Buna rağmen Şeyh Şamil, üç bin kişilik mücahit birliğiyle seksen bin kişilik bir Rus ordusunu durdurmayı başardı. Bu olaydan sonra bütün dünya Şeyh Şamil’in kim olduğunu konuşmaya başladı. O, sadece bir savaşçı değil; gerçek bir komutan, gerçek bir mücahitti. İslam dünyasında adı saygıyla anılan büyük bir imamdı.
Rus zulmü arttıkça, barış yapmayı teklif eden bazı gruplar ortaya çıktı. Bunun üzerine Şeyh Şamil şöyle dedi:
“Biz Allah tarafından zaferle müjdelenmedik. Bizim vazifemiz zafer kazanmak değil; sefer etmektir. Biz sonuçtan değil, mücadeleden sorumluyuz. Savaşırız; gerekirse şehit oluruz. Kim Ruslarla anlaşmadan bahsederse, onu kırbaçlarım.”
Bir süre sonra bu düşüncedeki insanlar, Şeyh Şamil’i ikna etmek için annesine gittiler. “Oğluna söyle, barış yapalım. Her geçen gün eriyoruz, yok oluyoruz” dediler.
Annesi, herkesin içinde Şeyh Şamil’in yanına geldi ve dedi ki: “Oğlum, vaziyet iyi görünmüyor. Ruslarla baş edemiyoruz. Acaba barış yapsak mı?”
Herkes Şeyh Şamil’e baktı. Çünkü o, barıştan bahsedeni cezalandıracağını söylemişti. Şimdi bu söz, kendi annesinden gelmişti.
Şeyh Şamil halka döndü ve şöyle dedi: “Bu yaşlı kadın benim annemdir. Barıştan bahsettiği için ceza gerektiren bir durum oluşmuştur. Ancak onun mirasçısı da benim. Malının da borcunun da sorumluluğu bana aittir. Bu yüzden ceza bana uygulanacaktır.”
Ve annesinin sözü sebebiyle kendisini kırbaçlattı.
Sonunda, hiçbir yerden yardım gelmediği bir anda Şeyh Şamil’in ordusu yenildi. Kendisi ve askerleri Ruslara esir düştü. Şeyh Şamil, Çar II. Aleksandr’ın esiri oldu.
O dönemde Rus komutan Milyutin’in eşine yazdığı bir mektup, bu mücadelenin mahiyetini açıkça ortaya koyar. Mektubunda şöyle der:
“Biz silahsız bir dağlı köylü grubuna saldırıyoruz. Ne kalkanları var ne zırhları… Şehadeti canlarından aziz bildikleri için mızraklarımıza doğru koşuyorlar. Kadınlar bile ellerindeki küçük bıçaklarla askerlerimize saldırıyor. Birini yere seriyoruz, hemen ardından bir başkası karşımıza çıkıyor. Çoluk çocuk, yaşlı genç; esir olmaktansa şehit olmayı tercih ediyorlar. Hayatımda böyle kahraman bir millet görmedim.”
Bu savaşlarda Şeyh Şamil’in hanımı, kız kardeşi ve küçük oğlu şehit oldu. Sekiz yaşındaki oğlu Cemaleddin ise Ruslara esir düştü. Yıllar sonra kurtarıldığında ağır bir hastalığa yakalanmış ve genç yaşta vefat etmiştir.
Şeyh Şamil ailesiyle birlikte bir çiftlikte gözetim altında tutuldu. Bir süre sonra Çar, hacca gitmesine izin verdi; fakat geri dönmesi şartıyla oğlunu rehin aldı.
Hac yolunda İstanbul’a uğradı. Osmanlı’dan yardım gelmemiş olmasına rağmen kırgınlık göstermedi. Sultan Abdülaziz Han onu büyük bir hürmetle karşıladı, sarayında misafir etti.
Şeyh Şamil’in İstanbul’da olduğunu duyan halk akın akın saraya geldi. Sarayın kapıları açıldı. Şeyh Şamil balkonundan İstanbul halkını selamladı. Bir ay İstanbul’da kaldıktan sonra Mekke’ye doğru yola çıktı.
Mekke’de hacılar onu görünce büyük bir sevgi seli oluştu. “Şamil geldi!” nidaları her yere yayıldı. Kalabalık izdihama dönüşmesin diye Osmanlı yetkilileri Şeyh Şamil’i Kâbe’ye hâkim bir noktaya çıkardı. İmam Şamil oradan halkı selamladı.
İmam Şamil, hac vazifesini yerine getirdikten sonra Medine’ye geçti. Otuz beş yıllık bir cihadın ardından, Şubat 1871’de Medine’de vefat etti. Ayşe validemize komşu oldu.
Allah rahmet eylesin. Selam olsun Şeyh Şamil’e ve aziz İslam mücahitlerine.
Şuheda Engiz