Yapay zekâ mı, doğal zekâ mı?
Yapay zekâ artık hayatımızın her alanında etkin rol almaktadır. Haz ve hız çağında kısa yoldan bilgiye ulaşıyoruz, analizler yapıyoruz, öğrenmek için en kısa zamanda en derin araştırmaları yapabiliyoruz. Bir yandan hızla bilgiye ulaşırken bir yandan da zihin tembelliği sonucunda aklımızı kullanamaz duruma geliyoruz.
Yapay zekâ artık hayatımızın her alanında var. Bilgiye ulaşmak, öğrenmek ve sorularımıza cevap almak konusunda her geçen gün daha güçlü hâlde.
O zaman şu soruyu sormamız gerekmez mi? Gerçek anlamda zekâ nedir?
Zekâ yalnızca bilgiyi işlemek, doğru cevabı bulmak ve hızlı sonuç üretmek mi?
Yoksa zekânın bundan çok daha derin bir anlamı var mı?
Bizler sadece bilen bir varlık değiliz. Aynı zamanda düşünürüz, sorgularız, merak ederiz, anlam ararız. Verdiğimiz kararların sonuçlarını da taşırız. En önemli özelliğimiz ise yalnızca cevap vermemiz değil soru sorabilmemizdir. Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gideceğim? Nasıl yaşamalıyım? Doğru olan nedir? Bildiğim şey gerçekten doğru mu?
Bu gibi sorular yalnızca bilgiyle cevaplanabilecek sorular değildir. Bunlar varlığımızı ve hayat içindeki yerimizi sorgulamamızı, sorumluluk yüklenmemizi, görev almamızı, elimizden gelenin en iyisini yapmamızı gerektirir.
Allah’ın (Celle Celaluhu) bizi düşünmeye ve akletmeye çağırması da bu açıdan çok önemlidir. “Siz hiç düşünmez misiniz?” ve “Akletmez misiniz?” hitapları, sahip olduğumuz aklımızı sadece bilgi toplamak için değil, anlamamız, ayırt etmemiz, doğruya yönelmemiz, hayat algısı oluşturup ahlaki yapıya bürünmemiz için olduğunu hatırlatır. Çünkü bilmek başkadır. Anlamak başkadır. Çok şey bilebiliriz lakin bilgiyi amel haline geçirmeyince hüsrana uğrayabiliriz.
Doğal zekanın yegâne sahibi olan bizleriz. Yapay zekâ büyük miktarda bilgiyi kısa sürede işleyebilir, farklı ihtimalleri değerlendirebilir ve bize güçlü cevaplar sunabilir. Fakat bizim zekâmız yalnızca işlem yapmakla kalmaz. Yaşarız, hissederiz, severiz, korkarız, üzülürüz, hata yaparız, pişman oluruz, umut ederiz. Bütün bunların içinden kendimize bir anlam dünyası kurarız.
Duygunun ifade edilmesi o duygunun gerçekten yaşanması demek değildir. Yapay zekâ duyguyu anlatırken yaşamamaktadır. Hayatın her alanında en önemli doğal zekâ duygusal zekâdır. Bizler ne hissettiğimizi anlayabilmek, kendi öfkemizi kontrol edebilmek, gerektiğinde özür dileyebilmek, empati kurabilmek ve ilişkilerimizin sorumluluğunu taşıyabilmek için duygusal zekâ gerekmektedir.
Bunun yanında bizi biz yapan en önemli unsurlardan biri de vicdanımızdır. Zekâ; “yapabilir miyim?” diye sordururken vicdanımız bunu yapıp yapmamayı sorgular. “Bu cevap doğru mu? Bunun sonucu ne olur? Bu bilgi hangi kaynağa dayanıyor? Bu bilgiyi uygularsam hangi sonuçlar olur?” gibi sorular doğal zekanın sorularıdır. Teknoloji bize neyin mümkün olduğunu gösterebilir lakin mümkün olan her şey doğru veya yapılması gerekenler mi bunu söylemez. İşte burada ahlak, irade ve sorumluluk devreye girer.
Bizim dünyadaki konumumuz yalnızca sahip olduğumuz güçle açıklanamaz. Bize verilen akıl, irade, bilgi ve imkân nimetlerini bir emanet bilinci ile alırız. Allah (Celle Celaluhu) yeryüzüne bizi halife olarak gönderirken yeryüzünde başıboş bir güç sahibi olmamızı değil, sahip olduğumuz imkânları sorumluluk bilinciyle kullanmamızı istemiştir.
Bugün insan zekasının ürünü olan yapay zekâ yeni ve büyük bir güç olarak bizim karşımızda durmaktadır. Bizim düşünmemiz gerek mesele artık sadece neleri yapabiliriz sorusu değil, neleri yapmalıyız olmalıdır.
Medeniyetin yalnızca teknolojiyle, yüksek binalarla, güçlü ekonomilerle veya gelişmiş makinelerle kurulmayacağını çok iyi biliyoruz. Medeniyet adaletle, merhametle, güvenle, ahlakla, dayanışma ve insan onuruyla inşa edilir. Medeniyeti değerler inşa eder. Bilgi bize güç verebilir. Akıl o gücü yönlendirir, vicdan ise sınırların farkındalığıyla yüce gücün karşısında haddini aşmaz ki yeryüzünde medeniyeti inşa etmede etkin rol alabilesin...
Bu ve birçok sebep yazılabilir. Yapay zekâ ile doğal zekâyı birbirinin rakibi olarak görmek yerine, insan zekâsının ne olduğunu yeniden düşünerek hareket etmek daha akıllıca olacaktır.
Belki de bugün asıl sorgulamamız gereken yapay zekânın ne kadar zeki olduğu değil, bizim kendi zekâmızı ne kadar doğru kullandığımızdır. Bilgi arttıkça hikmetimiz artıyor mu? Teknoloji geliştikçe insanlığımız gelişiyor mu? İletişim çoğaldıkça birbirimizi gerçekten anlayabiliyor muyuz?
Gerçek zekâ belki de sadece doğru cevabı bulmamız değil; doğru soruyu sorabilmemiz, bildiklerimizi anlamlandırabilmemiz, hissettiklerimizi yönetebilmemiz, yanlışı fark edebilmemiz, vicdanımızı dinleyebilmemiz ve aldığımız kararın sorumluluğunu taşıyabilmemizdir. Bizler sadece cevap veren değil soru soranız. Sadece bilen değiliz, anlayanız. Sadece yapabilen değiliz, yapmamız gerekeni sorgulayan varlıklarız.
Belki de bizi biz yapan zekâmız değil, vicdanımızı, bilgimizi ve ahlakımızı, elimizin altında olan yapay zekâ ile geliştirebilmek, daha büyük kitlelere ulaşabilmek, sorumluluğumuzun farkındalığıyla kollektif bilincin oluşumunda etkin rol alabilmektir.
Vesselam
Psk. Aile Dan. Asiye Türkan